Tura Türk
HV
30 KASIM Pazar 08:59

Başlıksız İktidar: Güç Arzusu Olmadan Yönetmek Mümkün mü?

Ahmet Tekin
Ahmet Tekin

“İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.”
Bu cümle, hem bir ütopyanın hem de ideal bir siyasal düzenin özeti gibidir. Birçok düşünür, siyasetçinin ve yurttaşın yüreğini titreten bu önerme, iktidarın doğasına dair sarsıcı bir gerçeği gözler önüne serer: Güç, onu en çok isteyenlerin eline geçtiğinde yozlaşır. Peki, gerçekten de iktidar, iktidarı istemeyenlere mi verilmelidir? Ya da daha doğrusu, iktidarı istemeyen biri neden iktidara gelsin? Bu sorular, sadece siyaset felsefesinin değil, içinde yaşadığımız çağın da temel meselelerindendir.


İktidarın Doğası: Gücün Cazibesi ve Tehlikesi

İktidar, tarih boyunca sadece yönetme aracı değil, aynı zamanda kişisel, sınıfsal ve ideolojik çıkarların da bir taşıyıcısı olmuştur. Platon, ideal devlet düzenini tartıştığı Devlet adlı eserinde, filozofların yönettiği bir düzenin en adil düzen olduğunu savunur. Çünkü ona göre, filozoflar bilgelikleri gereği iktidara susamış kişiler değildir. Onlar, yalnızca doğru olanı yapma çabası içindedirler. Yani iktidarı arzulamazlar; iktidar onlara verildiğinde ise onu çıkarları için kullanmazlar.

Benzer bir düşünceyi günümüz siyasetine uyarladığımızda, aslında iktidar sahiplerinin çoğunun halkın refahından çok, kendi çıkarlarını öncelediklerini görmek şaşırtıcı olmaz. Türkiye’de de siyasal iktidar sahiplerinin zamanla nasıl zenginleştikleri, nasıl güçlendikleri, bürokrasiyi ve yargıyı nasıl şekillendirdikleri bir sır değil. Bu noktada şu soru gündeme geliyor: Eğer bir kişi iktidardan maddi ya da manevi çıkar elde edecekse, o kişiye iktidar teslim edilir mi?


Güçsüzleri Güçlendirmek mi, Güçlüleri Durdurmak mı?

Demokrasi, ilk bakışta halkın kendi yöneticilerini seçme hakkı olarak görünür. Ancak bu seçim süreci, medya, sermaye, çıkar ilişkileri ve propaganda ile şekillendirilirse, aslında halk sadece seçenekler arasında bir tercihte bulunmuş olur; gerçek bir irade beyanı değil. Böyle bir düzende, iktidara gelenler genellikle ya büyük bir ekonomik güçle desteklenen ya da halkın korkularını ve umutlarını ustaca manipüle edebilen kişilerdir. Bu noktada, yukarıdaki sözün anlamı daha da derinleşir: İktidar, aslında gücü manipüle edebileceklerin değil, güce karşı bağışıklık geliştirmiş olanların eline geçmelidir.

Güce karşı bağışıklık nasıl kazanılır? Bu, hem kişisel hem de toplumsal bir olgunluk meselesidir. Bir bireyin iktidar karşısında serinkanlı kalabilmesi için hem maddi olarak bağımsız olması hem de içsel bir doygunluk içinde bulunması gerekir. Ne yazık ki bu tür bireyler, siyasete pek meyilli değildir. Çünkü siyaset, çoğu zaman kirli bir alan olarak görülür. Bu ise gerçek anlamda erdemli insanların siyaset alanından uzak durmasına neden olur ve geriye yalnızca "kazanç" peşindeki aktörler kalır.


Türkiye'de İktidar ve Menfaat İlişkisi: Bir Tahlil

Türkiye özelinde bu sözü düşündüğümüzde, çok daha somut örnekler aklımıza gelir. 1980 darbesinden bugüne dek gelen sürece baktığımızda, her iktidar değişiminde belirli çevrelerin ekonomik olarak nasıl zenginleştiğini görürüz. Devlet ihaleleri, vergi afları, medya sahiplikleri ve kamu kadroları üzerinden sağlanan avantajlar, iktidarın sadece bir yönetme yetkisi değil, aynı zamanda bir "dağıtım" mekanizması olduğunu da kanıtlar. Hatta bazı iktidarlar, sadakat karşılığı kaynak dağıtımını bir sistem haline getirir.

Bu düzen içinde, iktidarı arzulamayan, iktidardan maddi beklentisi olmayan bir birey ya da grup siyasette nasıl var olabilir? Bu sorunun cevabı oldukça zordur. Çünkü mevcut siyasal yapılar, "dürüst ve ilkeli" bireyleri değil, "pragmatik ve çevik" aktörleri ödüllendirir. Dolayısıyla erdemli olan değil, esnek olan kazanır.


İdeal Siyaset Mümkün mü?

Bu noktada tekrar baştaki önerme üzerine dönmeliyiz: “İktidar, iktidara düşkün olmayan ve iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayanlara verilmelidir.” Bu, bugünün siyaset dünyasında romantik bir ütopya gibi görünse de, aslında olması gereken bir ilkedir. Bu ilkeye yaklaşmanın yolu, hem halkın bilinçlenmesiyle hem de siyasal sistemin yeniden dizayn edilmesiyle mümkündür.

Siyasetin finansman kaynakları şeffaflaşmadan, medya üzerindeki kontrol kalkmadan, siyasi partiler gerçek anlamda iç denetime açılmadan ve liyakat esas alınmadan bu ideali gerçekleştirmek zor görünmektedir. Ancak bu, çaba harcamamamız gerektiği anlamına gelmez. Aksine, siyasetin erdemli insanlarca yapılabilmesi için sivil toplumun güçlenmesi, yerel yönetimlerin şeffaflaşması ve yurttaşlık bilincinin artması gerekir.


Siyasetin Kirlenmiş Alanı ve Geri Çekilen Aydınlar

Modern siyaset, ne yazık ki uzun yıllardır dürüstlük ve liyakatin değil; güç, çıkar ve manipülasyonun ön planda olduğu bir arena haline geldi. Bu durum, özellikle entelektüel çevrelerde siyasetten uzak durma eğilimini güçlendirdi. Oysa gerçek anlamda toplum yararını gözeten, etik değerlere sahip bireylerin aktif siyasette yer alması gerekir. Ancak bu kişiler, siyasi atmosferin kirliliği nedeniyle geri çekilmeyi tercih ediyor. Bu boşluğu ise çoğu zaman hırslı, menfaat odaklı aktörler dolduruyor.

Siyasetin değişmesi için sadece sistemi değil, katılımcı profilini de değiştirmek gerekir. Akademisyenler, sanatçılar, kanaat önderleri ve toplumun güven duyduğu isimlerin siyasette daha aktif olması, iktidarın ahlaki bir dengeye kavuşmasını sağlayabilir. Ancak bu ancak, halkın bu tür kişilere alan açmasıyla mümkündür.


Kamu Yararı mı, Şahsi Menfaat mi? Bürokrasi ve Yargıda İktidarın Gölgesi

İktidarın sadece siyasetle sınırlı olmadığını, yargı, medya ve bürokrasi gibi alanlara da uzandığını gözlemliyoruz. Bugün Türkiye’de birçok yüksek yargı kararı, sadece hukuk normlarına değil, siyasi iradeye de göre şekilleniyor algısı yaygın. Bürokratik atamalarda liyakat yerine sadakatin esas alınması, kamu kurumlarını siyasetin bir uzantısına dönüştürüyor.

Bu durum, “iktidardan gelecek yararlara ihtiyacı bulunmayan” bir yönetici profilinin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Devlet kademelerine bu ilkeyle yaklaşılmadığı sürece, sistemin bütün çarkları yozlaşmaya açık hale gelir. Yani yalnızca siyaseti değil, tüm kamusal alanları güçten uzak duran insanlar yönetmelidir.


Dünyadan Örnekler: Gücü Reddeden Liderler

Dünyada da örneklerini gördüğümüz bazı liderler, iktidar hırsı gütmedikleri halde halk tarafından yönetime getirilmiş ve kısa sürede büyük güven kazanmışlardır. Örneğin Uruguay eski Devlet Başkanı José Mujica, mütevazı yaşam tarzı ve halkçı tutumuyla hem ülkesinde hem dünyada büyük saygı kazanmıştır. Lüksü ve gösterişi reddetmiş, resmi maaşının büyük kısmını bağışlamıştır. Onun gibi liderler, iktidar için değil, hizmet için görev üstlenmiş isimlerdir.

Bu tür örnekler, "iktidarın aslında bir yük" olduğunu hatırlatır. Gerçek liderlik, bu yükü taşımaya gönüllü ama ona bağlanmayan kişilerin işidir. Türkiye’nin de böyle bir liderlik anlayışına ihtiyacı vardır.

Sonuç: Güce Bağışıklık Kazanmış Bir Toplum

İktidarın doğası gereği cazip olması, onun her zaman kötüye kullanılacağı anlamına gelmez. Ancak bu cazibeye karşı bağışıklık kazanmak, hem bireyler hem de toplumlar için zor bir sınavdır. Gücü, kendisi için değil toplum için kullanan liderlere ihtiyaç vardır. Bu liderlerin ortaya çıkması içinse, toplumun onları destekleyecek bir bilinç seviyesine ulaşması gerekir.

İktidarın, iktidara düşkün olmayanlara verilmesi gerektiği fikri, sadece bireylerin değil, halkın da sorumluluğunu hatırlatır. Çünkü bir toplum, hangi tür liderlere razı oluyorsa, aslında o toplumun kalitesi de o liderlerle ölçülür. Ve belki de asıl mesele, iktidarı kimin aldığı değil, onu nasıl kullandığıdır. Ahmet TEKİN

YORUMLAR
DİĞER YAZILARI TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM Yalanın Değdiği Kalpte Gerçek Bile Şüpheli Olur Parkta Salıncak Sırası Bekleyen Çocuk Gibi Bekledim Seni Doğru İnsanlar Kalmanın Bir Yolunu Her Zaman Bulur! Sizi Sevmeye Cesareti Olmayan İnsanlarla Bir Gelecek Hayal Etmeyin Aşk Bir Katil midir? Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Gücün Haklı Çıktığı Yerde Adalet Yoktur Kötülüğün Kökü Bilgisizliktir Bir İnsanın Eğitimi Yalnızca Kitaplarla Ölçülmez Çoğu İnsanın En Büyük Hatası, Başlamadan Önce Mükemmel Şartları Beklemesidir Hayat Kısa Değil, Sen Onu Boşa Harcıyorsun Bazen Sevmediğinden Değil, Yorulduğundan Vazgeçersin Kadınların Sessizce Tiksindiği Adam Rolleri: İlişkilerde Kayıp ve Yanlış Anlamalar Eğer Mutsuz Olmak İstemiyorsan Kalbini Sadece Kıymet Bilene Aç İkinci Şans Birincisine İhanettir Bir Gençlik Daha Harcanmaz Uğruna! Gerçek Zenginlik: Az Şeye İhtiyaç Duyabilmek Ölümden Korkan İnsan, Yaşayan Bir Köledir Gerçek Gücün Sessiz Tanığı: Vazgeçebildiklerimiz UMUT: ZENGİNİN LÜKSÜ, FAKİRİN EKMEĞİ Değerlisin Ama Değer misin? Kendi Devrimini Yapmadan Dünya Değişmez Düşüncenin Gücüyle Yeniden Başlamak “Seveceksen Ölçülü Sev Ki Sevgin Uzun Sürsün” Son Sığınak: Tavrını Seçme Özgürlüğü Herkesi Sev, Azına Güven, Kimseye Kötülük Etme SEVGİ YER DEĞİŞTİRDİ DÜNYADA HİÇBİR ŞEY SANA AİT DEĞİL… SEN NEYİN PEŞİNDESİN? Kusurları Sevmek: Aşkın Gerçek Yüzü İnsanlığa Yenilmek Seven İnsan Veda Eder mi? Sevmek Başkadır, Beklemek Bambaşka Bir Hikâye Kötülüğün Gölgesinde İnsan: Kimse Kendi İsteğiyle Kötü Değildir Aşk Yalan Söyler mi? Sevdiğin Her Şey Kaybolabilir Ama Sevgi Geri Döner: Hayatın Döngüsünde Kayıp ve Umut AKLIN IŞIĞINDA: BİLGİNİN DOĞUŞU VE İNSAN ZİHNİNİN YARATICI GÜCÜ Sessizliğin Suçu: Haksızlığın Cezasız Kalması YALANIN GÖLGESİNDE GÜVENİN KIRILGANLIĞI Dostluk: Göründüğü Gibi Olmak ve Olduğu Gibi Görünmek DEMOKRASİ, EĞİTİMLİ HALKIN REJİMİDİR: CEHALETİN GÖLGESİNDEKİ SANDIK Kanun ve Adet, Zorla Değil İyilikle Yerleşirse Adalet Olur Demokratik Devletin Temeli Özgürlüktür Güç ve Adalet: Sessizlerin Çığlığı, Kudretlilerin Sessizliği Aptallığın Sonsuzluğu: Düşünmenin Tembelliği, İnsanın Felaketi Adaletin Olmadığı Yerde Ahlaktan Bahsedilemez Devletlerin Refahı: Para mı, Adalet mi? HÜKMETMEK KOLAY, İDARE ETMEK ZOR: KENDİMİZE HÜKMETMEYİ ÖĞRETEN HÜKÜMET Hiçbir Şey Güzel Olmayacak! Hukuk Mu, İktidarın Aracı mı? Adaletin Çift Standartlı Yüzü! Adalet Sistemi: Güçlüler İçin Özgürlük, Zayıflar İçin Cezalandırma mı? Uzayan Davalar ve Mağduriyetler: Yargı Süreçleri Nasıl Hızlandırılabilir? Ekonomide Büyüme mi, Derinleşen Kriz mi? Adalet ve Özgürlük Tartışması: Yargı Reformları mı Siyasal Baskılar mı? Eski Türkiye ve Yeni Türkiye: Nereye Gidiyoruz? Türkiye’nin Ekonomik Çıkmazı: Siyasi Kararların Gölgesinde Bir Kriz Umutsuzluğun Gölgesinde Yaşam: Ekonomik Çıkmaz ve İntihar Sevilmeye Bırakmak Gerçek Aşk: Şans Oyunlarından Bir Adım İleri Sevgi ve Yaşam Arasında Bir Denge Arayışı Haykırış ve İsyan: Sevginin Çığlığı Paranın Gölgesinde Sevgi Maskelerin Ardında ki Gerçeklik: Duyguların Gizli Dansı Sevgi: İnsanlığın En Değerli Hazinesi İnsanın Yapabildikleri ve Yapamadıkları Sevmek mi Günah Sevmemek mi? Din, Yanılsama ve İnsan Psikolojisi Üzerine Para ve Güç: İnsanlık Tarihi ve Modern Dünyadaki Etkileri Topluluk Yönetiminin Üstünlüğü: Çoğunluğun Yargısının Gücü Adaletin Kaynağı ve Hukukun Devlet Üzerindeki Rolü Özgürlüğün Sorumluluk Yükü ve İnsanların Bu Yükten Kaçış Eğilimi Bilge İnsanlar Konuşur Çünkü Söyleyecek Bir Şeyleri Vardır; Aptal İnsanlar Konuşur Çünkü Bir Şey Söylemek Zorundadırlar Bir İşe Başlamadan Önce Her Şey İmkansız Gibi Görünür: Başlama Cesaretinin Gücü Ekonomik Uçurum: Paranın Bekçileri Yanlış Yoldan Gitmenin Kolaylığı Kişilerin Başaklara Benzemesi: Olgunlaşma Süreci Üzerine Bir İnceleme Korkuyla İtaat Eden Kötü Adamlar, Sevgiyle İtaat Eden İyi Adamlar Üzerine Bir Düşünce Atatürk: Türk Milletinin Varoluşunu Koruyan Evrensel Lider Parayı Elde Etmekten Daha Zor Olan: Onu Korumak ve Büyütmek Sağlık ve Para Paradoksu: Hayatın İki Ucu Hayatın Gerçek Zenginliği: Sağlık Üzerine Bir Düşünce Başarı: Bir Yolculuk, Bir Varış Noktası Değil Dünyayı Değiştiren Çılgınlar: Büyük Değişimlere İmza Atanlar Çok Bakarsan Odak Noktanı Kaybedersin Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları Üzerine: Neden Yüksek Beklentiler Hayal Kırıklığına Yol Açar? Gizli Güzellikler: Hayatın İnceliklerini Fark Etme Sanatı Korku ve Cesaretin İnce Çizgisi: Her Gün Ölmek mi, Bir Gün Ölmek mi? Gözlemle, Sus, Dinle, Az Yargıla, Çok Sor: Bilgelik Yolunda Beş İlke İyi İnsanların Gücü ve Cezalandırılmasının Şiddeti İnsan Anlam Arayışında Olan Bir Varlıktır Konuşma Sanatı: Aklın Kullanımı Üzerine Bir İnceleme Giden ve Ölen: İnsanın İki Büyük Acısı Eğitim ve Demokrasi: Bir Toplumun İnşası Fikir ve Düşünce Arasındaki Fark Geçmişteki Hataları Hatırlatmanın Zararları: İyileşme Sürecine Saygı Gösterin Gazi Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Sığınmacı Yasası ve İskan Politikaları Büyük İskender'in Son Üç Arzusu ve Hayatın Gerçek Değerleri İyi ve Kötü: Aydınlık ve Karanlık Üzerine Bir İnceleme Güler yüzlü İhanet: İki Yüzlü İnsanlarla Baş Etmenin Yolları ve Stratejiler Ahmet Tekin'in Kaleminden: Aristoteles'in Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir İnceleme Aristoteles'in Anıtı Üzerine: Atinalılar ve Himeraeos'un Trajik Hikayesi 19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Mutluluğun Anlamı: Ahmet Tekin'in Perspektifinden Bir Değerlendirme Kendini Bulmak ve Mutluluğun Yolu Sevgi, Gurur ve Özgürlük: İnsanı Anlamak Düşüş Anında Yakalayamadığımız Şeyler: Reflekslerin Gücü ve İnsan İlişkilerindeki Rolü Çeşitlilik İçinde İnsanlık: Kevaşe, Suriyeli, Hırsız ve Arsız Kayıp ve İyileşme Üzerine Düşünceler Gerçek Zenginlik: Hayat Deneyiminin Derinliği ve Anlamı Değişim ve İnsanın Doğasındaki Acı Stresin Kaynağı Olarak Geçim ve Ölüm: İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri Modern İlişkilerin Dinamikleri: Aşk, Özgürlük ve Tek Başına Olma Dünyanın Kiralık Sevgilerle Dolu Yüzü: Sevgi ve Açlık İlişkisi Cesaret ve Korkaklık Arasındaki İnce Çizgi: Korku Üzerine Düşünceler Evrenin Gizemli Dansı: Zaman, Mekân ve Kuvvet Modern Dünyanın İronisi: Para ve İnsanlık Cesaret, Güç ve Fikir: İnsanın İçsel Yolculuğu Unutma Ki Unuttun Beni: Unutulanlar Asla Unutmaz! Değerli Olma Üzerine Bir Bakış Açısı: Başarı ve Değer Arasındaki Fark Aşırı Samimiyet, İyilik ve Sevginin Tehlikeleri: Denge Esas Alınmalı mı? Günümüz Dünyasında Yönetim ve Uyku Arasındaki İnce Dengeler