Tura Türk
HV
30 KASIM Pazar 08:59

Sessizliğin Suçu: Haksızlığın Cezasız Kalması

Ahmet Tekin
Ahmet Tekin

“Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.”
Bu söz, adaletin en temel taşı olan hesap verebilirliğin önemini özetliyor. Bir toplumun vicdanı, yalnızca kanun kitaplarında değil, o toplumun haksızlık karşısında verdiği tepkiyle şekillenir. Ne zaman ki bir adaletsizlik karşılıksız kalır, işte o zaman kötülük yalnızca bireysel bir eylem olmaktan çıkar, kurumsallaşır, yerleşir ve meşrulaşır.

Bugün dünyaya, ülkemize, çevremize baktığımızda, adaletsizliğin farklı yüzleriyle karşılaşıyoruz. Bir memurun torpille işe girmesi, bir kadının sokak ortasında şiddete maruz kalıp failin serbest bırakılması, rüşvet alan bir yetkilinin koltuğunda oturmaya devam etmesi, kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesi… Her biri, sadece bireysel bir kötülük değildir. Asıl kötülük, bu eylemler cezasız kaldığında doğar.

Haksızlık Neden Tehlikelidir?

Haksızlığın cezalandırılmaması iki yönden tehlikelidir:

  1. Suçluyu cesaretlendirir.
    Adaletin işlemediği bir yerde, suç sadece kârlı hale gelmez, aynı zamanda normalleşir. Cezasız kalan her haksızlık, bir sonraki haksızlığın zeminini hazırlar. “Bir şey olmuyor ki!” duygusu, kötülüğün çoğalmasına sebep olur. Bu, toplumsal çürümeyi hızlandırır.

  2. Mağduru susturur, toplumu korkutur.
    Mağdur adalet bulamayacağını bilirse susar. Toplum bu suskunluğu görür ve “Ben de başıma bir şey gelirse yalnız kalırım” diye düşünür. Böylece herkes susar, haksızlık büyür, kötülük egemen olur.

Cezasızlık Kültürünün Doğurduğu Toplum

Bir ülkede hukuk işlemiyorsa, yolsuzluk sıradan hale geldiyse, güç sahipleri dokunulmaz hale geldiyse orada adaletsizlik sadece bir istisna değil, bir yönetim biçimidir. İşte bu noktada cezasızlık, sadece hukuki değil, ahlaki bir çöküştür.

Bu çöküşün etkileri nelerdir?

  • Toplumsal güven sarsılır. İnsanlar devlete, yargıya, polise, medyaya güvenmez olur.

  • Adalet duygusu yerini intikam duygusuna bırakır. Herkes kendi adaletini aramaya başlar; bu da anarşinin kapısını aralar.

  • Eğitim, liyakat ve emeğe olan inanç zayıflar. Çünkü artık başarılı olmak için çalışmak değil, torpil ya da ahbap çavuş ilişkisi yeterlidir.

Adaletin Olduğu Yerde Umut Vardır

Tarihte nice büyük uygarlıklar yıkıldı; ama hiçbiri adaleti tesis ettiği sürece sarsılmadı. Osmanlı'nın en güçlü dönemlerinde bile "kadıya rüşvet verdim" lafı halk arasında hakaretti. Bugün ise bazı kesimler bunu bir meziyet gibi anlatıyor.

Adaletin olduğu yerde umut vardır. Çünkü adalet, sadece suçun cezalandırılması değil, aynı zamanda hak edenin hakkını almasıdır. Her birey, eşit bir şekilde hukuk karşısında hesap verebilmelidir. Kimsenin kimseye üstünlüğü olmamalıdır.

Sorumluluk Kimde?

Toplumsal adalet yalnızca yargının sorumluluğunda değildir. Medya, sivil toplum, akademi, bireyler… Hepimizin sorumluluğu var. Haksızlığa ses çıkarmak, susmamak, “Benim başıma gelmedi ama bir başkasının başına geldi, demek ki ben de risk altındayım” diyebilmek, gerçek vatandaşlık bilincidir.

Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Bir olayın faili kadar, o olay karşısında susanlar da tarihin ve vicdanın mahkemesinde yargılanır.

Tarihte Cezasızlığın Getirdiği Yıkımlar

Adaletin ihmal edildiği toplumların nasıl çürüdüğünü tarihten öğrenebiliriz. Antik Roma’dan Osmanlı’ya, Fransız İhtilali’nden 20. yüzyılın diktatörlüklerine kadar, adaletin göz ardı edilmesi nasıl bir felakete yol açtıysa, cezasızlık da o çöküşün en belirleyici tetikleyicisi olmuştur.

Antik Roma’da senatörlerin yolsuzlukları cezasız kaldıkça halk devlete olan güvenini yitirdi. “Ekmek ve sirk” politikalarıyla halk oyalansa da, adaletsizlik imparatorluğu içeriden çürüttü. Sonunda bir zamanların devleti olan Roma, kendi yurttaşlarının güvenini kaybettiği için yıkıldı.

Osmanlı’da da çöküş döneminde cezasızlık kültürü yayılmıştı. Rüşvetin sıradanlaştığı, devlet kademelerinde akrabalık ilişkilerinin liyakatin önüne geçtiği dönemlerde halk arasında şu söz dolaşır olmuştu: “Kimin kuluysan ona göre muamele görürsün.” Bu sözü okuyan herkes şunu hisseder: artık yasa değil, kişi esas alınmaktadır. Bu bir devletin çöküş işaretidir.

Fransız Devrimi'nin fitilini ateşleyen de adaletsizlikti. Saray çevresi tüm serveti kontrol ederken halk açlık içindeydi. Bir dilim ekmek çalan yoksul idam edilirken, saray mensupları milyonları zimmetlerine geçiriyor ama hesap vermiyordu. Bu çifte standart, halkı isyana sürükledi.

Bunlar, tarihin bize verdiği açık mesajlardır: Adaletin olmadığı yerde, barış da sürdürülebilirlik de olamaz. Haksızlık cezasız kaldığında, adaletsizlik kural olur.

Günümüz Türkiye’sinden Acı Gerçekler

Bugüne gelirsek, Türkiye'de de cezasızlık kültürünün nasıl toplumu çürüttüğünü maalesef her gün haberlerde izliyoruz. Yolsuzluk davalarının siyasi hesaplarla kapatılması, şiddet uygulayan faillerin elini kolunu sallayarak aramızda dolaşması, torpille işe giren liyakatsiz insanların kamu kaynaklarını kötü yönetmesi... Bunların her biri “kötülük” değil midir?

Bir kadın, eski eşi tarafından defalarca şikâyet edilmesine rağmen korunamaz. Sonunda sokak ortasında katledilir. Katil daha önce serbest bırakılmıştır çünkü “delil yetersizliği” vardır. Peki bu durumda, sadece o kadının hayatı mı söndürülür? Hayır. Toplumun adalete olan inancı da öldürülür.

Ya da deprem sonrası yapılan “çürük binalar”… Kimler izin verdi? Kim göz yumdu? Kimler para aldı da o kolonlar kesildi? Ve sonra binlerce insan göçük altında kaldı. Ama suçlular hâlâ ellerini kollarını sallayarak geziyor. Bu, sadece bir inşaat sorunu değil, doğrudan cezasızlık kültürünün sonucu olan kitlesel bir trajedidir.

Üstelik sadece bireysel suçlarda değil, kamu yönetiminde de hesap verilebilirlik ortadan kalkmıştır. Kamu ihaleleri bir avuç firmaya peşkeş çekilirken, denetim mekanizmaları ya susturulur ya da göstermelik hale getirilir. Vergi yükü vatandaşın sırtına yüklenirken, büyük sermayeye teşvikler ve aflar sağlanır. Bu çifte standartlar, toplumda “adalet” duygusunu paramparça eder.

Gençler ülkeyi terk etmek istiyor çünkü artık “emek vererek bir yere gelmenin mümkün olmadığına” inanıyor. Bu, sadece ekonomik bir kriz değildir. Aynı zamanda bir ahlak ve adalet krizidir.

Kapanış: Sessizliği Değil, Adaleti Seçmek

Bir ülkede insanlar, adalete güven duyduklarında, haksızlıkların peşine düşüldüğünü bildiklerinde, kötülük cesaret bulamaz. Çünkü bilir ki, eninde sonunda hesap verecektir.

Ama eğer bir ülkede insanlar, “nasıl olsa kurtulurum” düşüncesine sahipse, orada adalet ölmüştür.

Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.” Çünkü bu, diğer tüm kötülükleri mümkün kılar. İşte bu yüzden, her haksızlık karşısında susmamak, sadece bir erdem değil, aynı zamanda bir zorunluluktur.

Bugün susarsak, yarın konuşacak kimseyi bulamayabiliriz. Adalet, ancak onun için mücadele edenler oldukça yaşar. Ahmet Tekin

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM Yalanın Değdiği Kalpte Gerçek Bile Şüpheli Olur Parkta Salıncak Sırası Bekleyen Çocuk Gibi Bekledim Seni Doğru İnsanlar Kalmanın Bir Yolunu Her Zaman Bulur! Sizi Sevmeye Cesareti Olmayan İnsanlarla Bir Gelecek Hayal Etmeyin Aşk Bir Katil midir? Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Gücün Haklı Çıktığı Yerde Adalet Yoktur Kötülüğün Kökü Bilgisizliktir Bir İnsanın Eğitimi Yalnızca Kitaplarla Ölçülmez Çoğu İnsanın En Büyük Hatası, Başlamadan Önce Mükemmel Şartları Beklemesidir Hayat Kısa Değil, Sen Onu Boşa Harcıyorsun Bazen Sevmediğinden Değil, Yorulduğundan Vazgeçersin Kadınların Sessizce Tiksindiği Adam Rolleri: İlişkilerde Kayıp ve Yanlış Anlamalar Eğer Mutsuz Olmak İstemiyorsan Kalbini Sadece Kıymet Bilene Aç İkinci Şans Birincisine İhanettir Bir Gençlik Daha Harcanmaz Uğruna! Gerçek Zenginlik: Az Şeye İhtiyaç Duyabilmek Ölümden Korkan İnsan, Yaşayan Bir Köledir Gerçek Gücün Sessiz Tanığı: Vazgeçebildiklerimiz UMUT: ZENGİNİN LÜKSÜ, FAKİRİN EKMEĞİ Değerlisin Ama Değer misin? Kendi Devrimini Yapmadan Dünya Değişmez Düşüncenin Gücüyle Yeniden Başlamak “Seveceksen Ölçülü Sev Ki Sevgin Uzun Sürsün” Son Sığınak: Tavrını Seçme Özgürlüğü Herkesi Sev, Azına Güven, Kimseye Kötülük Etme SEVGİ YER DEĞİŞTİRDİ DÜNYADA HİÇBİR ŞEY SANA AİT DEĞİL… SEN NEYİN PEŞİNDESİN? Kusurları Sevmek: Aşkın Gerçek Yüzü İnsanlığa Yenilmek Seven İnsan Veda Eder mi? Sevmek Başkadır, Beklemek Bambaşka Bir Hikâye Kötülüğün Gölgesinde İnsan: Kimse Kendi İsteğiyle Kötü Değildir Aşk Yalan Söyler mi? Sevdiğin Her Şey Kaybolabilir Ama Sevgi Geri Döner: Hayatın Döngüsünde Kayıp ve Umut AKLIN IŞIĞINDA: BİLGİNİN DOĞUŞU VE İNSAN ZİHNİNİN YARATICI GÜCÜ YALANIN GÖLGESİNDE GÜVENİN KIRILGANLIĞI Dostluk: Göründüğü Gibi Olmak ve Olduğu Gibi Görünmek Başlıksız İktidar: Güç Arzusu Olmadan Yönetmek Mümkün mü? DEMOKRASİ, EĞİTİMLİ HALKIN REJİMİDİR: CEHALETİN GÖLGESİNDEKİ SANDIK Kanun ve Adet, Zorla Değil İyilikle Yerleşirse Adalet Olur Demokratik Devletin Temeli Özgürlüktür Güç ve Adalet: Sessizlerin Çığlığı, Kudretlilerin Sessizliği Aptallığın Sonsuzluğu: Düşünmenin Tembelliği, İnsanın Felaketi Adaletin Olmadığı Yerde Ahlaktan Bahsedilemez Devletlerin Refahı: Para mı, Adalet mi? HÜKMETMEK KOLAY, İDARE ETMEK ZOR: KENDİMİZE HÜKMETMEYİ ÖĞRETEN HÜKÜMET Hiçbir Şey Güzel Olmayacak! Hukuk Mu, İktidarın Aracı mı? Adaletin Çift Standartlı Yüzü! Adalet Sistemi: Güçlüler İçin Özgürlük, Zayıflar İçin Cezalandırma mı? Uzayan Davalar ve Mağduriyetler: Yargı Süreçleri Nasıl Hızlandırılabilir? Ekonomide Büyüme mi, Derinleşen Kriz mi? Adalet ve Özgürlük Tartışması: Yargı Reformları mı Siyasal Baskılar mı? Eski Türkiye ve Yeni Türkiye: Nereye Gidiyoruz? Türkiye’nin Ekonomik Çıkmazı: Siyasi Kararların Gölgesinde Bir Kriz Umutsuzluğun Gölgesinde Yaşam: Ekonomik Çıkmaz ve İntihar Sevilmeye Bırakmak Gerçek Aşk: Şans Oyunlarından Bir Adım İleri Sevgi ve Yaşam Arasında Bir Denge Arayışı Haykırış ve İsyan: Sevginin Çığlığı Paranın Gölgesinde Sevgi Maskelerin Ardında ki Gerçeklik: Duyguların Gizli Dansı Sevgi: İnsanlığın En Değerli Hazinesi İnsanın Yapabildikleri ve Yapamadıkları Sevmek mi Günah Sevmemek mi? Din, Yanılsama ve İnsan Psikolojisi Üzerine Para ve Güç: İnsanlık Tarihi ve Modern Dünyadaki Etkileri Topluluk Yönetiminin Üstünlüğü: Çoğunluğun Yargısının Gücü Adaletin Kaynağı ve Hukukun Devlet Üzerindeki Rolü Özgürlüğün Sorumluluk Yükü ve İnsanların Bu Yükten Kaçış Eğilimi Bilge İnsanlar Konuşur Çünkü Söyleyecek Bir Şeyleri Vardır; Aptal İnsanlar Konuşur Çünkü Bir Şey Söylemek Zorundadırlar Bir İşe Başlamadan Önce Her Şey İmkansız Gibi Görünür: Başlama Cesaretinin Gücü Ekonomik Uçurum: Paranın Bekçileri Yanlış Yoldan Gitmenin Kolaylığı Kişilerin Başaklara Benzemesi: Olgunlaşma Süreci Üzerine Bir İnceleme Korkuyla İtaat Eden Kötü Adamlar, Sevgiyle İtaat Eden İyi Adamlar Üzerine Bir Düşünce Atatürk: Türk Milletinin Varoluşunu Koruyan Evrensel Lider Parayı Elde Etmekten Daha Zor Olan: Onu Korumak ve Büyütmek Sağlık ve Para Paradoksu: Hayatın İki Ucu Hayatın Gerçek Zenginliği: Sağlık Üzerine Bir Düşünce Başarı: Bir Yolculuk, Bir Varış Noktası Değil Dünyayı Değiştiren Çılgınlar: Büyük Değişimlere İmza Atanlar Çok Bakarsan Odak Noktanı Kaybedersin Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları Üzerine: Neden Yüksek Beklentiler Hayal Kırıklığına Yol Açar? Gizli Güzellikler: Hayatın İnceliklerini Fark Etme Sanatı Korku ve Cesaretin İnce Çizgisi: Her Gün Ölmek mi, Bir Gün Ölmek mi? Gözlemle, Sus, Dinle, Az Yargıla, Çok Sor: Bilgelik Yolunda Beş İlke İyi İnsanların Gücü ve Cezalandırılmasının Şiddeti İnsan Anlam Arayışında Olan Bir Varlıktır Konuşma Sanatı: Aklın Kullanımı Üzerine Bir İnceleme Giden ve Ölen: İnsanın İki Büyük Acısı Eğitim ve Demokrasi: Bir Toplumun İnşası Fikir ve Düşünce Arasındaki Fark Geçmişteki Hataları Hatırlatmanın Zararları: İyileşme Sürecine Saygı Gösterin Gazi Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Sığınmacı Yasası ve İskan Politikaları Büyük İskender'in Son Üç Arzusu ve Hayatın Gerçek Değerleri İyi ve Kötü: Aydınlık ve Karanlık Üzerine Bir İnceleme Güler yüzlü İhanet: İki Yüzlü İnsanlarla Baş Etmenin Yolları ve Stratejiler Ahmet Tekin'in Kaleminden: Aristoteles'in Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir İnceleme Aristoteles'in Anıtı Üzerine: Atinalılar ve Himeraeos'un Trajik Hikayesi 19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Mutluluğun Anlamı: Ahmet Tekin'in Perspektifinden Bir Değerlendirme Kendini Bulmak ve Mutluluğun Yolu Sevgi, Gurur ve Özgürlük: İnsanı Anlamak Düşüş Anında Yakalayamadığımız Şeyler: Reflekslerin Gücü ve İnsan İlişkilerindeki Rolü Çeşitlilik İçinde İnsanlık: Kevaşe, Suriyeli, Hırsız ve Arsız Kayıp ve İyileşme Üzerine Düşünceler Gerçek Zenginlik: Hayat Deneyiminin Derinliği ve Anlamı Değişim ve İnsanın Doğasındaki Acı Stresin Kaynağı Olarak Geçim ve Ölüm: İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri Modern İlişkilerin Dinamikleri: Aşk, Özgürlük ve Tek Başına Olma Dünyanın Kiralık Sevgilerle Dolu Yüzü: Sevgi ve Açlık İlişkisi Cesaret ve Korkaklık Arasındaki İnce Çizgi: Korku Üzerine Düşünceler Evrenin Gizemli Dansı: Zaman, Mekân ve Kuvvet Modern Dünyanın İronisi: Para ve İnsanlık Cesaret, Güç ve Fikir: İnsanın İçsel Yolculuğu Unutma Ki Unuttun Beni: Unutulanlar Asla Unutmaz! Değerli Olma Üzerine Bir Bakış Açısı: Başarı ve Değer Arasındaki Fark Aşırı Samimiyet, İyilik ve Sevginin Tehlikeleri: Denge Esas Alınmalı mı? Günümüz Dünyasında Yönetim ve Uyku Arasındaki İnce Dengeler