İnsan hayatında başarısızlığın nedenlerini çoğu zaman dışarıda arar; yanlış zamanda doğduğunu, karşısına yanlış insanların çıktığını, yeterince destek görmediğini, şansının olmadığını, hayatın ona diğerleri kadar cömert davranmadığını düşünür ve bütün bunların arasında en zor soruyu kendisine sormaktan kaçınır: “Acaba ben gerçekten istediğim şeyle yaptığım şey arasında ne kadar tutarlıyım?” Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi, başkasını suçlamasından çok daha ağırdır. Bir hedefe ulaşmak istediğini söyleyip her gün o hedefin tam tersine yürüyen, huzur istediğini söylerken kendi elleriyle hayatına karmaşa taşıyan, başarı arzuladığını dile getirirken disiplin gerektiren her şeyden kaçan, güven beklerken kendisi güven vermeyen, sevgi isterken sevgiyi hakir gören, saygı beklerken başkalarının sınırlarını hiçe sayan insanın önündeki en büyük engel çoğu zaman hayat değildir; kendi içindeki çelişkidir. Çünkü insanın zihni bir tarafa, davranışları başka bir tarafa, alışkanlıkları bambaşka bir tarafa çekiyorsa, ortaya çıkan sonuç ne kadar büyük bir hedef olursa olsun çoğu zaman dağınık, gecikmiş ve yarım kalmış olur. Başarı yalnızca istemekle, hayal kurmakla veya yüksek sesle “Ben bunu yapacağım” demekle gelmez; başarı, insanın söylediğiyle yaptığı arasındaki mesafeyi kapatmasıyla başlar. İnsan ne istediğini gerçekten bildiğinde, o isteğin bedelini de kabul etmek zorundadır. Çünkü hayat bize yalnızca sonuçları değil, sonuçlara giden yolun sorumluluğunu da verir.
Bir insanın hayatındaki en büyük çelişkilerden biri, sonuç isterken sürece tahammül edememesidir. Herkes başarılı olmak ister fakat çok az insan başarının görünmeyen tarafına razıdır. İnsanlar çoğu zaman zirvede duran kişiye bakar, onun kazandığı parayı, sahip olduğu itibarı, aldığı övgüyü, ortaya koyduğu eseri veya ulaştığı mevkiyi görür; fakat o noktaya gelene kadar kaç gece uykusuz kaldığını, kaç kez başarısız olduğunu, kaç kapının yüzüne kapandığını, kaç defa kendisinden şüphe ettiğini ve kaç kez yeniden başlamak zorunda kaldığını görmek istemez. Başarının vitrini vardır ama deposu görünmez. Oysa gerçek başarı, insanların alkışladığı anlardan çok kimsenin görmediği zamanlarda inşa edilir. Bir insan her gün “Başarılı olmak istiyorum” deyip en küçük zorluğun karşısında vazgeçiyorsa burada bir hedef değil, yalnızca bir temenni vardır. Çünkü hedef, insanın konforundan vazgeçmesini gerektirir. Eğer bir şeyi gerçekten istiyorsan, onun senden ne isteyeceğini de bilmelisin. Zaman isteyecek, sabır isteyecek, disiplin isteyecek, bazen yalnızlık isteyecek, bazen insanların seni anlamamasına dayanmanı gerektirecek. İşte çelişki tam burada başlar: İnsan çoğu zaman başarının kendisini ister ama başarıyı mümkün kılan insan olmaya yanaşmaz. Oysa hayatın matematiği şaşırtıcı derecede basittir; istediğin sonuçla onu doğuracak davranışlar birbirine zıt ise, sonuç ne kadar güçlü bir arzuyla beklenirse beklensin ortaya çıkmaz.
İnsanın kendi hayatında çelişki yaratmasının bir başka nedeni de sözleriyle alışkanlıklarının birbirini yalanlamasıdır. “Zamanım yok” diyen bir insanın saatlerce gereksiz şeylerle oyalanması, “Param yok” diyen birinin ihtiyaç olmayan şeylere sürekli para harcaması, “Huzur istiyorum” diyen birinin her gün kendisini tüketen insanlara yeniden kapı açması, “Değer görmek istiyorum” diyen birinin kendisine değersiz davrananların peşinden gitmesi, “Kendimi geliştirmek istiyorum” deyip öğrenmeye, okumaya, değişmeye direnmesi aslında hayatın ona haksızlık etmesinden çok daha başka bir şeyi gösterir: İnsan bazen kendi söylediğine kendisi bile inanmamaktadır. Çünkü istemek ile gerçekten karar vermek arasında büyük bir fark vardır. İstemek duygusal bir arzudur; karar ise davranış gerektirir. İnsan “Değişmek istiyorum” diyebilir fakat değişim, aynı alışkanlıklarla devam ederken gerçekleşmez. “Yeni bir hayat istiyorum” diyebilir fakat eski hayatı doğuran davranışları sürdürdüğü müddetçe yeni bir hayatın kapısı açılmaz. İşte insanın kendisini kandırdığı nokta budur. Yeni bir sonuç beklerken eski davranışlarını korumak, aslında aynı tohumu toprağa ekip başka bir çiçek çıkmasını beklemektir. Hayat çoğu zaman bize istediğimizi değil, ısrarla yaptığımız şeyin sonucunu verir.
Çelişkiler yalnızca başarıyı geciktirmez; insanın kendi gözündeki güvenilirliğini de yok eder. Bir insan kendisine verdiği sözleri sürekli bozduğunda, dışarıdan kimse bunu bilmese bile içeride bir şeyler kırılmaya başlar. “Yarın başlayacağım” deyip başlamadığın her gün, “Bir daha yapmayacağım” deyip aynı davranışı tekrarladığın her sefer, “Artık kendime değer vereceğim” deyip seni tüketen şeylere yeniden döndüğün her an, kendi zihninde kendine olan güveninden biraz daha kaybedersin. Bir süre sonra insanın en büyük problemi başarısızlık değil, kendisine inanmayı bırakmasıdır. Çünkü insan başkalarına verdiği sözlerden önce kendisine verdiği sözleri ciddiye almayı öğrenmelidir. Kendi hayatında kendi sözüne güvenmeyen bir insanın dışarıdan gelen motivasyonlarla uzun süre ilerlemesi mümkün değildir. Başarı, insanın önce kendisine “Ben söylediğimi yaparım” diyebilmesiyle başlar. Küçük sözleri tutarak büyük güvenler inşa edilir. Her gün biraz çalışmak, her gün biraz öğrenmek, her gün biraz daha sabırlı olmak, her gün bir önceki halinden daha disiplinli davranmak; bunlar dışarıdan bakıldığında küçük şeyler gibi görünür ama insanın kendi içindeki karakteri böyle inşa edilir. Büyük başarıların arkasında çoğu zaman büyük gösteriler değil, küçük sözlerin uzun süre boyunca tutulması vardır.
Belki de insanın en tehlikeli çelişkisi, ne istediğini bilmediği halde çok şey istemesidir. Her kapının açık olmasını isteyen, hiçbir seçeneği kaybetmek istemeyen, herkesin sevgisini kazanmak, her şeyi aynı anda elde etmek, hiçbir bedel ödemeden ilerlemek isteyen insanın önünde sonunda bir yerde durması gerekir. Çünkü hayat, bütün seçenekleri aynı anda yaşama imkânı sunmaz. Bir şeyi seçmek, başka bir şeyden vazgeçmektir. Bir yola girmek, diğer yolların bazılarını geride bırakmaktır. Başarı biraz da bu yüzden cesaret ister. Çünkü başarılı olmak yalnızca “Evet” diyebilmek değil, gerektiğinde “Hayır” diyebilmektir. Zamanını nereye vereceğine karar vermek, kimleri hayatında tutacağını seçmek, hangi alışkanlıkları bırakacağını bilmek, hangi fırsatların aslında fırsat olmadığını görebilmek gerekir. Her şeye yetişmeye çalışan insan çoğu zaman hiçbir şeye gerektiği kadar yetişemez. Herkesi memnun etmeye çalışan insan ise bir süre sonra kendisini memnun etmeyi unutur. Başarı, hayatı sonsuz seçenekler arasında dağıtmak değil; önceliklerini belirleyip o önceliklerin arkasında durabilmektir.
İnsan ilişkilerinde de aynı çelişki vardır. Bir insan çevresinde dürüst insanlar görmek istiyorsa önce kendi dürüstlüğünü sorgulamalıdır. Sadakat bekliyorsa sadakatin ne olduğunu kendi davranışlarıyla göstermelidir. Saygı görmek istiyorsa karşısındaki insanın sınırlarını bilmelidir. Fakat insan bazen kendisi için başka, başkaları için başka kurallar koyar. Kendisine yapılan küçük bir hatayı affetmez ama başkasına yaptığı büyük hataya “İnsanlık hali” der. Kendisine verilen sözlerin tutulmasını ister ama kendi verdiği sözleri şartlara göre değiştirir. İşte bu çelişki yalnızca ilişkileri bozmaz, insanın karakterindeki tutarlılığı da zedeler. Çünkü insanın gerçek karakteri, başkalarından ne beklediğiyle değil, başkalarına ne verdiğiyle ortaya çıkar. Hayatındaki insanları değiştirmeye çalışmadan önce kendi davranışlarını değiştirmeyi öğrenen insan, aslında çok daha büyük bir güce ulaşır. Çünkü insan başkasının davranışlarını kontrol edemez ama kendi tavrını kontrol edebilir. Bu farkı anlayan kişi, hayatının direksiyonunu yeniden eline almaya başlar.
Başarı konusunda sabırsız olmak da büyük bir çelişkidir. İnsanlar yıllarca sürecek bir başarıyı birkaç ay içinde, bazen birkaç hafta içinde görmek ister. Tohumu bugün ekip yarın meyve beklerler. Oysa hayatın bazı şeyleri hızlandırılabilir ama olgunlaşma süreci kandırılamaz. Bir insan kendisini geliştirmek için yıllar harcamak zorunda kalabilir. Bir meslek öğrenmek, bir eser ortaya koymak, güvenilir bir isim olmak, ekonomik özgürlük kazanmak veya zihinsel olarak güçlenmek bir gecede gerçekleşmez. İnsanların gördüğü başarı çoğu zaman uzun bir hazırlık döneminin yalnızca görünen kısmıdır. Bu nedenle başarı isteyen insanın sabırla da anlaşması gerekir. Sabır, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir; sonuç henüz görünmüyorken doğru şeyi yapmaya devam etmektir. Bir ağacın kökleri toprağın altında büyürken dışarıdan hiçbir hareket yokmuş gibi görünür. Fakat görünmeyen yerde hayat devam etmektedir. İnsan da bazen aynı durumdadır. Çabası hemen karşılık bulmaz, emeği hemen fark edilmez, çalışması hemen alkışlanmaz. Fakat bu, hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez. Belki de en önemli değişimler, henüz kimsenin göremediği yerde gerçekleşmektedir.
Bir başka büyük çelişki ise başarı isteyen insanın başarısızlıktan korkmasıdır. Oysa başarısızlık, başarı yolunun karşıtı değil, çoğu zaman onun öğretmenidir. İlk denemesinde başarılı olan insan şanslı olabilir; fakat defalarca başarısız olup her defasında hatasını anlayarak yeniden başlayan insanın kazandığı deneyim çok daha değerlidir. Çünkü başarı bazen ne yapacağını öğrenmekten önce neyi yapmaman gerektiğini öğrenmektir. İnsan her düşüşte biraz daha kendisini tanır. Nerede zayıf olduğunu, hangi noktada sabrının tükendiğini, hangi insanların yanında küçüldüğünü, hangi korkuların kararlarını etkilediğini, hangi alışkanlıkların önünü kestiğini görür. Bu yüzden başarısızlıktan kaçmak yerine başarısızlığın içindeki dersi bulmak gerekir. Her düşüşü yenilgi olarak gören insan, ayağa kalkmayı da geciktirir. Oysa bazı kayıplar insanı yok etmek için değil, yanlış yönde ilerlediğini göstermek için gelir.
Bütün bunların sonunda insanın kendisine sorması gereken soru belki de “Neden başarılı olamadım?” değil, “Hayatımda söylediklerimle yaptıklarım ne kadar aynı yönde ilerliyor?” olmalıdır. Çünkü insanın içindeki bütün parçalar aynı hedefe doğru hareket etmiyorsa, dışarıdan gelen hiçbir fırsat kalıcı başarı yaratamaz. Zihin başka şey isterken alışkanlıklar başka bir şey yapıyorsa, kalp başka bir şey söylerken korkular başka bir karar veriyorsa, insanın yol alması zorlaşır. Önce içindeki gürültüyü azaltmak, sonra ne istediğini belirlemek, ardından istediği şeyin gerektirdiği bedeli kabul etmek gerekir. Hayatın en önemli dönüşümleri bazen dışarıdan bakıldığında hiç fark edilmez. İnsan bir sabah kalkar ve artık dünün insanı gibi davranmamaya karar verir. Kendisine zarar veren alışkanlığa “Hayır” der, zamanını tüketen insanlardan uzaklaşır, gereksiz açıklamalar yapmayı bırakır, herkese kendisini kanıtlama ihtiyacından vazgeçer ve hayatını başkalarının beklentilerine göre değil, kendi değerlerine göre kurmaya başlar. İşte gerçek başarı çoğu zaman tam orada başlar; insan kendisine ihanet etmeyi bıraktığında.
Çünkü insanın hayatındaki en büyük zafer, herkesin onu alkışladığı gün değil, kimse görmezken verdiği karara sadık kaldığı gündür. Para kazanmak, mevki sahibi olmak, tanınmak, güçlü görünmek veya başkalarının hayranlığını kazanmak elbette başarı olarak kabul edilebilir; fakat insan bütün bunları elde ettiği halde kendi içindeki huzuru kaybetmişse, sürekli kendisiyle çelişiyor ve yaşadığı hayatın içinde kendisine yabancılaşıyorsa, gerçekte ne kadar kazanmıştır? Dünyanın en yüksek yerine çıkıp kendi vicdanının karşısında küçülmek, insanın yaşayabileceği en büyük kayıplardan biridir. Çünkü dışarıdaki başarıların tamamı bir gün unutulabilir; fakat insanın gece başını yastığa koyduğunda kendisiyle baş başa kaldığı o sessiz anlardan kaçması mümkün değildir. Bu nedenle gerçek başarı yalnızca ne kadar yükseldiğinle değil, yükselirken kim olduğunla ölçülmelidir. Eğer bir insan hedeflerine ulaşırken karakterini kaybetmiyorsa, başkalarının hayatını ezmeden kendi hayatını kurabiliyorsa, kazandıklarının yanında kendisini de koruyabiliyorsa, işte o zaman başarı yalnızca bir sonuç değil, anlam kazanmış bir yolculuktur.
Belki de bu yüzden çelişkiler başarı getirmez. Çünkü başarı kararsız bir zihnin, dağınık bir hayatın ve birbirini boşa çıkaran davranışların üzerine uzun süre ayakta duramaz. İnsan önce kendisiyle anlaşmalıdır; ne istediğini bilmeli, neden istediğini anlamalı ve bunun için neyi göze alabileceğini dürüstçe kabul etmelidir. Bir gün başarıyı, ertesi gün konforu; bir gün disiplini, ertesi gün bahaneyi; bir gün cesareti, ertesi gün korkuyu seçerek uzun bir yol yürünmez. İnsan hayatını değiştirmek istiyorsa önce kendi içindeki çelişkileri azaltmalıdır. Çünkü insanın enerjisi bölündükçe gücü azalır, dikkati dağıldıkça hedefi bulanıklaşır, verdiği sözleri tutmadıkça kendisine duyduğu güven zayıflar. Fakat bir gün bütün bu dağınıklığın ortasında durup kendisine gerçekten dürüst olduğunda başka bir şey başlar. Artık bahaneler azalır, hedefler netleşir, gereksiz insanlar ve gereksiz alışkanlıklar yerini daha anlamlı seçimlere bırakır. İnsan o zaman anlar ki hayatını değiştirmek için her şeyi değiştirmesi gerekmiyormuş; önce kendisiyle yaptığı anlaşmayı değiştirmesi gerekiyormuş.
Ve belki de insanın başarı yolculuğunda kendisine verebileceği en değerli söz şudur: “Ne istediğimi söyleyeceksem, onun gereğini de yapacağım.” Çünkü hayat, sözlere değil tekrarlanan davranışlara inanır. Bir insan yıllarca kendisine “Bir gün başaracağım” diyebilir ama o günün gelmesini sağlayacak adımları atmadığı sürece o cümle yalnızca güzel bir hayal olarak kalır. Oysa hayal ile hedef arasındaki fark, birinin zihinde yaşaması, diğerinin hayata geçirilmesidir. Hedefin arkasında emek, emeğin arkasında sabır, sabrın arkasında inanç, inancın arkasında ise tutarlılık vardır. İnsan kendisiyle çelişmeyi bıraktığında artık hayatındaki her şey bir anda kolaylaşmaz; fakat ne için mücadele ettiğini bilir. İşte bu bilgi, en zor günlerde bile insanı ayakta tutar. Çünkü yolun yorucu olması sorun değildir; asıl sorun, hangi yolda yürüdüğünü bilmemektir. İnsan yönünü bildiğinde yorgunluğa katlanabilir, gecikmeye sabredebilir, başarısızlıktan ders çıkarabilir ve gerektiğinde yeniden başlayabilir. Fakat kendi içinde sürekli başka bir yöne çekiliyorsa, en güzel fırsatın ortasında bile kaybolabilir. Bu nedenle gerçek başarı belki de dışarıda kazanılan ilk zaferden çok daha önce, insanın kendi içinde verdiği sessiz bir kararla başlar: Artık söylediğimle yaptığım birbirine düşman olmayacak. Artık istediğim hayatın karşısında duran kişi ben olmayacağım. Artık kendi yoluma kendi ellerimle taş koymayacağım. Çünkü insan kendi içindeki savaşı kazandığı gün, dışarıdaki dünyanın bütün gürültüsüne rağmen yolunu duymaya başlar; yolunu duyduğu gün de başarı artık uzaklarda bekleyen bir tesadüf değil, her gün attığı tutarlı adımların kaçınılmaz sonucu haline gelir. Ahmet Tekin














