google.com, pub-5635234458637791, DIRECT, f08c47fec0942fa0

Sessizliğin Suçu: Haksızlığın Cezasız Kalması

Ahmet Tekin

09-05-2025 23:26

“Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.”
Bu söz, adaletin en temel taşı olan hesap verebilirliğin önemini özetliyor. Bir toplumun vicdanı, yalnızca kanun kitaplarında değil, o toplumun haksızlık karşısında verdiği tepkiyle şekillenir. Ne zaman ki bir adaletsizlik karşılıksız kalır, işte o zaman kötülük yalnızca bireysel bir eylem olmaktan çıkar, kurumsallaşır, yerleşir ve meşrulaşır.

Bugün dünyaya, ülkemize, çevremize baktığımızda, adaletsizliğin farklı yüzleriyle karşılaşıyoruz. Bir memurun torpille işe girmesi, bir kadının sokak ortasında şiddete maruz kalıp failin serbest bırakılması, rüşvet alan bir yetkilinin koltuğunda oturmaya devam etmesi, kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesi… Her biri, sadece bireysel bir kötülük değildir. Asıl kötülük, bu eylemler cezasız kaldığında doğar.

Haksızlık Neden Tehlikelidir?

Haksızlığın cezalandırılmaması iki yönden tehlikelidir:

Suçluyu cesaretlendirir.
Adaletin işlemediği bir yerde, suç sadece kârlı hale gelmez, aynı zamanda normalleşir. Cezasız kalan her haksızlık, bir sonraki haksızlığın zeminini hazırlar. “Bir şey olmuyor ki!” duygusu, kötülüğün çoğalmasına sebep olur. Bu, toplumsal çürümeyi hızlandırır.

Mağduru susturur, toplumu korkutur.
Mağdur adalet bulamayacağını bilirse susar. Toplum bu suskunluğu görür ve “Ben de başıma bir şey gelirse yalnız kalırım” diye düşünür. Böylece herkes susar, haksızlık büyür, kötülük egemen olur.

Cezasızlık Kültürünün Doğurduğu Toplum

Bir ülkede hukuk işlemiyorsa, yolsuzluk sıradan hale geldiyse, güç sahipleri dokunulmaz hale geldiyse orada adaletsizlik sadece bir istisna değil, bir yönetim biçimidir. İşte bu noktada cezasızlık, sadece hukuki değil, ahlaki bir çöküştür.

Bu çöküşün etkileri nelerdir?

Toplumsal güven sarsılır. İnsanlar devlete, yargıya, polise, medyaya güvenmez olur.

Adalet duygusu yerini intikam duygusuna bırakır. Herkes kendi adaletini aramaya başlar; bu da anarşinin kapısını aralar.

Eğitim, liyakat ve emeğe olan inanç zayıflar. Çünkü artık başarılı olmak için çalışmak değil, torpil ya da ahbap çavuş ilişkisi yeterlidir.

Adaletin Olduğu Yerde Umut Vardır

Tarihte nice büyük uygarlıklar yıkıldı; ama hiçbiri adaleti tesis ettiği sürece sarsılmadı. Osmanlı'nın en güçlü dönemlerinde bile "kadıya rüşvet verdim" lafı halk arasında hakaretti. Bugün ise bazı kesimler bunu bir meziyet gibi anlatıyor.

Adaletin olduğu yerde umut vardır. Çünkü adalet, sadece suçun cezalandırılması değil, aynı zamanda hak edenin hakkını almasıdır. Her birey, eşit bir şekilde hukuk karşısında hesap verebilmelidir. Kimsenin kimseye üstünlüğü olmamalıdır.

Sorumluluk Kimde?

Toplumsal adalet yalnızca yargının sorumluluğunda değildir. Medya, sivil toplum, akademi, bireyler… Hepimizin sorumluluğu var. Haksızlığa ses çıkarmak, susmamak, “Benim başıma gelmedi ama bir başkasının başına geldi, demek ki ben de risk altındayım” diyebilmek, gerçek vatandaşlık bilincidir.

Sessiz kalmak, suça ortak olmaktır. Bir olayın faili kadar, o olay karşısında susanlar da tarihin ve vicdanın mahkemesinde yargılanır.

Tarihte Cezasızlığın Getirdiği Yıkımlar

Adaletin ihmal edildiği toplumların nasıl çürüdüğünü tarihten öğrenebiliriz. Antik Roma’dan Osmanlı’ya, Fransız İhtilali’nden 20. yüzyılın diktatörlüklerine kadar, adaletin göz ardı edilmesi nasıl bir felakete yol açtıysa, cezasızlık da o çöküşün en belirleyici tetikleyicisi olmuştur.

Antik Roma’da senatörlerin yolsuzlukları cezasız kaldıkça halk devlete olan güvenini yitirdi. “Ekmek ve sirk” politikalarıyla halk oyalansa da, adaletsizlik imparatorluğu içeriden çürüttü. Sonunda bir zamanların devleti olan Roma, kendi yurttaşlarının güvenini kaybettiği için yıkıldı.

Osmanlı’da da çöküş döneminde cezasızlık kültürü yayılmıştı. Rüşvetin sıradanlaştığı, devlet kademelerinde akrabalık ilişkilerinin liyakatin önüne geçtiği dönemlerde halk arasında şu söz dolaşır olmuştu: “Kimin kuluysan ona göre muamele görürsün.” Bu sözü okuyan herkes şunu hisseder: artık yasa değil, kişi esas alınmaktadır. Bu bir devletin çöküş işaretidir.

Fransız Devrimi'nin fitilini ateşleyen de adaletsizlikti. Saray çevresi tüm serveti kontrol ederken halk açlık içindeydi. Bir dilim ekmek çalan yoksul idam edilirken, saray mensupları milyonları zimmetlerine geçiriyor ama hesap vermiyordu. Bu çifte standart, halkı isyana sürükledi.

Bunlar, tarihin bize verdiği açık mesajlardır: Adaletin olmadığı yerde, barış da sürdürülebilirlik de olamaz. Haksızlık cezasız kaldığında, adaletsizlik kural olur.

Günümüz Türkiye’sinden Acı Gerçekler

Bugüne gelirsek, Türkiye'de de cezasızlık kültürünün nasıl toplumu çürüttüğünü maalesef her gün haberlerde izliyoruz. Yolsuzluk davalarının siyasi hesaplarla kapatılması, şiddet uygulayan faillerin elini kolunu sallayarak aramızda dolaşması, torpille işe giren liyakatsiz insanların kamu kaynaklarını kötü yönetmesi... Bunların her biri “kötülük” değil midir?

Bir kadın, eski eşi tarafından defalarca şikâyet edilmesine rağmen korunamaz. Sonunda sokak ortasında katledilir. Katil daha önce serbest bırakılmıştır çünkü “delil yetersizliği” vardır. Peki bu durumda, sadece o kadının hayatı mı söndürülür? Hayır. Toplumun adalete olan inancı da öldürülür.

Ya da deprem sonrası yapılan “çürük binalar”… Kimler izin verdi? Kim göz yumdu? Kimler para aldı da o kolonlar kesildi? Ve sonra binlerce insan göçük altında kaldı. Ama suçlular hâlâ ellerini kollarını sallayarak geziyor. Bu, sadece bir inşaat sorunu değil, doğrudan cezasızlık kültürünün sonucu olan kitlesel bir trajedidir.

Üstelik sadece bireysel suçlarda değil, kamu yönetiminde de hesap verilebilirlik ortadan kalkmıştır. Kamu ihaleleri bir avuç firmaya peşkeş çekilirken, denetim mekanizmaları ya susturulur ya da göstermelik hale getirilir. Vergi yükü vatandaşın sırtına yüklenirken, büyük sermayeye teşvikler ve aflar sağlanır. Bu çifte standartlar, toplumda “adalet” duygusunu paramparça eder.

Gençler ülkeyi terk etmek istiyor çünkü artık “emek vererek bir yere gelmenin mümkün olmadığına” inanıyor. Bu, sadece ekonomik bir kriz değildir. Aynı zamanda bir ahlak ve adalet krizidir.

Kapanış: Sessizliği Değil, Adaleti Seçmek

Bir ülkede insanlar, adalete güven duyduklarında, haksızlıkların peşine düşüldüğünü bildiklerinde, kötülük cesaret bulamaz. Çünkü bilir ki, eninde sonunda hesap verecektir.

Ama eğer bir ülkede insanlar, “nasıl olsa kurtulurum” düşüncesine sahipse, orada adalet ölmüştür.

Kötülüklerin ilki ve en büyüğü, haksızlıkların cezasız kalmasıdır.” Çünkü bu, diğer tüm kötülükleri mümkün kılar. İşte bu yüzden, her haksızlık karşısında susmamak, sadece bir erdem değil, aynı zamanda bir zorunluluktur.

Bugün susarsak, yarın konuşacak kimseyi bulamayabiliriz. Adalet, ancak onun için mücadele edenler oldukça yaşar. Ahmet Tekin

DİĞER YAZILARI TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM 01-01-1970 03:00 Yalanın Değdiği Kalpte Gerçek Bile Şüpheli Olur 01-01-1970 03:00 Parkta Salıncak Sırası Bekleyen Çocuk Gibi Bekledim Seni 01-01-1970 03:00 Doğru İnsanlar Kalmanın Bir Yolunu Her Zaman Bulur! 01-01-1970 03:00 Sizi Sevmeye Cesareti Olmayan İnsanlarla Bir Gelecek Hayal Etmeyin 01-01-1970 03:00 Aşk Bir Katil midir? 01-01-1970 03:00 Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Gücün Haklı Çıktığı Yerde Adalet Yoktur 01-01-1970 03:00 Kötülüğün Kökü Bilgisizliktir 01-01-1970 03:00 Bir İnsanın Eğitimi Yalnızca Kitaplarla Ölçülmez 01-01-1970 03:00 Çoğu İnsanın En Büyük Hatası, Başlamadan Önce Mükemmel Şartları Beklemesidir 01-01-1970 03:00 Hayat Kısa Değil, Sen Onu Boşa Harcıyorsun 01-01-1970 03:00 Bazen Sevmediğinden Değil, Yorulduğundan Vazgeçersin 01-01-1970 03:00 Kadınların Sessizce Tiksindiği Adam Rolleri: İlişkilerde Kayıp ve Yanlış Anlamalar 01-01-1970 03:00 Eğer Mutsuz Olmak İstemiyorsan Kalbini Sadece Kıymet Bilene Aç 01-01-1970 03:00 İkinci Şans Birincisine İhanettir 01-01-1970 03:00 Bir Gençlik Daha Harcanmaz Uğruna! 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik: Az Şeye İhtiyaç Duyabilmek 01-01-1970 03:00 Ölümden Korkan İnsan, Yaşayan Bir Köledir 01-01-1970 03:00 Gerçek Gücün Sessiz Tanığı: Vazgeçebildiklerimiz 01-01-1970 03:00 UMUT: ZENGİNİN LÜKSÜ, FAKİRİN EKMEĞİ 01-01-1970 03:00 Değerlisin Ama Değer misin? 01-01-1970 03:00 Kendi Devrimini Yapmadan Dünya Değişmez 01-01-1970 03:00 Düşüncenin Gücüyle Yeniden Başlamak 01-01-1970 03:00 “Seveceksen Ölçülü Sev Ki Sevgin Uzun Sürsün” 01-01-1970 03:00 Son Sığınak: Tavrını Seçme Özgürlüğü 01-01-1970 03:00 Herkesi Sev, Azına Güven, Kimseye Kötülük Etme 01-01-1970 03:00 SEVGİ YER DEĞİŞTİRDİ 01-01-1970 03:00 DÜNYADA HİÇBİR ŞEY SANA AİT DEĞİL… SEN NEYİN PEŞİNDESİN? 01-01-1970 03:00 Kusurları Sevmek: Aşkın Gerçek Yüzü 01-01-1970 03:00 İnsanlığa Yenilmek 01-01-1970 03:00 Seven İnsan Veda Eder mi? 01-01-1970 03:00 Sevmek Başkadır, Beklemek Bambaşka Bir Hikâye 01-01-1970 03:00 Kötülüğün Gölgesinde İnsan: Kimse Kendi İsteğiyle Kötü Değildir 01-01-1970 03:00 Aşk Yalan Söyler mi? 01-01-1970 03:00 Sevdiğin Her Şey Kaybolabilir Ama Sevgi Geri Döner: Hayatın Döngüsünde Kayıp ve Umut 01-01-1970 03:00 AKLIN IŞIĞINDA: BİLGİNİN DOĞUŞU VE İNSAN ZİHNİNİN YARATICI GÜCÜ 01-01-1970 03:00 YALANIN GÖLGESİNDE GÜVENİN KIRILGANLIĞI 01-01-1970 03:00 Dostluk: Göründüğü Gibi Olmak ve Olduğu Gibi Görünmek 01-01-1970 03:00 Başlıksız İktidar: Güç Arzusu Olmadan Yönetmek Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 DEMOKRASİ, EĞİTİMLİ HALKIN REJİMİDİR: CEHALETİN GÖLGESİNDEKİ SANDIK 01-01-1970 03:00 Kanun ve Adet, Zorla Değil İyilikle Yerleşirse Adalet Olur 01-01-1970 03:00 Demokratik Devletin Temeli Özgürlüktür 01-01-1970 03:00 Güç ve Adalet: Sessizlerin Çığlığı, Kudretlilerin Sessizliği 01-01-1970 03:00 Aptallığın Sonsuzluğu: Düşünmenin Tembelliği, İnsanın Felaketi 01-01-1970 03:00 Adaletin Olmadığı Yerde Ahlaktan Bahsedilemez 01-01-1970 03:00 Devletlerin Refahı: Para mı, Adalet mi? 01-01-1970 03:00 HÜKMETMEK KOLAY, İDARE ETMEK ZOR: KENDİMİZE HÜKMETMEYİ ÖĞRETEN HÜKÜMET 01-01-1970 03:00 Hiçbir Şey Güzel Olmayacak! 01-01-1970 03:00 Hukuk Mu, İktidarın Aracı mı? Adaletin Çift Standartlı Yüzü! 01-01-1970 03:00 Adalet Sistemi: Güçlüler İçin Özgürlük, Zayıflar İçin Cezalandırma mı? 01-01-1970 03:00 Uzayan Davalar ve Mağduriyetler: Yargı Süreçleri Nasıl Hızlandırılabilir? 01-01-1970 03:00 Ekonomide Büyüme mi, Derinleşen Kriz mi? 01-01-1970 03:00 Adalet ve Özgürlük Tartışması: Yargı Reformları mı Siyasal Baskılar mı? 01-01-1970 03:00 Eski Türkiye ve Yeni Türkiye: Nereye Gidiyoruz? 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Ekonomik Çıkmazı: Siyasi Kararların Gölgesinde Bir Kriz 01-01-1970 03:00 Umutsuzluğun Gölgesinde Yaşam: Ekonomik Çıkmaz ve İntihar 01-01-1970 03:00 Sevilmeye Bırakmak 01-01-1970 03:00 Gerçek Aşk: Şans Oyunlarından Bir Adım İleri 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Yaşam Arasında Bir Denge Arayışı 01-01-1970 03:00 Haykırış ve İsyan: Sevginin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Paranın Gölgesinde Sevgi 01-01-1970 03:00 Maskelerin Ardında ki Gerçeklik: Duyguların Gizli Dansı 01-01-1970 03:00 Sevgi: İnsanlığın En Değerli Hazinesi 01-01-1970 03:00 İnsanın Yapabildikleri ve Yapamadıkları 01-01-1970 03:00 Sevmek mi Günah Sevmemek mi? 01-01-1970 03:00 Din, Yanılsama ve İnsan Psikolojisi Üzerine 01-01-1970 03:00 Para ve Güç: İnsanlık Tarihi ve Modern Dünyadaki Etkileri 01-01-1970 03:00 Topluluk Yönetiminin Üstünlüğü: Çoğunluğun Yargısının Gücü 01-01-1970 03:00 Adaletin Kaynağı ve Hukukun Devlet Üzerindeki Rolü 01-01-1970 03:00 Özgürlüğün Sorumluluk Yükü ve İnsanların Bu Yükten Kaçış Eğilimi 01-01-1970 03:00 Bilge İnsanlar Konuşur Çünkü Söyleyecek Bir Şeyleri Vardır; Aptal İnsanlar Konuşur Çünkü Bir Şey Söylemek Zorundadırlar 01-01-1970 03:00 Bir İşe Başlamadan Önce Her Şey İmkansız Gibi Görünür: Başlama Cesaretinin Gücü 01-01-1970 03:00 Ekonomik Uçurum: Paranın Bekçileri 01-01-1970 03:00 Yanlış Yoldan Gitmenin Kolaylığı 01-01-1970 03:00 Kişilerin Başaklara Benzemesi: Olgunlaşma Süreci Üzerine Bir İnceleme 01-01-1970 03:00 Korkuyla İtaat Eden Kötü Adamlar, Sevgiyle İtaat Eden İyi Adamlar Üzerine Bir Düşünce 01-01-1970 03:00 Atatürk: Türk Milletinin Varoluşunu Koruyan Evrensel Lider 01-01-1970 03:00 Parayı Elde Etmekten Daha Zor Olan: Onu Korumak ve Büyütmek 01-01-1970 03:00 Sağlık ve Para Paradoksu: Hayatın İki Ucu 01-01-1970 03:00 Hayatın Gerçek Zenginliği: Sağlık Üzerine Bir Düşünce 01-01-1970 03:00 Başarı: Bir Yolculuk, Bir Varış Noktası Değil 01-01-1970 03:00 Dünyayı Değiştiren Çılgınlar: Büyük Değişimlere İmza Atanlar 01-01-1970 03:00 Çok Bakarsan Odak Noktanı Kaybedersin 01-01-1970 03:00 Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları Üzerine: Neden Yüksek Beklentiler Hayal Kırıklığına Yol Açar? 01-01-1970 03:00 Gizli Güzellikler: Hayatın İnceliklerini Fark Etme Sanatı 01-01-1970 03:00 Korku ve Cesaretin İnce Çizgisi: Her Gün Ölmek mi, Bir Gün Ölmek mi? 01-01-1970 03:00 Gözlemle, Sus, Dinle, Az Yargıla, Çok Sor: Bilgelik Yolunda Beş İlke 01-01-1970 03:00 İyi İnsanların Gücü ve Cezalandırılmasının Şiddeti 01-01-1970 03:00 İnsan Anlam Arayışında Olan Bir Varlıktır 01-01-1970 03:00 Konuşma Sanatı: Aklın Kullanımı Üzerine Bir İnceleme 01-01-1970 03:00 Giden ve Ölen: İnsanın İki Büyük Acısı 01-01-1970 03:00 Eğitim ve Demokrasi: Bir Toplumun İnşası 01-01-1970 03:00 Fikir ve Düşünce Arasındaki Fark 01-01-1970 03:00 Geçmişteki Hataları Hatırlatmanın Zararları: İyileşme Sürecine Saygı Gösterin 01-01-1970 03:00 Gazi Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Sığınmacı Yasası ve İskan Politikaları 01-01-1970 03:00 Büyük İskender'in Son Üç Arzusu ve Hayatın Gerçek Değerleri 01-01-1970 03:00 İyi ve Kötü: Aydınlık ve Karanlık Üzerine Bir İnceleme 01-01-1970 03:00 Güler yüzlü İhanet: İki Yüzlü İnsanlarla Baş Etmenin Yolları ve Stratejiler 01-01-1970 03:00 Ahmet Tekin'in Kaleminden: Aristoteles'in Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir İnceleme 01-01-1970 03:00 Aristoteles'in Anıtı Üzerine: Atinalılar ve Himeraeos'un Trajik Hikayesi 01-01-1970 03:00 19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Mutluluğun Anlamı: Ahmet Tekin'in Perspektifinden Bir Değerlendirme 01-01-1970 03:00 Kendini Bulmak ve Mutluluğun Yolu 01-01-1970 03:00 Sevgi, Gurur ve Özgürlük: İnsanı Anlamak 01-01-1970 03:00 Düşüş Anında Yakalayamadığımız Şeyler: Reflekslerin Gücü ve İnsan İlişkilerindeki Rolü 01-01-1970 03:00 Çeşitlilik İçinde İnsanlık: Kevaşe, Suriyeli, Hırsız ve Arsız 01-01-1970 03:00 Kayıp ve İyileşme Üzerine Düşünceler 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik: Hayat Deneyiminin Derinliği ve Anlamı 01-01-1970 03:00 Değişim ve İnsanın Doğasındaki Acı 01-01-1970 03:00 Stresin Kaynağı Olarak Geçim ve Ölüm: İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri 01-01-1970 03:00 Modern İlişkilerin Dinamikleri: Aşk, Özgürlük ve Tek Başına Olma 01-01-1970 03:00 Dünyanın Kiralık Sevgilerle Dolu Yüzü: Sevgi ve Açlık İlişkisi 01-01-1970 03:00 Cesaret ve Korkaklık Arasındaki İnce Çizgi: Korku Üzerine Düşünceler 01-01-1970 03:00 Evrenin Gizemli Dansı: Zaman, Mekân ve Kuvvet 01-01-1970 03:00 Modern Dünyanın İronisi: Para ve İnsanlık 01-01-1970 03:00 Cesaret, Güç ve Fikir: İnsanın İçsel Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Unutma Ki Unuttun Beni: Unutulanlar Asla Unutmaz! 01-01-1970 03:00 Değerli Olma Üzerine Bir Bakış Açısı: Başarı ve Değer Arasındaki Fark 01-01-1970 03:00 Aşırı Samimiyet, İyilik ve Sevginin Tehlikeleri: Denge Esas Alınmalı mı? 01-01-1970 03:00 Günümüz Dünyasında Yönetim ve Uyku Arasındaki İnce Dengeler 01-01-1970 03:00