Adalet, toplumların huzur ve düzen içinde yaşayabilmesinin temel taşıdır. İnsanlık tarihi boyunca adaletin sağlanması ve korunması için farklı sistemler geliştirilmiş, bu süreçte devletler önemli bir rol üstlenmiştir. "Adalet ilkin devletten gelmelidir" ifadesi, hukukun ve adaletin kaynağının devlet mekanizması olduğunu vurgulamaktadır. Bu görüş, toplumsal düzenin sürdürülebilmesi için devletin otoritesine olan ihtiyacı ve hukuk düzeninin işlevselliğini açıkça ortaya koyar.
Hukuk ve Devlet Arasındaki İlişki
Hukuk, toplumdaki bireylerin davranışlarını düzenleyen, hak ve özgürlükleri güvence altına alan kurallar bütünüdür. Bu kuralların uygulanabilir olması için bir otoriteye ihtiyaç vardır ve bu otorite, genellikle devlet tarafından temsil edilir. Devlet, toplumsal düzeni sağlamak için hukuk kurallarını oluşturur, yürütür ve ihlal durumunda cezalandırma mekanizmalarını devreye sokar. Bu bağlamda devletin temel görevi, adaleti tesis etmektir.
Eğer adalet, devletin temel işlevlerinden biri olmaktan çıkar ve bireylerin inisiyatifine bırakılırsa, toplumsal kaos ve düzensizlik kaçınılmaz hale gelir. Bu durumda bireylerin hak arayışı, güçlü olanın zayıfı ezdiği bir düzene dönüşebilir. Dolayısıyla devlet, hukuku tarafsız bir şekilde uygulayarak, tüm bireylere eşit mesafede durmalı ve toplumda adaleti sağlamalıdır.
Devletin Adalet Sağlama Sorumluluğu
Bir toplumun refah seviyesi, devletin adalet mekanizmasının etkinliğiyle doğrudan ilişkilidir. Aristoteles, adaleti "herkese hakkını verme sanatı" olarak tanımlamıştır. Devlet ise bu sanatı icra eden bir yapı olarak düşünülmelidir. Yasaların oluşturulmasında adil bir yaklaşım benimsenmesi ve bu yasaların ihlallerinde etkin bir yaptırım uygulanması, devlete duyulan güvenin temelidir.
Hukukun üstünlüğünün sağlanması, devletin toplumun her kesimine eşit ve adil yaklaşımıyla mümkündür. Eğer devlet adalet konusunda zafiyet gösterirse, toplumda güvensizlik oluşur ve bireylerin devlet otoritesine olan bağlılığı zayıflar. Bu da hukukun işlevsiz hale gelmesine ve toplumsal düzenin bozulmasına neden olabilir.
Sonuç Olarak
Adaletin devletten başlaması gerektiği düşüncesi, devletin toplumdaki merkezi rolünü ve hukukun bu rol üzerindeki etkisini anlamak açısından kritik öneme sahiptir. Hukuk, devletin toplumsal düzeni sağlama aracıdır ve adalet, bu düzenin temelini oluşturur. Devlet, adaletin teminatı olarak, bireylerin haklarını korumak ve eşitliği sağlamakla yükümlüdür. Ancak bu şekilde toplumsal barış ve refah sağlanabilir.
Adaletin devlet eliyle tesis edilmediği bir düzende bireyler, haklarını korumakta zorlanır ve kaos ortamı doğar. Dolayısıyla, devletin adaleti sağlaması ve hukukun üstünlüğünü koruması, sağlıklı bir toplumun en önemli koşuludur. Ahmet Tekin














