Tura Türk
HV
19 HAZİRAN Cuma 01:59

Aşkı Bulmak Önemli Değil, Önemli Olan Aşkı Sürdürebilmektir

İnsanlık tarihi boyunca hakkında en çok konuşulan, en çok yazılan ve belki de en çok yanlış anlaşılan duygulardan biri aşktır. Şairler onu dizelere sığdırmaya çalışmış, yazarlar sayfalar dolusu anlatmış...

Yaşam
Aşkı Bulmak Önemli Değil, Önemli Olan Aşkı Sürdürebilmektir

İnsanlık tarihi boyunca hakkında en çok konuşulan, en çok yazılan ve belki de en çok yanlış anlaşılan duygulardan biri aşktır. Şairler onu dizelere sığdırmaya çalışmış, yazarlar sayfalar dolusu anlatmış, ressamlar tablolarında resmetmiş, besteciler notalara dökmüştür. Buna rağmen aşk hâlâ tam olarak açıklanabilmiş bir duygu değildir. Çünkü aşk sadece hissedilen bir şey değil, aynı zamanda yaşanan, taşınan, korunan ve emek verilen bir duygudur. Ne var ki günümüzde birçok insan aşkı bulmayı, onu yaşamaktan daha önemli hâle getirmiştir. İnsanlar ilk heyecanın, ilk bakışın, ilk mesajın, ilk buluşmanın büyüsüne o kadar kapılırlar ki, asıl meselenin o duyguyu yıllar boyunca canlı tutabilmek olduğunu unuturlar. Oysa gerçek aşkın değeri başlangıcında değil, zamanın karşısında ne kadar ayakta kalabildiğinde gizlidir.

Bir insanı sevmek bazen bir an sürer. Bir bakış, bir gülümseme, bir tesadüf, beklenmedik bir karşılaşma… İnsan hiç hesapta olmayan bir anda kendini bir duygunun içinde bulabilir. Kalbin hızlı atmaya başlaması, sürekli onu düşünmek, sesini duymak istemek, yanında olmayı özlemek... Bunlar aşkın en güzel ve en heyecan verici taraflarıdır. Fakat aşkın başlangıcı çoğu zaman kolaydır. Çünkü başlangıçta herkes en güzel hâlini gösterir. İnsanlar kusurlarını saklar, daha anlayışlı davranır, daha fazla çaba gösterir. Her şey yeni olduğu için ilgi yüksektir, merak yoğundur ve heyecan güçlüdür. Ancak zaman geçtikçe o ilk günlerin büyüsü yerini hayatın gerçeklerine bırakır. İşte tam da bu noktada aşkın gerçekten ne olduğu ortaya çıkar.

Çünkü aşk, sadece mutlu günlerde birbirine güzel sözler söylemek değildir. Aşk bazen yorgunluk anında anlayış gösterebilmektir. Bazen tartıştıktan sonra gururu bir kenara bırakıp iletişim kurabilmektir. Bazen karşındaki insanın değişen ruh hâlini fark etmek, onun sessizliğinin altında saklanan yorgunluğu anlayabilmektir. İnsanlar çoğu zaman aşkın romantik tarafına hayran kalır ama aşkın emek isteyen tarafını görmezden gelir. Oysa bir ilişkiyi yıllarca ayakta tutan şey heyecan değil, emektir. Çünkü heyecan zaman zaman azalabilir, hayatın koşuşturması insanları yorabilir, şartlar değişebilir. Ama emek varsa, sevgi yeniden büyüyebilir. Emek yoksa, en büyük aşklar bile zamanla sıradan bir hatıraya dönüşebilir.

Hayatta birçok insan aşık olur ama herkes sevgiyi sürdüremez. Çünkü aşkı sürdürmek sabır ister. İnsan sevdiği kişinin sadece güzel taraflarını değil, zor taraflarını da kabul etmeyi öğrenmelidir. Her insanın eksikleri vardır, her insanın kırıldığı yerler, korkuları, alışkanlıkları ve hataları vardır. Birini gerçekten sevmek, onun mükemmel olduğunu düşünmek değildir. Tam aksine, kusurlarını gördüğün hâlde yanında kalabilmektir. Çünkü zaman geçtikçe insanlar birbirlerinin en parlak taraflarını değil, en gerçek taraflarını görmeye başlarlar. Ve işte o noktada sevginin derinliği ortaya çıkar.

Modern dünyada ilişkilerin en büyük sorunlarından biri de insanların her şeyin kolay olmasını istemesidir. Bir problem çıktığında çözmek yerine uzaklaşmak, bir anlaşmazlık yaşandığında konuşmak yerine susmak, bir zorlukla karşılaşıldığında mücadele etmek yerine vazgeçmek daha kolay gelir. Oysa uzun ömürlü sevgiler kolay kurulmaz. Her güçlü ilişkinin arkasında birlikte aşılmış zorluklar, birlikte taşınmış yükler ve birlikte verilmiş mücadeleler vardır. Çünkü aşk sadece güzel günlerin duygusu değildir; zor günlerin de dayanışmasıdır.

İnsan zamanla şunu fark eder: Aşkı öldüren şey büyük felaketler değil, küçük ihmallerdir. Bir zamanlar saatlerce konuşan insanların zamanla birbirini dinlememeye başlaması, eskiden önem verilen şeylerin sıradanlaşması, küçük kırgınlıkların birikmesi... Bunlar aşkı bir anda bitirmez ama yavaş yavaş zayıflatır. Çünkü sevgi ilgisizliğin içinde büyüyemez. Bir çiçeğin suya ihtiyacı olduğu gibi, sevginin de ilgiye, iletişime ve değere ihtiyacı vardır. İnsan sevdiği kişiyi kazandığını düşündüğü anda değil, her gün yeniden değer vermeyi sürdürdüğü sürece aşkını koruyabilir.

Belki de aşkın en zor tarafı budur. Çünkü aşkı sürdürmek sürekli bir farkındalık gerektirir. İnsan sevdiği kişiyi zamanla tanıdığını sanır ama aslında herkes değişir. Yıllar önceki insan ile bugünkü insan aynı değildir. Hayat insanları dönüştürür, olgunlaştırır, bazen yorar, bazen güçlendirir. Bu yüzden aşk sadece birini tanımak değil, onun değişen hâlini de yeniden tanımaya devam etmektir. Çünkü sevgi durağan değildir; yaşayan bir şeydir. Eğer beslenmezse zayıflar, eğer korunmazsa yıpranır.

Gerçek aşkın büyüklüğü, insanın sevdiği kişiyle geçirdiği zamanın uzunluğunda değil, o zamanın içinde ne kadar samimiyet taşıdığıyla ölçülür. Çünkü bazı insanlar yıllarca aynı evde yaşar ama birbirinden uzaklaşır. Bazıları ise yıllar geçtikçe birbirine daha da yakınlaşır. Aradaki fark sevgiyi sürdürme biçimleridir. Bir insanın hâlâ günün sonunda sevdiği kişinin nasıl hissettiğini merak etmesi, onunla konuşmak istemesi, mutluluğunu önemsemesi ve küçük detayları fark etmeye devam etmesi sevgiyi canlı tutan şeylerdir.

Aşk bazen büyük jestlerde değil, küçük ayrıntılarda saklıdır. Yorucu bir günün ardından edilen samimi bir sohbet, unutulmayan bir detay, zor bir zamanda hissedilen destek, kalabalığın içinde bile kendini yalnız hissettirmeyen bir varlık… İnsan yıllar sonra dönüp baktığında çoğu zaman büyük hediyeleri değil, kendisini değerli hissettiren anları hatırlar. Çünkü sevginin gerçek dili gösteriş değil, hissettirebilmektir.

Birçok insan aşkı bir duygu olarak görür ama aşk aynı zamanda bir karardır. Çünkü bazı günler insanın içi coşar, bazı günler yorulur. Bazı günler her şey çok kolay görünür, bazı günler ise ilişkiyi ayakta tutmak daha fazla çaba gerektirir. İşte o günlerde aşk sadece hissedilen bir şey olmaktan çıkar, bilinçli bir tercihe dönüşür. İnsan sevdiği kişiye yeniden yönelmeyi, yeniden anlamayı, yeniden değer vermeyi seçer. Ve gerçek bağlılık tam da burada ortaya çıkar.

Belki de bu yüzden hayatın en etkileyici aşk hikâyeleri ilk görüşte başlayanlar değil, yıllara rağmen devam edenlerdir. Çünkü ilk heyecan herkesin yaşayabileceği bir şeydir. Asıl mesele, zamanın aşındırıcı etkisine rağmen sevgiyi koruyabilmektir. Birlikte yaşlanırken hâlâ birbirine saygı duyabilmek, yıllar sonra bile birbirinin kalbine dokunabilmek, alışkanlıkların arasında sevgiyi kaybetmemektir. Çünkü aşkın gerçek sınavı başlangıçta değil, zamanın içinde verilir.

Ve insan bir gün şunu anlar: Aşkı bulmak gerçekten büyük bir şanstır ama onu sürdürebilmek çok daha büyük bir başarıdır. Çünkü aşkı bulmak bazen kaderin işidir; fakat aşkı yaşatmak karakterin, sabrın, sadakatin ve emeğin eseridir. İlk kıvılcımı hayat yakabilir, fakat o ateşin yıllarca sönmeden yanmasını sağlayan şey iki insanın birlikte gösterdiği çabadır. Bu yüzden aşkın en değerli hâli, ilk günkü heyecandan çok, yıllar sonra bile aynı kalbe güvenle bakabilmektir. Çünkü gerçek aşk, sadece başlayan değil; bütün fırtınalara rağmen devam edebilen aşktır.

Ve belki de aşkın en çok unutulan tarafı tam da burada saklıdır. İnsanlar çoğu zaman aşkın kendiliğinden devam edeceğini düşünürler. Bir kez sevdikten sonra her şeyin doğal akışında ilerleyeceğine inanırlar. Oysa hiçbir değerli şey kendi kendine ayakta kalmaz. Nasıl ki bakılmayan bir bahçe zamanla yabani otlarla dolar, ilgilenilmeyen bir ev yavaş yavaş yıpranırsa, emek verilmeyen sevgiler de zamanın içinde sessizce aşınmaya başlar. Bunun fark edilmesi ise çoğu zaman çok geç olur. Çünkü aşk bir anda bitmez. Bir sabah uyanıp da aniden yok olmaz. Önce konuşmalar kısalır, sonra merak azalır, ardından paylaşmak eskisi kadar önemli görünmez. İnsanlar aynı masada otururlar ama birbirlerinin iç dünyalarına eskisi kadar yakın değildirler. İşte aşkı asıl tehlikeye atan şey büyük kavgalar değil, fark edilmeyen bu küçük uzaklaşmalardır.

Çünkü sevginin en büyük düşmanı nefret değildir; ilgisizliktir. Bir insan sevdiği kişi tarafından anlaşılmadığını hissettiğinde, zamanla içinde görünmez bir yalnızlık oluşmaya başlar. Kalabalıkların içinde bile eksik hisseder kendini. Oysa aşkın en güzel taraflarından biri, insana ait olduğu hissini vermesidir. Dünyanın karmaşası içinde sığınabileceği bir liman olduğunu bilmesidir. Hayatın bütün zorluklarına rağmen dönüp bakabileceği bir yüz, güvenebileceği bir ses, yorulduğunda yaslanabileceği bir omuz olduğunu hissetmesidir. Eğer bir ilişkide bu duygu korunabiliyorsa, yıllar geçse bile sevgi canlı kalabilir. Çünkü insanın kalbi büyük şeylerden çok, kendisini güvende hissettiren küçük ayrıntılarla bağ kurar.

Aşkı sürdürmek biraz da yeniden keşfetmeyi bilmektir. Çünkü insanlar zamanla değişir. Hayat onları farklı sınavlardan geçirir, farklı yaralar bırakır, farklı hayaller kurdurur. Yirmi yaşındaki insan ile kırk yaşındaki insan aynı değildir. Aynı şekilde bir ilişkinin ilk yıllarındaki insanlar ile yıllar sonraki hâlleri de aynı kalmaz. İşte bu yüzden uzun süren sevgilerde insanlar birbirlerini sadece bir kez değil, defalarca tanırlar. Karşılarındaki insanın değişen yanlarını görür, yeni korkularını, yeni umutlarını, yeni hayallerini öğrenirler. Çünkü gerçek aşk, bir insanı olduğu gibi kabul etmek kadar, onun zaman içindeki değişimine de eşlik edebilmektir.

Bazen insanlar aşkı heyecanla karıştırırlar. Oysa heyecan azalabilir. İlk günlerdeki kalp çarpıntıları, sabaha kadar süren sohbetler, sürekli birbirini düşünme hâli zamanla değişebilir. Ama bu değişim aşkın bittiği anlamına gelmez. Aksine, sevginin daha derin bir hâle dönüştüğünü gösterebilir. Çünkü aşkın olgunlaşmış hâli, ilk günlerin coşkusundan farklıdır. Daha sakin ama daha güçlüdür. Daha sessiz ama daha derindir. Artık sadece özlemek değil, anlamaktır. Sadece istemek değil, emek vermektir. Sadece mutlu günlerde değil, zor zamanlarda da yanında kalabilmektir. Ve aslında insanın hayatı boyunca aradığı şey de çoğu zaman budur; geçici heyecanlar değil, güven veren bir bağlılık.

Hayatın içinde birçok insanla karşılaşılır. Bazıları kısa süreli izler bırakır, bazıları ise yıllar geçse bile unutulmaz. Fakat insan dönüp geçmişine baktığında, en değerli anılarının çoğunun büyük olaylardan değil, küçük ama samimi anlardan oluştuğunu fark eder. Birlikte edilen sıradan bir kahvaltı, uzun bir günün sonunda edilen birkaç içten cümle, zor bir dönemde sessizce hissedilen destek... Bunlar dışarıdan bakıldığında önemsiz gibi görünür. Ama aslında sevgiyi ayakta tutan şey tam da bunlardır. Çünkü aşk büyük sözlerden çok, günlük hayatın içinde tekrar tekrar seçilen küçük davranışlarla yaşar.

Belki de bu yüzden gerçek sevgi biraz fedakârlık ister. Ama bu fedakârlık insanın kendinden vazgeçmesi değildir. Aksine, iki insanın birbirinin hayatına değer katmayı istemesidir. Çünkü aşk sadece almak üzerine kurulduğunda zayıflar. Sürekli beklentiyle beslenen ilişkiler bir süre sonra yorulmaya başlar. Ama iki taraf da birbirinin mutluluğunu önemsemeyi sürdürdüğünde, sevgi zamanın karşısında daha güçlü hâle gelir. Çünkü aşkın gerçek gücü, kusursuz insanlarda değil; birbirinin kusurlarına rağmen kalmayı seçen insanlarda ortaya çıkar.

Ve yıllar geçtikçe insan çok önemli bir şeyi fark eder: Sevilmek güzel bir duygudur ama güvenilerek sevilmek çok daha değerlidir. Çünkü aşkın en sağlam temeli tutkudan önce güvendir. Bir insanın yanında kendin olabilmek, hata yaptığında korkmadan konuşabilmek, kırıldığında susmak yerine anlatabilmek ve her şeye rağmen anlaşılacağını bilmek... İşte bunlar aşkın zamanla kazandığı gerçek derinliktir. Çünkü güven olmayan yerde sevgi sürekli sınanır, ama güvenin olduğu yerde sevgi nefes alır.

Sonunda insan şunu anlar: Aşk aslında bir varış noktası değil, birlikte çıkılan uzun bir yolculuktur. Bu yolculukta bazen güneş açar, bazen fırtınalar kopar, bazen yollar kolaylaşır, bazen de yürümek zorlaşır. Ama önemli olan yolun her anında aynı heyecanı hissetmek değil; aynı niyeti koruyabilmektir. Çünkü aşkı değerli yapan şey kusursuz olması değildir. Defalarca sınanmasına rağmen yeniden birbirine dönebilen iki insanın varlığıdır. Zamanın yıpratamadığı, mesafelerin eksiltemediği, hayatın ağırlığının bile tamamen söndüremediği o bağlılıktır.

Ve belki de gerçek aşkın en güzel tanımı budur: Bir gün gelip hayatın bütün geçici heyecanları sakinleştiğinde, yıllar boyunca değişen onca şeyin arasında hâlâ dönüp bakmak istediğin kişinin aynı yerde durduğunu görebilmektir. Çünkü aşkı bulmak bir tesadüf olabilir, bir kader olabilir, güzel bir rastlantı olabilir. Ama aşkı yıllar boyunca koruyabilmek, büyütebilmek ve her şeye rağmen yaşatabilmek; işte bu, iki insanın birlikte yazdığı en büyük başarı hikâyesidir. İnsan hayatının sonunda geriye dönüp baktığında, hatırlayacağı şey ilk bakışın heyecanı değil, bütün zorluklara rağmen elini bırakmayan bir kalbin varlığı olacaktır. Çünkü gerçek aşk, başlamakla değil; bütün mevsimlere rağmen devam edebilmekle anlam kazanır. Ahmet TEKİN

Emircan MERALEmircan MERAL

Genel Yayın Yönetmeni

YORUMLAR