Tura Türk
HV
30 KASIM Pazar 08:58

Kötülüğün Gölgesinde İnsan: Kimse Kendi İsteğiyle Kötü Değildir

Ahmet Tekin
Ahmet Tekin

Kötülük Gerçekten Seçim mi?

Bir gün sokakta yürürken, size çarpan birini düşünün. Bir anlık öfke, “Ne kaba insan!” düşüncesiyle içinizi sarabilir. Belki de haklısınız. Ama o kişinin, az önce işini kaybettiğini, sevdiği birini toprağa verdiğini ya da aç olduğunu bilseydiniz, ona yine aynı gözle bakar mıydınız?

İşte tam da burada başlıyor insan ruhunun karanlık tarafına dair büyük bir soru: Bir insan gerçekten kötü olabilir mi? Daha doğrusu, bir insan kötü olmayı bilerek ve isteyerek mi seçer? Ünlü psikiyatrist Carl Jung, insan doğasının “gölge” tarafına dikkat çekerken, aslında her birimizin içinde kötülüğe dair tohumların bulunduğunu ama bu tohumların filizlenmesini çevresel, duygusal ve toplumsal etkenlerin belirlediğini savunuyordu. Kötülüğe doğan değil, kötülüğe zorlanan bir varlık olduğumuz fikri, modern psikolojiyle de örtüşüyor.

Kötülüğün Arka Bahçesi: Travmalar, Yoksunluklar, Yalnızlık

Çocukluğunu yoksulluk, sevgisizlik ya da şiddetle geçirmiş birini düşünün. Bu kişi büyüdüğünde insanlara güvenmeyi öğrenebilir mi? Hayatını hep bir mücadele içinde geçirmiş, sevilmeyi öğrenememiş bir insan başkalarını sevebilir mi? Belki de yapabileceği tek şey, hayatta kalmak adına sertleşmek, duvarlar örmek ve bazen zarar vermek olur.

Birçok suçlunun geçmişine bakıldığında, çocukluklarında istismar, ihmal, aşırı disiplin ya da aşırı özgürlük gibi uç deneyimlere maruz kaldıkları görülür. Yani “kötü” dediğimiz insanların bir kısmı, aslında yaralı çocuklardır. Kötülük, çoğu zaman sevgi eksikliğinin, güvensizliğin ve değersizlik hissinin bağıran bir dışavurumudur.

Burada sorulması gereken şu: “Kötü” dediğimiz insanlar, başka bir ihtimale sahip olsaydı, hala aynı yolu seçerler miydi?

Toplumsal Kurgular: Suçlu Kim, Sistem mi?

Bir toplum, bireylerine umut sunmazsa; adaleti sadece belli kesimlere işlerse; eğitimi, sevgiyi, fırsat eşitliğini sağlamazsa, orada kötülük çoğalır. Çünkü kötülük, boşluklarda yeşerir. İşte bu nedenle, sadece bireyleri suçlayarak kötülüğü anlayamayız. Sistemin, düzenin ve hatta kültürün kendisi de kötülüğü üretmeye teşne olabilir.

Bir başka deyişle, kimse kendi isteğiyle kötü değildir; bazen toplum onu kötü olmaya zorlar. Adaletsizlik, dışlanmışlık, ekonomik çaresizlik, marjinalleştirme... Bunların hepsi insanları zamanla “öteki” haline getirir. Ve bir gün o insanlar, kendilerini kötü tanımların içinde bulur. Bu yüzden birini yargılamadan önce, onun hayat hikâyesine kulak vermek gerekmez mi?

Kötülüğün Karşısında Empati

Hiçbir gerekçe, başkasına zarar vermeyi haklı çıkarmaz. Ancak birini anlamak, onu haklı görmek demek değildir. Empati kurmak, kötülüğün panzehiridir. İnsanları anlamaya çalışmak, onların neden bu hale geldiklerini sormak; suçla mücadelede bile daha etkili bir yoldur.

Bugün dünyada “Restoratif Adalet” adı verilen yeni bir yaklaşım konuşuluyor. Bu sistemde, suçlu ile mağdur bir araya getiriliyor, karşılıklı duygu ve deneyim paylaşımı sağlanıyor. Suçun sadece kanunlara değil, insan ilişkilerine de zarar verdiği kabul ediliyor. Ve en önemlisi: Suçlunun geçmişi, ruh hali, ihtiyaçları, toplumla yeniden nasıl bütünleşebileceği konuşuluyor.

Çünkü biliyoruz ki, iyileşmeyen yaralar kötülük üretir. O halde daha adil, daha anlayışlı, daha kapsayıcı bir toplum kurmadan kötülükle başa çıkmamız mümkün değildir.

Düşmanlarımızla Değil, Yaralılarımızla Karşı Karşıyayız

Hayatımız boyunca bize zarar veren insanlarla karşılaşırız. Bizi aldatan, aşağılayan, terk eden, yok sayan… Elbette ki bu insanlara kızmak, hatta öfkelenmek doğaldır. Ama bir noktada şunu sormak gerekir: Bu insanlar, böyle olmaktan mutlu mu?

Birçok “kötü” insan, geceleri yalnız kaldığında gözyaşı döker. Suçlu hisseder. Ama bir türlü doğru yolu bulamaz. Çünkü kimse ona nasıl iyileşeceğini göstermemiştir. Kötülüğün girdabına bir kez düşen, oradan kolayca çıkamaz. Bu nedenle, düşmanlarımızdan çok yaralı ruhlara odaklanmalıyız.

Kötülüğün Maskeleri: Kendi Acısını Unutturmak İçin Başkasına Acı Çektirmek

Kötü davranışların arkasında çoğu zaman gizli bir motivasyon vardır: kendi çektiği acıyı gizlemek ya da bastırmak. İnsanlar çoğu zaman başkalarına zarar vererek, kendi çaresizliklerini geçici olarak unutur. Bu bir tür savunma mekanizmasıdır. Kimi insanlar için başkasını aşağılamak, kendi değersizlik hissinden uzaklaşmak anlamına gelir. Birini kırmak, kendisinin ne kadar kırıldığını hatırlamamak içindir.

Bu “maskeli kötülük”, özellikle duygusal ihmal yaşamış bireylerde sık görülür. Çocukken değersiz hissettirilen bireyler, yetişkinlikte değeri başkasını küçülterek elde etmeye çalışabilir. Bu insanlar kötü değildir; sadece sevilmeyi öğrenmemişlerdir. Kendi duygularını anlamamış, tanımamış, konuşamamışlardır. Bastırılmış öfke, utanç ve kırgınlık, zamanla pasif ya da aktif saldırganlığa dönüşür. İşte tam da bu yüzden, kötülüğün altında neyin yattığını görmek, onu çözebilmenin ilk adımıdır.

Medya ve Popüler Kültürün Kötülüğü Romantize Etmesi

Birçok dizi, film ve kitapta “kötü karakterler” ilgi çekici, zeki, karizmatik ve güçlü şekilde resmedilir. Bu durum, özellikle genç bireyler için ciddi bir yanılgı yaratır. Kötülük, bir duruş gibi sunulur. Merhametsizlik, güçle eşitlenir. Empati eksikliği, “soğukkanlılık” olarak övülür. Ve zamanla insanlar, iyilik göstermenin zayıflık; acımasız olmanın ise bir üstünlük belirtisi olduğuna inanmaya başlar.

Bu kültürel mesajlar, toplumsal empatiyi aşındırır. Sosyal medyada bir başkasının acısına gülen, linç kültürüne katılan ya da bir trajediyi eğlenceye dönüştüren kitlelerin varlığı, kötülüğün normalize edildiğinin göstergesidir. Oysa gerçek hayatta kötülük; yalnızlıktır, acıdır, pişmanlıktır. Ama popüler kültür, kötülüğü “parlak” bir ambalajla sunduğu için insanlar yanıltılır. Bu nedenle, bireysel eğitim kadar kültürel dönüşüm de şarttır.

Duygusal Okuryazarlığın Eksikliği: İnsanlar Hissettiklerini Anlamıyor

Çoğu insan ne hissettiğini bilmez. Öfke, korkunun kılığına girebilir; üzüntü, sinirle maskelenebilir; mahcubiyet, saldırganlıkla dışa vurulabilir. İşte bu duygusal karmaşa içinde insanlar, tepkilerini kontrol edemez. Çünkü duygularını tanıyamaz, adlandıramaz ve yönetemezler.

Duygusal okuryazarlık, tıpkı bir dil gibi öğrenilmesi gereken bir beceridir. Ne yazık ki, eğitim sistemimiz bu konuda son derece yetersizdir. Çocuklara matematik, tarih ve fen öğretilir; ama duygularını ifade etmeleri, empati kurmaları, çatışma çözmeleri öğretilmez. Oysa duygusal zeka, bir insanın sadece bireysel başarısı için değil, aynı zamanda toplumsal uyumu için de hayati önemdedir.

Kötülüğün birçok biçimi, aslında duygusal ifadenin eksikliğinden doğar. Kızan, bağıran, tehdit eden insanların çoğu, aslında içsel olarak korkuyordur. Ama bunu söyleyemedikleri için, korkularını öfkeye dönüştürürler. Dolayısıyla kötülüğü azaltmak istiyorsak, önce insanlara duygularını tanımayı ve sağlıklı şekilde ifade etmeyi öğretmeliyiz.

Ceza Değil, Anlama: Suçluyla Değil, Suçla Savaşmak

Modern ceza anlayışı, hala büyük ölçüde “intikam” ilkesine dayanıyor. Suçlu cezalandırılıyor ama neden suç işlediğiyle ilgilenilmiyor. Oysa bu yaklaşım, ne toplumu koruyor ne de bireyi iyileştiriyor. Hapishaneler, kötülüğü azaltmıyor; sadece onu öteliyor. Çoğu zaman da daha derinleştiriyor.

İsveç, Norveç gibi bazı ülkeler cezaevlerini rehabilitasyon merkezlerine dönüştürdü. Suç işleyen bireylerin psikolojik destek alması sağlandı, meslek öğrenmeleri teşvik edildi, insan onuruna saygı duyan bir yaklaşım benimsendi. Sonuç ne oldu? Suç oranları ciddi şekilde azaldı. Çünkü insanlar, değer gördüklerinde, topluma katıldıklarında kötülük yerine üretmeyi tercih ettiler.

Suçla mücadelede anlamaya dayalı sistemler geliştirmek, sadece suçluyu değil toplumu da korur. Çünkü kötülükle savaşmanın en etkili yolu, onun kök nedenlerine inmek ve bu nedenleri ortadan kaldırmaktır.

Merhametin Gücü: Bir İnsan, Bir Cümleyle Değişebilir

İnsan hayatında bazen tek bir kişi, tek bir söz ya da tek bir dokunuş yön değiştirir. İçindeki karanlığı aydınlatacak küçük bir kibrit yeterlidir. Bu nedenle iyilik, büyük kampanyalarla değil; küçük ama anlamlı davranışlarla yayılır.

Öğretmeninin bir öğrencisine “Sen değerlisin” demesi… Bir polisin bir sokak çocuğunun başını okşaması… Bir hakimin, bir mahkumla göz göze gelip, “Sana yeniden güveniyorum” demesi… Bunların hepsi, bir insanın hayatını değiştirme potansiyeline sahiptir.

Merhamet, insanı insana bağlayan en güçlü duygudur. Ve merhamet gösterilen her birey, içindeki kötülüğü bırakma konusunda daha fazla cesaret kazanır. Çünkü kötülüğün panzehiri, ceza değil; anlaşılmak, sevilmek ve fırsat verilmiş olmaktır.

Sonuç: Kötülük Öğrenilir, İyilik de Öğretilir

Hiç kimse doğuştan katil, hırsız, yalancı ya da hain değildir. Her çocuk masum başlar hayata. Kimi sevgiyi bolca bulur, kimi aç kalır. Kimine umutlar sunulur, kiminden her şey esirgenir. Ve bir gün bazıları, kendi hayal bile etmediği bir “kötü” kimliğe bürünür. Kendi içindeki acıyı başkalarına yansıtarak yaşamaya çalışır.

Bu yüzden hüküm vermeden önce düşünmeliyiz: “Ben onun yerinde olsaydım, kim olurdum?”

Unutmayalım ki, kötülük bulaşıcıysa, iyilik de bulaşıcıdır. Ve her insan, yeterince sevilirse, anlaşılırsa, yönlendirilirse değişebilir.

Hiç kimse, kendi isteğiyle kötü değildir. Ama bazen, iyilik yapmayı ona kimse öğretmemiştir. Ahmet Tekin

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM Yalanın Değdiği Kalpte Gerçek Bile Şüpheli Olur Parkta Salıncak Sırası Bekleyen Çocuk Gibi Bekledim Seni Doğru İnsanlar Kalmanın Bir Yolunu Her Zaman Bulur! Sizi Sevmeye Cesareti Olmayan İnsanlarla Bir Gelecek Hayal Etmeyin Aşk Bir Katil midir? Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Gücün Haklı Çıktığı Yerde Adalet Yoktur Kötülüğün Kökü Bilgisizliktir Bir İnsanın Eğitimi Yalnızca Kitaplarla Ölçülmez Çoğu İnsanın En Büyük Hatası, Başlamadan Önce Mükemmel Şartları Beklemesidir Hayat Kısa Değil, Sen Onu Boşa Harcıyorsun Bazen Sevmediğinden Değil, Yorulduğundan Vazgeçersin Kadınların Sessizce Tiksindiği Adam Rolleri: İlişkilerde Kayıp ve Yanlış Anlamalar Eğer Mutsuz Olmak İstemiyorsan Kalbini Sadece Kıymet Bilene Aç İkinci Şans Birincisine İhanettir Bir Gençlik Daha Harcanmaz Uğruna! Gerçek Zenginlik: Az Şeye İhtiyaç Duyabilmek Ölümden Korkan İnsan, Yaşayan Bir Köledir Gerçek Gücün Sessiz Tanığı: Vazgeçebildiklerimiz UMUT: ZENGİNİN LÜKSÜ, FAKİRİN EKMEĞİ Değerlisin Ama Değer misin? Kendi Devrimini Yapmadan Dünya Değişmez Düşüncenin Gücüyle Yeniden Başlamak “Seveceksen Ölçülü Sev Ki Sevgin Uzun Sürsün” Son Sığınak: Tavrını Seçme Özgürlüğü Herkesi Sev, Azına Güven, Kimseye Kötülük Etme SEVGİ YER DEĞİŞTİRDİ DÜNYADA HİÇBİR ŞEY SANA AİT DEĞİL… SEN NEYİN PEŞİNDESİN? Kusurları Sevmek: Aşkın Gerçek Yüzü İnsanlığa Yenilmek Seven İnsan Veda Eder mi? Sevmek Başkadır, Beklemek Bambaşka Bir Hikâye Aşk Yalan Söyler mi? Sevdiğin Her Şey Kaybolabilir Ama Sevgi Geri Döner: Hayatın Döngüsünde Kayıp ve Umut AKLIN IŞIĞINDA: BİLGİNİN DOĞUŞU VE İNSAN ZİHNİNİN YARATICI GÜCÜ Sessizliğin Suçu: Haksızlığın Cezasız Kalması YALANIN GÖLGESİNDE GÜVENİN KIRILGANLIĞI Dostluk: Göründüğü Gibi Olmak ve Olduğu Gibi Görünmek Başlıksız İktidar: Güç Arzusu Olmadan Yönetmek Mümkün mü? DEMOKRASİ, EĞİTİMLİ HALKIN REJİMİDİR: CEHALETİN GÖLGESİNDEKİ SANDIK Kanun ve Adet, Zorla Değil İyilikle Yerleşirse Adalet Olur Demokratik Devletin Temeli Özgürlüktür Güç ve Adalet: Sessizlerin Çığlığı, Kudretlilerin Sessizliği Aptallığın Sonsuzluğu: Düşünmenin Tembelliği, İnsanın Felaketi Adaletin Olmadığı Yerde Ahlaktan Bahsedilemez Devletlerin Refahı: Para mı, Adalet mi? HÜKMETMEK KOLAY, İDARE ETMEK ZOR: KENDİMİZE HÜKMETMEYİ ÖĞRETEN HÜKÜMET Hiçbir Şey Güzel Olmayacak! Hukuk Mu, İktidarın Aracı mı? Adaletin Çift Standartlı Yüzü! Adalet Sistemi: Güçlüler İçin Özgürlük, Zayıflar İçin Cezalandırma mı? Uzayan Davalar ve Mağduriyetler: Yargı Süreçleri Nasıl Hızlandırılabilir? Ekonomide Büyüme mi, Derinleşen Kriz mi? Adalet ve Özgürlük Tartışması: Yargı Reformları mı Siyasal Baskılar mı? Eski Türkiye ve Yeni Türkiye: Nereye Gidiyoruz? Türkiye’nin Ekonomik Çıkmazı: Siyasi Kararların Gölgesinde Bir Kriz Umutsuzluğun Gölgesinde Yaşam: Ekonomik Çıkmaz ve İntihar Sevilmeye Bırakmak Gerçek Aşk: Şans Oyunlarından Bir Adım İleri Sevgi ve Yaşam Arasında Bir Denge Arayışı Haykırış ve İsyan: Sevginin Çığlığı Paranın Gölgesinde Sevgi Maskelerin Ardında ki Gerçeklik: Duyguların Gizli Dansı Sevgi: İnsanlığın En Değerli Hazinesi İnsanın Yapabildikleri ve Yapamadıkları Sevmek mi Günah Sevmemek mi? Din, Yanılsama ve İnsan Psikolojisi Üzerine Para ve Güç: İnsanlık Tarihi ve Modern Dünyadaki Etkileri Topluluk Yönetiminin Üstünlüğü: Çoğunluğun Yargısının Gücü Adaletin Kaynağı ve Hukukun Devlet Üzerindeki Rolü Özgürlüğün Sorumluluk Yükü ve İnsanların Bu Yükten Kaçış Eğilimi Bilge İnsanlar Konuşur Çünkü Söyleyecek Bir Şeyleri Vardır; Aptal İnsanlar Konuşur Çünkü Bir Şey Söylemek Zorundadırlar Bir İşe Başlamadan Önce Her Şey İmkansız Gibi Görünür: Başlama Cesaretinin Gücü Ekonomik Uçurum: Paranın Bekçileri Yanlış Yoldan Gitmenin Kolaylığı Kişilerin Başaklara Benzemesi: Olgunlaşma Süreci Üzerine Bir İnceleme Korkuyla İtaat Eden Kötü Adamlar, Sevgiyle İtaat Eden İyi Adamlar Üzerine Bir Düşünce Atatürk: Türk Milletinin Varoluşunu Koruyan Evrensel Lider Parayı Elde Etmekten Daha Zor Olan: Onu Korumak ve Büyütmek Sağlık ve Para Paradoksu: Hayatın İki Ucu Hayatın Gerçek Zenginliği: Sağlık Üzerine Bir Düşünce Başarı: Bir Yolculuk, Bir Varış Noktası Değil Dünyayı Değiştiren Çılgınlar: Büyük Değişimlere İmza Atanlar Çok Bakarsan Odak Noktanı Kaybedersin Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları Üzerine: Neden Yüksek Beklentiler Hayal Kırıklığına Yol Açar? Gizli Güzellikler: Hayatın İnceliklerini Fark Etme Sanatı Korku ve Cesaretin İnce Çizgisi: Her Gün Ölmek mi, Bir Gün Ölmek mi? Gözlemle, Sus, Dinle, Az Yargıla, Çok Sor: Bilgelik Yolunda Beş İlke İyi İnsanların Gücü ve Cezalandırılmasının Şiddeti İnsan Anlam Arayışında Olan Bir Varlıktır Konuşma Sanatı: Aklın Kullanımı Üzerine Bir İnceleme Giden ve Ölen: İnsanın İki Büyük Acısı Eğitim ve Demokrasi: Bir Toplumun İnşası Fikir ve Düşünce Arasındaki Fark Geçmişteki Hataları Hatırlatmanın Zararları: İyileşme Sürecine Saygı Gösterin Gazi Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Sığınmacı Yasası ve İskan Politikaları Büyük İskender'in Son Üç Arzusu ve Hayatın Gerçek Değerleri İyi ve Kötü: Aydınlık ve Karanlık Üzerine Bir İnceleme Güler yüzlü İhanet: İki Yüzlü İnsanlarla Baş Etmenin Yolları ve Stratejiler Ahmet Tekin'in Kaleminden: Aristoteles'in Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir İnceleme Aristoteles'in Anıtı Üzerine: Atinalılar ve Himeraeos'un Trajik Hikayesi 19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Mutluluğun Anlamı: Ahmet Tekin'in Perspektifinden Bir Değerlendirme Kendini Bulmak ve Mutluluğun Yolu Sevgi, Gurur ve Özgürlük: İnsanı Anlamak Düşüş Anında Yakalayamadığımız Şeyler: Reflekslerin Gücü ve İnsan İlişkilerindeki Rolü Çeşitlilik İçinde İnsanlık: Kevaşe, Suriyeli, Hırsız ve Arsız Kayıp ve İyileşme Üzerine Düşünceler Gerçek Zenginlik: Hayat Deneyiminin Derinliği ve Anlamı Değişim ve İnsanın Doğasındaki Acı Stresin Kaynağı Olarak Geçim ve Ölüm: İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri Modern İlişkilerin Dinamikleri: Aşk, Özgürlük ve Tek Başına Olma Dünyanın Kiralık Sevgilerle Dolu Yüzü: Sevgi ve Açlık İlişkisi Cesaret ve Korkaklık Arasındaki İnce Çizgi: Korku Üzerine Düşünceler Evrenin Gizemli Dansı: Zaman, Mekân ve Kuvvet Modern Dünyanın İronisi: Para ve İnsanlık Cesaret, Güç ve Fikir: İnsanın İçsel Yolculuğu Unutma Ki Unuttun Beni: Unutulanlar Asla Unutmaz! Değerli Olma Üzerine Bir Bakış Açısı: Başarı ve Değer Arasındaki Fark Aşırı Samimiyet, İyilik ve Sevginin Tehlikeleri: Denge Esas Alınmalı mı? Günümüz Dünyasında Yönetim ve Uyku Arasındaki İnce Dengeler