Tura Türk
HV
25 MAYIS Pazartesi 10:01

Kendisini Aşmaya İstekli Bir Hayat, İyi Bir Hayattır; İyi Bir Hayat İse Cesur Bir Hayattır

Ahmet Tekin
Ahmet Tekin

İnsan çoğu zaman iyi bir hayatın ne olduğuna dışarıdan bakarak karar vermeye çalışır. Kimin daha çok kazandığına, kimin daha rahat yaşadığına, kimin daha çok takdir edildiğine, kimin daha görünür olduğuna bakar. Çünkü dünya, iyi hayatı çoğu zaman konforla tanımlar. Sessiz bir düzen, garanti bir gelecek, fazla risk almadan ilerleyen bir yaşam, sarsılmadan geçen yıllar… Oysa insanın içi her zaman dış dünyanın çizdiği bu tabloya razı olmaz. Çünkü insan ruhu yalnızca rahat etmek için yaratılmamıştır. İnsan ruhu aynı zamanda büyümek, dönüşmek, zorlanmak, anlam bulmak ve kendini aşmak ister. İşte bu yüzden kendisini aşmaya istekli bir hayat, gerçekten iyi bir hayattır. Çünkü iyi hayat, sadece güvenli olan değil; insanı kendi sınırlarının ötesine taşıyan hayattır. Ve insanı sınırlarının ötesine taşıyan her şeyin temelinde de cesaret vardır.

İnsan kendini aşmadan yaşayabilir. Yıllarca aynı düşüncelerle, aynı korkularla, aynı alışkanlıklarla, aynı sınırlarla devam edebilir. Sabah uyanır, günü geçirir, akşam olur, bir sonraki güne geçer. Dışarıdan bakıldığında her şey normal görünür. Ama içten içe bir şey eksiktir. Çünkü insan sadece yaşamak için yaşamaz; hissetmek için, anlamak için, büyümek için yaşar. Eğer bir hayat insanı olduğu yerde tutuyor ama onu geliştirmiyorsa, o hayat düzenli olabilir ama derin değildir. Huzurlu görünebilir ama canlı değildir. Güvenli olabilir ama gerçek anlamda doyurucu değildir. Kendini aşmaya istekli olmak ise tam bu noktada insanı sıradan bir hayattan çıkarır. Çünkü kişi, sadece günü kurtarmayı değil, kendini dönüştürmeyi seçer.

Kendini aşmak denildiğinde çoğu insanın aklına büyük başarılar gelir. Oysa insan her zaman dağları yerinden oynatarak aşmaz kendini. Bazen sadece korktuğu bir konuda ilk adımı atarak aşar. Bazen uzun zamandır sustuğu bir yerde ilk kez konuşarak aşar. Bazen yıllardır içinde taşıdığı kırgınlığa rağmen yeniden güvenmeyi deneyerek aşar. Bazen “Ben böyleyim” dediği bir alışkanlığı terk ederek aşar. Bazen de en büyük aşma, başkalarına değil, kendi içindeki karanlığa karşı verilen mücadelede ortaya çıkar. Çünkü insanın en çetin savaşı çoğu zaman dışarıyla değil, kendi içindedir. Erteleme isteğiyle, yetersizlik korkusuyla, başarısız olma endişesiyle, reddedilme ihtimaliyle, yalnız kalma korkusuyla, alıştığı hayatı kaybetme kaygısıyla savaşır. İşte iyi hayat, bu savaşlardan kaçan değil; gerektiğinde titreyerek de olsa onların içine yürüyen hayattır.

Cesaret de tam burada devreye girer. Cesaret çoğu zaman yanlış anlaşılır. İnsanlar cesur olmayı korkusuz olmak sanır. Oysa cesaret, korkmamak değildir. Cesaret, korkuya rağmen yürümektir. İçin titrerken konuşabilmektir. Sonucun ne olacağını bilmeden adım atabilmektir. Kaybetme ihtimali varken yine de denemektir. Kırılabileceğini bile bile sevmektir. Düşebileceğini bile bile yeniden ayağa kalkmaktır. Bu yüzden iyi hayat cesur bir hayattır. Çünkü insan ancak cesaret gösterdiği yerde gerçek anlamda yaşamaya başlar. Korkuların yönettiği bir hayat yaşanabilir ama genişlemez. Güvenli olabilir ama derinleşmez. Sakin olabilir ama büyümez.

İnsanı iyi hayata yaklaştıran şey, sahip oldukları değil; yüzleşebildikleridir. Çünkü insan ancak yüzleştiği şeyleri dönüştürebilir. Kendi eksikleriyle yüzleşmeyen biri gelişemez. Kendi yaralarıyla yüzleşmeyen biri iyileşemez. Kendi korkularını kabul etmeyen biri özgürleşemez. Kendini aşmaya istekli olmak, biraz da insanın kendine dürüst olabilmesidir. “Burada tıkandım”, “Burada korkuyorum”, “Burada eksik kaldım”, “Burada değişmem gerekiyor” diyebilmektir. Bu dürüstlük kolay değildir. Çünkü insan bazen gerçeği görmekten çok, alıştığı yalanla yaşamayı tercih eder. Ama iyi hayat, insanın kendine söylediği konforlu yalanlarla değil, kendine gösterdiği cesur dürüstlükle kurulur.

Hayatta birçok insan potansiyelinin altında yaşar. Yapabileceklerinden daha azını yapar, hissedebileceklerinden daha azını hisseder, olabileceğinden daha küçüğüne razı olur. Bunun sebebi çoğu zaman yeteneksizlik değildir; korkudur. Çünkü insan bazen başarısız olmaktan çok, gerçekten ne kadar güçlü olabileceğini görmekten korkar. Güçlü olmak sorumluluk getirir. Değişmek emek ister. Büyümek, eski benliğin kabuğunu kırmayı gerektirir. Her kırılış da biraz acıtır. Bu yüzden bazı insanlar oldukları yerde kalmayı seçer. Oysa iyi hayat, acıdan tamamen uzak bir hayat değildir. Tam tersine, anlamlı acılara evet diyebilen bir hayattır. Büyümenin sancısını taşıyabilen, dönüşümün ağırlığını kaldırabilen, emek vermenin yorgunluğunu göze alabilen hayat iyi hayattır. Çünkü insanı değerli kılan şey sadece huzur arayışı değil; uğruna yorulmaya değen şeyleri seçebilmesidir.

Kendisini aşmaya istekli olan insan, hayatı bir yarış pisti gibi görmez. O, başkalarını geçmeye değil, dünkü halini geçmeye odaklanır. Bugün biraz daha sabırlı olmak, biraz daha disiplinli olmak, biraz daha açık fikirli olmak, biraz daha güçlü kalmak, biraz daha vicdanlı olmak… Bunlar dışarıdan küçük görünür ama insan ruhunda büyük değişimler yaratır. Çünkü asıl ilerleme gösterişli sıçramalarda değil, derin dönüşümlerde gizlidir. Her gün biraz daha kendine yaklaşmak, biraz daha kendi potansiyeline layık yaşamak, biraz daha korkuların yerine iradeyi koymak… İşte bunlar iyi hayatın sessiz ama sağlam adımlarıdır.

İnsan bazen kendini aşmayı yalnızca kariyer, başarı veya maddi kazanım üzerinden düşünür. Oysa kendini aşmak sadece yükselmek değildir; bazen yavaşlamayı öğrenmektir. Bazen susmak yerine konuşmak kadar, konuşmak yerine susmayı bilmektir. Bazen hep güçlü görünmeye çalışmak yerine kırılganlığını kabul edebilmektir. Bazen herkesi memnun etmeye çalışmak yerine sınır çizebilmektir. Bazen gitmek değil, kalmak; bazen kalmak değil, gitmek cesaret ister. Bu yüzden cesur hayat tek bir biçimde yaşanmaz. Her insanın cesareti farklı bir yerde sınanır. Kimi için kalabalıkların önünde konuşmak cesarettir, kimi için yıllardır sustuğu bir gerçeği tek bir kişiye itiraf etmek. Kimi için iş kurmak cesarettir, kimi için yanlış giden bir düzenden çıkmak. Kimi için yeniden sevmek cesarettir, kimi için ilk kez kendini seçmek. Ama hepsinin ortak noktası şudur: Cesaret, insanı olduğu yerde tutmaz; ileri iter.

İyi hayatın cesur bir hayat olması biraz da şu yüzden önemlidir: İnsan yalnızca cesaret ettiği kadar kendisi olabilir. Korkularımız bazen bizi korur ama bazen de bizi biz olmaktan uzaklaştırır. Sırf reddedilmemek için sustuğumuzda, sırf eleştirilmemek için hayalimizi küçülttüğümüzde, sırf yalnız kalmamak için yanlış ilişkilerde kaldığımızda, sırf başarısız görünmemek için denemekten vazgeçtiğimizde aslında hayatı değil, korkuyu yaşamış oluruz. Ve korkunun yönettiği bir hayat zamanla insanın içini daraltır. Kendi sesini duyamaz hale gelirsin. İçinde neyi gerçekten istediğini seçemezsin. Başkalarının beklentileri, kendi ruhunun önüne geçer. İşte bu yüzden iyi hayat, önce dış dünyayı değil, iç dünyayı özgürleştirmeyi gerektirir. İç özgürlük ise cesaretsiz kurulamaz.

Kendini aşmaya istekli bir insan için başarısızlık bile başka anlam taşır. Çünkü o insan bilir ki denemeden kaybetmek ile deneyip düşmek aynı şey değildir. Denemeden vazgeçmek ruhu küçültür. Deneyip düşmek ise ruhu olgunlaştırır. Her başarısızlık bir son olmayabilir; bazen daha sağlam bir başlangıcın eğitimi olur. Her yenilgi insanı zayıflatmaz; bazen neyin gerçekten önemli olduğunu öğretir. Her kapanan kapı insanı çaresiz bırakmaz; bazen doğru kapının nerede olmadığını gösterir. Bu yüzden iyi hayat sadece kazananların hayatı değildir. İyi hayat, denemekten vazgeçmeyenlerin hayatıdır. Çünkü cesur insanlar her zaman kazanmaz belki ama her denemelerinde biraz daha büyürler.

İnsanın kendini aşma yolculuğunda en önemli şeylerden biri de sabırdır. Çünkü gerçek değişim bir gecede olmaz. İnsan bir sabah uyanıp bambaşka biri haline gelmez. Eski alışkanlıklar hemen çözülmez, korkular bir anda susmaz, yaralar tek cümleyle kapanmaz. Ama cesur insan, sonucu hemen görmese de yoldan vazgeçmeyendir. Her gün küçük bir adım atandır. Dışarıdan kimse fark etmese bile içindeki inşayı sürdürendir. Bazen yalnızca dağılmamayı başarır, bazen yeniden toplamayı. Bazen sadece dayanır, bazen ilerler. Ama ne olursa olsun kendini bırakmaz. Çünkü iyi hayat kusursuz ilerleyen bir hayat değil; insanın kendinden vazgeçmediği hayattır.

Bir hayatın iyi olup olmadığını belirleyen şey, o hayatta kaç kez güldüğün ya da ne kadar alkış aldığın değildir yalnızca. Asıl soru şudur: O hayat seni büyüttü mü? Seni daha dürüst, daha derin, daha güçlü, daha gerçek biri yaptı mı? Sana sadece konfor mu sundu, yoksa anlam da kattı mı? Seni olduğun yerde mi tuttu, yoksa seni kendi daha iyi haline doğru itti mi? Eğer bir hayat insanı kendine yaklaştırıyorsa, kendi içindeki daha yüksek ihtimallere taşıyorsa, onu korkularının esiri olmaktan çıkarıp iradesinin sahibi yapıyorsa, işte o hayat iyi hayattır.

Ve iyi hayatın cesur hayat olmasının en çarpıcı tarafı şudur: Cesaret her zaman büyük anlarda ortaya çıkmaz. Çoğu zaman sıradan günlerde görünür. Herkesin vazgeçtiği yerde devam etmekte, kimsenin görmediği bir emeği sürdürmekte, kimse alkışlamasa da doğru olanı yapmaya devam etmekte, içten içe yorulsan da kendi yoluna sadık kalmakta ortaya çıkar. Cesur hayat bazen sessizdir. Gösterişli değildir. Ama köklüdür. Çünkü o hayat başkalarının gözünü kamaştırmak için değil, insanın kendi ruhuna hesap verebilmesi için yaşanır.

Sonunda insan şunu anlar: İyi hayat rahat hayat değildir her zaman. Bazen iyi hayat, zor ama doğru olandır. Geç ama gerçek olandır. Yorucu ama dönüştürücü olandır. Korkutucu ama özgürleştirici olandır. Kendini aşmaya istekli olmak, biraz da hayatın insanı küçültmesine izin vermemektir. Her kırılmada biraz daha bilgeleşmek, her düşüşte biraz daha sağlam kalkmak, her korkuda biraz daha cesareti seçmek demektir. Çünkü insan kendini aştıkça sadece güçlenmez; aynı zamanda derinleşir. Sadece ilerlemez; olgunlaşır. Sadece yaşamaz; gerçekten var olur.

Ve belki de mesele tam olarak budur: Bu dünyadan sadece günlerini tamamlayarak geçmek değil, kendi potansiyeline ihanet etmeden geçebilmek. İçindeki daha iyi insana doğru yürümek. Korkularını inkâr etmeden ama onlara teslim de olmadan yaşamak. Düşmekten utanmadan, yeniden başlamaktan çekinmeden, büyümenin ağırlığını taşımayı göze alarak yürümek. Çünkü kendisini aşmaya istekli bir hayat, gerçekten iyi bir hayattır. Ve iyi bir hayat, ancak cesur bir kalbin omuzlarında yükselebilir.

İnsan hayatında bazı cümleler vardır; ilk duyulduğunda sadece etkileyici gelir, ama insan onların içinde biraz kaldığında aslında bir yaşam biçimi taşıdığını fark eder. “Kendisini aşmaya istekli bir hayat iyi bir hayattır, iyi bir hayat ise cesur bir hayattır” sözü de tam olarak böyledir. Çünkü bu cümle, sadece motive edici bir ifade değildir. İçinde insanın nasıl yaşaması gerektiğine dair derin bir çağrı vardır. Bu çağrı, daha çok kazan demekten önce daha çok fark et der. Daha görünür ol demekten önce daha gerçek ol der. Daha güçlü görün demekten önce gerçekten güçlen der. Ve insan bir süre sonra şunu anlamaya başlar: İyi hayatın sırrı, dışarıdan kusursuz görünmekte değil; içeriden diri kalabilmektedir. İçeriden diri kalmak ise ancak kendini aşmaya razı olan insanların başarabileceği bir şeydir.

Çünkü insanın en büyük tehlikesi başarısızlık değildir. En büyük tehlikesi, alışmaktır. Kendi eksik hâline alışmak, yarım yaşadığı hayata alışmak, ertelenmiş hayallerine alışmak, korkularının çizdiği dar alanda yaşamaya alışmak… İşte insanı gerçekten küçülten şey budur. Çünkü insan her şeye alışabilir; mutsuzluğa da, yetersizliğe de, tatminsizliğe de, hatta kendi potansiyelinin altında yaşamaya da. Bir süre sonra o dar alan ona güvenli görünmeye başlar. Oysa güvenli görünen her şey insanı büyütmez. Bazı güvenlikler, aslında görünmez bir kafestir. Rahatsız etmez belki ama genişletmez de. İşte tam burada kendini aşmaya istekli olmak devreye girer. Çünkü kendini aşmak, insanın kendi kurduğu görünmez sınırlara itiraz etmesidir. “Ben bundan fazlasıyım” diyebilmektir. “Ben korkuyorum ama yine de deneyeceğim” diyebilmektir. “Ben buraya kadar geldim ama burada kalmayacağım” diyebilmektir.

İnsanın kendini aşması çoğu zaman sessiz başlar. Büyük cümlelerle, kalabalık alkışlarla, gösterişli kararlarla değil; kimsenin görmediği iç hesaplaşmalarla başlar. Bir gece kendi kendine kurduğu tek bir cümleyle başlar bazen. “Artık böyle yaşamak istemiyorum” der insan. “Artık ertelemek istemiyorum.” “Artık susmak istemiyorum.” “Artık kendimi küçültmek istemiyorum.” O anda dışarıda hiçbir şey değişmemiş olabilir ama içeride bir eşik geçilmiştir. Ve hayatın en önemli dönüşümleri çoğu zaman tam da böyle başlar: Önce ruh karar verir, sonra hayat yavaş yavaş o kararı takip eder.

Kendini aşmaya istekli olmak, insanın kendi bahanelerini tanımasıyla da ilgilidir. Çünkü çoğu zaman insanı durduran dış engeller kadar kendi iç sesi olur. “Daha hazır değilim” der mesela. “Biraz daha zaman geçsin.” “Şartlar düzelsin.” “Daha uygun bir an gelsin.” Ama hayatın acımasız ama dürüst bir gerçeği vardır: Her şeyin tam olduğu an neredeyse hiç gelmez. Cesur hayat, şartların kusursuz olmasını bekleyen hayat değildir. Eksik şartlarla da yola çıkabilen hayattır. Korkuya rağmen adım atabilen, belirsizliğe rağmen yön seçebilen, sonucu bilmeden de karar verebilen hayattır. Çünkü bazı kapılar yalnızca cesaret edenlere açılır. Bazı yollar ancak yürümeye başlayınca görünür. Bazı güçler ise ancak kullanıldığında ortaya çıkar.

İnsan bazen kendi sınırını dışarıda sanır ama aslında sınır içeridedir. Onu durduran çoğu zaman yetersizlik değil, kendine duyduğu şüphedir. Bir şeyleri yapabilecek kapasitesi vardır ama inanacak cesareti yoktur. Başlayabilecek gücü vardır ama ilk kırılmayı göze alamaz. İçinde taşıdığı potansiyel sessizce bekler ama insan korkularının sesini daha yüksek duyar. Oysa iyi hayat, insanın korkularının tamamen sustuğu bir hayat değildir. İyi hayat, korkuların sesinden daha güçlü bir anlam duygusunun oluştuğu hayattır. Yani insan korksa da neden yürüdüğünü biliyorsa devam eder. Yorulsa da neden çabaladığını biliyorsa dayanır. Düştüğünde bile neden ayağa kalkması gerektiğini hissediyorsa yeniden toparlanır. Bu yüzden cesur hayat sadece dış eylem değil, iç anlamın da hayatıdır.

Kendisini aşmaya çalışan insan zamanla şunu öğrenir: Büyümek, her zaman eklemek değildir; bazen bırakmaktır. Üzerine yeni şeyler koymak kadar, seni geride tutan şeyleri bırakmak da bir aşmadır. Eski korkuları, eski inançları, seni küçülten ilişkileri, sana ait olmayan hedefleri, sırf alıştığın için sürdürdüğün davranışları bırakmak… Bunların her biri cesaret ister. Çünkü insan bazen mutsuz olduğu şeyleri bile bırakmakta zorlanır. Alıştığı acı, bilinmeyen iyilikten daha güvenli gelir. Tanıdık olan yanlış, yabancı olan doğrudan daha az korkutucu görünür. Ama iyi hayat, sırf tanıdık diye yanlışta kalmayı reddeden hayattır. İyi hayat, insanın kendine “Bunu artık taşımayacağım” diyebildiği hayattır.

Cesaretin en az konuşulan yüzlerinden biri de yalnızlığa katlanabilmektir. Çünkü insan kendini aşmaya karar verdiğinde herkes onunla aynı yolda yürümez. Bazen çevresindeki insanlar onun değişimini desteklemez. Alıştıkları hâlini severler çünkü. Daha sessiz, daha geri planda, daha uyumlu, daha az iddialı, daha az özgür hâlini. Sen büyümeye başladığında, bazıları bunu gelişim olarak değil, uzaklaşma olarak görür. Sen sınır koyduğunda seni değişmiş sanırlar. Sen daha fazlasını istemeye başladığında bunu abartı sayarlar. Oysa insan bazen gerçekten kendisi olabilmek için yanlış anlaşılmayı da göze almak zorundadır. Cesur hayat biraz da budur: Herkes tarafından onaylanmadan da kendi yolunda kalabilmek. Alkış almasa da doğru bildiğinden vazgeçmemek. Anlaşılmadığı anlarda bile iç sesine sadık kalmak.

İyi bir hayatın cesur bir hayat olması, aynı zamanda kırılmayı göze alan bir hayat olması demektir. Çünkü insan ancak kırılma ihtimali olan yerlerde gerçekten var olabilir. Sevmek kırılma ihtimali taşır. Denemek kırılma ihtimali taşır. İnanmak, başlamak, emek vermek, kendini ortaya koymak, değişmek… hepsi belli ölçüde risk taşır. Ama insan her riski hayatından çıkarırsa, geriye yalnızca korunmuş bir boşluk kalır. Çok az yara alır belki ama çok az şey de yaşar. Çok az düşer ama çok az yükselir. Çok az kaybeder ama çok az hisseder. Oysa iyi hayat steril bir hayat değildir. Tozu vardır, yarası vardır, belirsizliği vardır. Ama aynı zamanda gerçekliği vardır. İçtenliği vardır. İnsanı canlı tutan nabzı vardır. Cesaret de tam bu nabzın ritmidir.

İnsan kendini aştıkça başarı tanımı da değişir. Başta başarıyı sadece sonuçlarda arar. Kazanmakta, öne çıkmakta, takdir edilmekte, görünür olmakta… Ama olgunlaştıkça şunu fark eder: Bazen en büyük başarı, kimse görmezken de vazgeçmemektir. Bazen en büyük başarı, her şey üst üste gelirken karakterini koruyabilmektir. Bazen en büyük başarı, geçmişte seni yıkan şeyin bugün seni yönetmesine izin vermemektir. Bazen en büyük başarı, kendine rağmen değil, kendinle birlikte ilerleyebilmektir. İşte bu farkındalık insanı dış başarıların gürültüsünden iç gücün sessizliğine taşır. Ve o sessizlikte insan ilk kez gerçekten güçlenmeye başlar.

Çünkü gerçek güç başkalarını bastırmakta değil, kendi zayıflıklarını eğitebilmektedir. Öfkeni kontrol edebilmek, tembelliğini yönetebilmek, korkuna rağmen sorumluluk alabilmek, egonun önüne geçebilmek, sabırsızlığını terbiye edebilmek… bunlar dışarıdan büyük görünmez belki ama insan ruhu için dev adımlardır. Kendini aşmaya istekli biri, aynaya baktığında yalnızca ne kadar yol aldığını değil, ne kadar yol alması gerektiğini de görür. Bu onu karamsar yapmaz; aksine canlı tutar. Çünkü gelişim hissi insan ruhunun en güçlü yakıtlarından biridir. Bir insan artık büyümediğini hissediyorsa, yavaş yavaş içten içe sönmeye başlar. Ama hâlâ öğrenebildiğini, değişebildiğini, dönüşebildiğini hissediyorsa, içinde bir yaşam enerjisi kalır.

Bazı insanlar hayatı korunması gereken bir alan gibi yaşar. Hep daha az risk, daha az belirsizlik, daha az yüzleşme isterler. Bazıları ise hayatı inşa edilmesi gereken bir alan gibi yaşar. İçine emek koyar, cesaret koyar, sabır koyar, kırılma pahasına samimiyet koyar. İşte ikinci tür hayat, iyi hayattır. Çünkü iyi hayat tesadüfen kurulmaz. Bilinçle kurulur. Seçimle kurulur. Bazen vazgeçerek, bazen dayanarak, bazen yeniden başlayarak kurulur. İyi hayatın malzemesi rahatlık değil; iradedir. Şans değil; karakterdir. Gösteriş değil; derinliktir.

İnsan kendini aşma yolculuğunda bir noktadan sonra şunu da anlar: Herkes kendi içinde yarım kalmış bir ihtimal taşır. Kimisi o ihtimale hiç yaklaşmadan yaşar. Kimisi onu hisseder ama korkudan geri çekilir. Kimisi ise ona doğru yürümeyi seçer. İşte cesur hayat, o yarım kalmış ihtimale doğru yürüyen hayattır. İçindeki daha net, daha olgun, daha güçlü, daha dürüst, daha disiplinli, daha özgür insana doğru yürümek… Bu yol kolay değildir. Çünkü insan sadece hedefe değil, kendi direncine karşı da yürür. Bazen eski alışkanlıkları onu geri çağırır. Bazen geçmiş başarısızlıkları kulağına fısıldar. Bazen etrafındaki insanlar onun cesaretini küçümser. Ama yine de devam ediyorsa, işte orada iyi hayat kuruluyordur.

Hayatın belki de en büyük trajedilerinden biri, insanın kendi imkânlarının altında yaşayıp bunu hiç fark etmemesidir. Daha cesur olabilecekken ürkek yaşamak, daha derin bağlar kurabilecekken yüzeyde kalmak, daha anlamlı işler yapabilecekken sırf alışkanlık yüzünden yerinde saymak… Bunlar dışarıdan dramatik görünmeyebilir ama ruhun içinde büyük eksiklikler bırakır. İnsan bazen yıllar sonra dönüp bakar ve en çok yaptığı hatalara değil, hiç cesaret edemediklerine üzülür. Çünkü yapılmış bir hatanın izi zamanla silinebilir; ama yaşanmamış bir ihtimalin boşluğu insanın içinde uzun süre kalır. Bu yüzden cesur hayat, kusursuz bir hayat değildir; pişmanlığı azaltan hayattır. En azından denedim diyebilmektir. En azından korkuma teslim olmadım diyebilmektir. En azından kendi hayatımın seyircisi olmadım diyebilmektir.

Ve insanın kendini aşmaya istekli olması yalnızca kendisi için de değildir. Cesur insanlar sadece kendi hayatlarını değiştirmez; çevrelerine de başka bir ihtimal gösterirler. Bir kişinin cesareti bazen başka birinin zincirini gevşetir. Bir kişinin dürüstlüğü başka birine kendi gerçeğini söyleme gücü verir. Bir kişinin değişimi başka birine “Demek ki mümkün” dedirtir. Bu yüzden iyi hayat kişisel bir başarı hikâyesinden daha fazlasıdır. İyi hayat, insanın kendi varlığıyla etrafına da genişlik açtığı hayattır. Kendi korkularını aşarken başka insanlara da umut bırakabildiği hayattır.

Sonunda mesele şuraya gelir: İnsan bu dünyaya sadece günü tamamlamak için gelmedi. İçindeki ihtimalleri tanımak, korkularını aşmak, karakterini inşa etmek, ruhunu büyütmek, daha bilinçli, daha cesur, daha sahici biri olmak için de geldi. İyi hayat da tam burada doğar. Konforun tek ölçü olmadığı yerde, riskin sadece tehdit değil aynı zamanda fırsat olduğu yerde, düşmenin utanç değil öğrenme olduğu yerde, yeniden başlamanın zayıflık değil güç sayıldığı yerde doğar. Kendini aşmaya istekli bir insan bilir ki hayat ona her zaman kolay davranmayacaktır. Ama kolay olmaması, anlamsız olduğu anlamına gelmez. Bazen tam tersine, en çok zorlayan şeyler en çok dönüştüren şeylerdir.

Ve belki de en güçlü kapanış şudur: İnsan hayatının kalitesini sadece sahip olduklarıyla değil, cesaret ettikleriyle belirler. Neye rağmen yürüdüğüyle, neyi göze aldığıyla, hangi korkunun karşısında geri çekilmediğiyle belirler. Kendisini aşmaya istekli bir hayat, insanın kendi içindeki en iyi ihtimale verdiği sözdür. İyi bir hayat ise bu sözü tutmaya çalışırken yaralansa da vazgeçmeyenlerin hayatıdır. Çünkü gerçek anlamda yaşamak, sadece nefes almak değil; zaman zaman korkarak da olsa kendi sınırının ötesine geçebilmektir. İşte bu yüzden iyi hayat cesur hayattır. Ve cesur hayat, insanın kendine duyduğu saygının en derin biçimidir.

Ve günün sonunda insanın geriye dönüp kendine soracağı soru şudur: “Ben gerçekten yaşadım mı, yoksa sadece korkularımın izin verdiği kadar mı var oldum?” Çünkü hayatın değeri, ne kadar uzun sürdüğünden çok, ne kadar bilinçli ve ne kadar cesur yaşandığında gizlidir. Kendini aşmaya istekli olmak, insanın kendi kaderine seyirci kalmayı reddetmesidir. Eksikleriyle, korkularıyla, yaralarıyla, tereddütleriyle birlikte yine de yürümeyi seçmesidir. Bu seçim kolay değildir; ama insanı diri tutan da tam olarak budur. Çünkü insan kendini zorlamadığı yerde çürümez belki ama derinleşmez de. Oysa asıl mesele sadece ayakta kalmak değil, büyüyerek ayakta kalabilmektir.

Bu yüzden iyi bir hayat, kusursuz bir hayat değildir. Her şeyin yolunda gittiği, hiçbir kaygının olmadığı, hiçbir düşüşün yaşanmadığı bir hayat zaten gerçek değildir. İyi hayat; düşse de yeniden yönünü bulabilen, korksa da adım atabilen, yorulsa da özünü kaybetmeyen bir hayattır. Cesaret de tam burada anlam kazanır. Sadece büyük karar anlarında değil, insanın her gün kendine sadık kalmaya çalıştığı küçük anlarda da cesaret gerekir. Vazgeçmemek, ertelememek, kendini küçültmemek, kendi potansiyeline sırt çevirmemek… bunların her biri sessiz ama güçlü bir cesaret ister. Ve insan, hayatını bu cesaretle ördüğünde dışarıdan değil, içeriden güçlenir.

Sonunda insan şunu anlar: Kendini aşmak bir varış noktası değil, bir yaşam tavrıdır. Her gün biraz daha bilinçli olmak, biraz daha sağlam durmak, biraz daha dürüst yaşamak, biraz daha korkularının önüne geçmek… İşte gerçek ilerleme budur. Ve belki de iyi bir hayatın en güzel tarafı şudur: İnsanı başkalarından üstün yapmaz, ama kendi dünkü hâlinden daha olgun, daha derin ve daha cesur yapar. Bu da yeterlidir. Çünkü hayatın en büyük başarısı, başkalarının gözünde büyümek değil; kendi vicdanının önünde küçülmemektir.

Öyleyse insanın yapması gereken şey bellidir: Kendisinden kaçmadan yaşamak. Korkularını inkâr etmeden ama onlara teslim de olmadan yürümek. Düştüğünde utanmadan, yorulduğunda vazgeçmeden, kararsız kaldığında bile kendi hakikatinden tamamen kopmadan ilerlemek. Çünkü kendisini aşmaya istekli bir hayat, sadece iyi bir hayat değildir; aynı zamanda anlamlı bir hayattır. Ve anlamlı hayatlar, her zaman en kolay olanlar değil, en cesur olanlar tarafından kurulmuştur. Bu yüzden insan bazen sadece şunu hatırlamalıdır: İyi yaşamak için önce cesur yaşamak gerekir. Ve cesur yaşamak, insanın kendi ruhuna verdiği en onurlu sözdür. Ahmet TEKİN

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI Bazı Şeylerin Telafisi Yoktur; İhmal Edilmek, Görülmemek ve Hep İkinci Planda Kalmak Gibi En Keskin Acılar En Sessiz İzler Bırakır İnsan En Çok Yaşadıklarıyla Değil, Zihninde Susturamadıklarıyla Yorulur Azaldıkça Hafifleyen Bir Hayat: Mutluluğun Sessiz Tanımı Çoğu Kişi Özgür Olduğunu Sanır; Oysa Sadece Arzularının Yön Değiştiren Kölesidir İlk Olmak mı, Son Kalmak mı? Sevmeden Yaşamak Yaşamak Değildir Az Sevmek İse Sürüklenmektir: Yarım Sevmek Yarım Yaşamaktır Kimse Görmezken de Doğru Kalabilmek Aldatan da Yanılır, Aldanan da Değişir Gizlenmek Zevktir, Bulunmamak Felaket Aşkın Ölümse, Aşığım Ölüme: Ben Çoktan Vazgeçtim Yaşamaktan Bir İnsanı Tanımanın En Sessiz Yolu: Hayvanlara Gösterdiği Sevgi Cofri: Bir Kedi Değil, Kalbimde Yaşayan Bir Dost Karakteri Menfaatlerine Göre Şekillenen İnsanlar En Tehlikeli İnsanlardır Aslan Olmayı Hayal Eden Bir Kedi, Farelere Olan İştahını Kaybetmelidir Yerine Birinin Geçebileceğini Bilmek Tevazudur, Ama Yerinin Asla Aynı Şekilde Doldurulamayacağını Bilmek Kendini Tanımaktır Kaderinizde Kazanmak Var Olan Savaşlara Girin Bazen Bir İnsanın Sesi Değil Sessizliği Bile İyi Gelir Çünkü Huzur En Çok Doğru Kişide Yankı Bulur Güç Başkalarını Yenmekte Değil; Her Gün Kendini Aşabilmektedir İnsanın En Büyük Hatalarından Biri, Doğru Zamanı Yanlış İnsanlarla Doldurmaktır Eğer Siz Beni Tanıyorsanız, Ben Size İzin Verdiğim İçin Tanıyorsunuz Gerçek Lüks Görünmez Olandır Zor Günler İnsana İki Şey Öğretir: Sabır ve Kimin Gerçekten Yanında Olduğu Bir Kâğıda Her Şey Yazılabilir, Sadece Senin Dışında İnsan İnandığını Yaşar Derler Bir Şeyin Güzel Olması İçin Doğru Olması Gerekmez Hayatta Tek Durdurulamayan Şey: Aşk Eğitim Başkadır, İlişkiler Başka İtibarın Fısıltısı, Karakterin Çığlığı DÜŞMEKTEN KORKMA, KALKMAK CESARET İSTER: HAYAT CESUR ADIMLARI BEKLİYOR PKK ve UZANTILARI'NIN KÖKÜ KAZINMADAN HİÇ BİR SORUNUMUZU ÇÖZEMEYİZ! TAVİZ, SORUNLARIMIZI HIZLANDIRIR VE BÜYÜTÜR! TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM Yalanın Değdiği Kalpte Gerçek Bile Şüpheli Olur Parkta Salıncak Sırası Bekleyen Çocuk Gibi Bekledim Seni Doğru İnsanlar Kalmanın Bir Yolunu Her Zaman Bulur! Sizi Sevmeye Cesareti Olmayan İnsanlarla Bir Gelecek Hayal Etmeyin Aşk Bir Katil midir? Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Gücün Haklı Çıktığı Yerde Adalet Yoktur Kötülüğün Kökü Bilgisizliktir Bir İnsanın Eğitimi Yalnızca Kitaplarla Ölçülmez Çoğu İnsanın En Büyük Hatası, Başlamadan Önce Mükemmel Şartları Beklemesidir Hayat Kısa Değil, Sen Onu Boşa Harcıyorsun Bazen Sevmediğinden Değil, Yorulduğundan Vazgeçersin Kadınların Sessizce Tiksindiği Adam Rolleri: İlişkilerde Kayıp ve Yanlış Anlamalar Eğer Mutsuz Olmak İstemiyorsan Kalbini Sadece Kıymet Bilene Aç İkinci Şans Birincisine İhanettir Bir Gençlik Daha Harcanmaz Uğruna! Gerçek Zenginlik: Az Şeye İhtiyaç Duyabilmek Ölümden Korkan İnsan, Yaşayan Bir Köledir Gerçek Gücün Sessiz Tanığı: Vazgeçebildiklerimiz UMUT: ZENGİNİN LÜKSÜ, FAKİRİN EKMEĞİ Değerlisin Ama Değer misin? Kendi Devrimini Yapmadan Dünya Değişmez Düşüncenin Gücüyle Yeniden Başlamak “Seveceksen Ölçülü Sev Ki Sevgin Uzun Sürsün” Son Sığınak: Tavrını Seçme Özgürlüğü Herkesi Sev, Azına Güven, Kimseye Kötülük Etme SEVGİ YER DEĞİŞTİRDİ DÜNYADA HİÇBİR ŞEY SANA AİT DEĞİL… SEN NEYİN PEŞİNDESİN? Kusurları Sevmek: Aşkın Gerçek Yüzü İnsanlığa Yenilmek Seven İnsan Veda Eder mi? Sevmek Başkadır, Beklemek Bambaşka Bir Hikâye Kötülüğün Gölgesinde İnsan: Kimse Kendi İsteğiyle Kötü Değildir Aşk Yalan Söyler mi? Sevdiğin Her Şey Kaybolabilir Ama Sevgi Geri Döner: Hayatın Döngüsünde Kayıp ve Umut AKLIN IŞIĞINDA: BİLGİNİN DOĞUŞU VE İNSAN ZİHNİNİN YARATICI GÜCÜ Sessizliğin Suçu: Haksızlığın Cezasız Kalması YALANIN GÖLGESİNDE GÜVENİN KIRILGANLIĞI Dostluk: Göründüğü Gibi Olmak ve Olduğu Gibi Görünmek Başlıksız İktidar: Güç Arzusu Olmadan Yönetmek Mümkün mü? DEMOKRASİ, EĞİTİMLİ HALKIN REJİMİDİR: CEHALETİN GÖLGESİNDEKİ SANDIK Kanun ve Adet, Zorla Değil İyilikle Yerleşirse Adalet Olur Demokratik Devletin Temeli Özgürlüktür Güç ve Adalet: Sessizlerin Çığlığı, Kudretlilerin Sessizliği Aptallığın Sonsuzluğu: Düşünmenin Tembelliği, İnsanın Felaketi Adaletin Olmadığı Yerde Ahlaktan Bahsedilemez Devletlerin Refahı: Para mı, Adalet mi? HÜKMETMEK KOLAY, İDARE ETMEK ZOR: KENDİMİZE HÜKMETMEYİ ÖĞRETEN HÜKÜMET Hiçbir Şey Güzel Olmayacak! Hukuk Mu, İktidarın Aracı mı? Adaletin Çift Standartlı Yüzü! Adalet Sistemi: Güçlüler İçin Özgürlük, Zayıflar İçin Cezalandırma mı? Uzayan Davalar ve Mağduriyetler: Yargı Süreçleri Nasıl Hızlandırılabilir? Ekonomide Büyüme mi, Derinleşen Kriz mi? Adalet ve Özgürlük Tartışması: Yargı Reformları mı Siyasal Baskılar mı? Eski Türkiye ve Yeni Türkiye: Nereye Gidiyoruz? Türkiye’nin Ekonomik Çıkmazı: Siyasi Kararların Gölgesinde Bir Kriz Umutsuzluğun Gölgesinde Yaşam: Ekonomik Çıkmaz ve İntihar Sevilmeye Bırakmak Gerçek Aşk: Şans Oyunlarından Bir Adım İleri Sevgi ve Yaşam Arasında Bir Denge Arayışı Haykırış ve İsyan: Sevginin Çığlığı Paranın Gölgesinde Sevgi Maskelerin Ardında ki Gerçeklik: Duyguların Gizli Dansı Sevgi: İnsanlığın En Değerli Hazinesi İnsanın Yapabildikleri ve Yapamadıkları Sevmek mi Günah Sevmemek mi? Din, Yanılsama ve İnsan Psikolojisi Üzerine Para ve Güç: İnsanlık Tarihi ve Modern Dünyadaki Etkileri Topluluk Yönetiminin Üstünlüğü: Çoğunluğun Yargısının Gücü Adaletin Kaynağı ve Hukukun Devlet Üzerindeki Rolü Özgürlüğün Sorumluluk Yükü ve İnsanların Bu Yükten Kaçış Eğilimi Bilge İnsanlar Konuşur Çünkü Söyleyecek Bir Şeyleri Vardır; Aptal İnsanlar Konuşur Çünkü Bir Şey Söylemek Zorundadırlar Bir İşe Başlamadan Önce Her Şey İmkansız Gibi Görünür: Başlama Cesaretinin Gücü Ekonomik Uçurum: Paranın Bekçileri Yanlış Yoldan Gitmenin Kolaylığı Kişilerin Başaklara Benzemesi: Olgunlaşma Süreci Üzerine Bir İnceleme Korkuyla İtaat Eden Kötü Adamlar, Sevgiyle İtaat Eden İyi Adamlar Üzerine Bir Düşünce Atatürk: Türk Milletinin Varoluşunu Koruyan Evrensel Lider Parayı Elde Etmekten Daha Zor Olan: Onu Korumak ve Büyütmek Sağlık ve Para Paradoksu: Hayatın İki Ucu Hayatın Gerçek Zenginliği: Sağlık Üzerine Bir Düşünce Başarı: Bir Yolculuk, Bir Varış Noktası Değil Dünyayı Değiştiren Çılgınlar: Büyük Değişimlere İmza Atanlar Çok Bakarsan Odak Noktanı Kaybedersin Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları Üzerine: Neden Yüksek Beklentiler Hayal Kırıklığına Yol Açar? Gizli Güzellikler: Hayatın İnceliklerini Fark Etme Sanatı Korku ve Cesaretin İnce Çizgisi: Her Gün Ölmek mi, Bir Gün Ölmek mi? Gözlemle, Sus, Dinle, Az Yargıla, Çok Sor: Bilgelik Yolunda Beş İlke İyi İnsanların Gücü ve Cezalandırılmasının Şiddeti İnsan Anlam Arayışında Olan Bir Varlıktır Konuşma Sanatı: Aklın Kullanımı Üzerine Bir İnceleme Giden ve Ölen: İnsanın İki Büyük Acısı Eğitim ve Demokrasi: Bir Toplumun İnşası Fikir ve Düşünce Arasındaki Fark Geçmişteki Hataları Hatırlatmanın Zararları: İyileşme Sürecine Saygı Gösterin Gazi Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Sığınmacı Yasası ve İskan Politikaları Büyük İskender'in Son Üç Arzusu ve Hayatın Gerçek Değerleri İyi ve Kötü: Aydınlık ve Karanlık Üzerine Bir İnceleme Güler yüzlü İhanet: İki Yüzlü İnsanlarla Baş Etmenin Yolları ve Stratejiler Ahmet Tekin'in Kaleminden: Aristoteles'in Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir İnceleme Aristoteles'in Anıtı Üzerine: Atinalılar ve Himeraeos'un Trajik Hikayesi 19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Mutluluğun Anlamı: Ahmet Tekin'in Perspektifinden Bir Değerlendirme Kendini Bulmak ve Mutluluğun Yolu Sevgi, Gurur ve Özgürlük: İnsanı Anlamak Düşüş Anında Yakalayamadığımız Şeyler: Reflekslerin Gücü ve İnsan İlişkilerindeki Rolü Çeşitlilik İçinde İnsanlık: Kevaşe, Suriyeli, Hırsız ve Arsız Kayıp ve İyileşme Üzerine Düşünceler Gerçek Zenginlik: Hayat Deneyiminin Derinliği ve Anlamı Değişim ve İnsanın Doğasındaki Acı Stresin Kaynağı Olarak Geçim ve Ölüm: İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri Modern İlişkilerin Dinamikleri: Aşk, Özgürlük ve Tek Başına Olma Dünyanın Kiralık Sevgilerle Dolu Yüzü: Sevgi ve Açlık İlişkisi Cesaret ve Korkaklık Arasındaki İnce Çizgi: Korku Üzerine Düşünceler Evrenin Gizemli Dansı: Zaman, Mekân ve Kuvvet Modern Dünyanın İronisi: Para ve İnsanlık Cesaret, Güç ve Fikir: İnsanın İçsel Yolculuğu Unutma Ki Unuttun Beni: Unutulanlar Asla Unutmaz! Değerli Olma Üzerine Bir Bakış Açısı: Başarı ve Değer Arasındaki Fark Aşırı Samimiyet, İyilik ve Sevginin Tehlikeleri: Denge Esas Alınmalı mı? Günümüz Dünyasında Yönetim ve Uyku Arasındaki İnce Dengeler