google.com, pub-5635234458637791, DIRECT, f08c47fec0942fa0

Adaletin Olmadığı Yerde Ahlaktan Bahsedilemez

Ahmet Tekin

09-04-2025 22:36

Toplumların varlığını sürdürebilmesi, bireylerin bir arada yaşama iradesini koruyabilmesi ve insan onurunun ayakta kalabilmesi için bazı temel değerlerin muhafazası şarttır. Bu değerlerin başında ise kuşkusuz adalet gelir. Adalet, sadece mahkeme salonlarında tecelli eden bir mekanizma değil; toplumsal düzenin her zerresine işlemiş olması gereken bir ilkedir. İşte tam da bu nedenle, adaletin çürüdüğü ya da yok sayıldığı bir yerde, ahlaktan, erdemden, dürüstlükten, hakkaniyetten söz etmek beyhudedir. Zira “adaletin olmadığı yerde ahlaktan bahsedilemez” sözü, tarihin ve insanlığın acı tecrübeleriyle sabitlenmiş bir gerçektir.

Ahlak Neye Yaslanır?

Ahlak dediğimiz kavram, bireyin içsel pusulasıdır. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırabilme yetisidir. Ancak bu pusula, boşlukta çalışmaz. Bireyin içindeki ahlak anlayışı, toplumsal karşılık bulmadığı sürece sarsılır. Örneğin; bir insan dürüstlüğü ilke edinmişse ve içinde yaşadığı toplumda yalan, riyakârlık, çıkarcılık ödüllendiriliyorsa, o birey ya bu çarpık yapıya ayak uydurur ya da sistemin dışına itilerek yalnızlaştırılır. İşte bu noktada adalet devreye girmelidir. Adalet, ahlakın toplumsal düzlemdeki garantisidir.

Ahlaki davranışlar, sadece bireysel vicdanlara terk edildiğinde sürdürülebilir değildir. Adil bir toplum düzeni; doğruyu yapanın korunacağına, suç işleyenin cezalandırılacağına dair güven tesis eder. Böylece insanlar, ahlaki kararlar verirken yalnız kalmadıklarını hisseder. Ancak bu güven ortadan kalkarsa, herkes kendi adaletini aramaya başlar ve kaos doğar.

Adaletsizlik Ahlakı Zehirler

Adaletin olmadığı bir toplumda, bireylerin vicdanları zamanla körelir. Çünkü adaletsizlik, insan ruhunda bir yorgunluk ve tükenmişlik yaratır. Haksız yere suçlananlar, hakkı teslim edilmeyenler, çabası görmezden gelinenler, emeği sömürülenler zamanla "doğru olanı yapmanın anlamı var mı?" sorusunu sormaya başlar. Bu soru, ahlaki çöküşün ilk işaretidir. Adaletsizlik karşısında sessiz kalan bir düzen, sadece haksızlıkları değil, ahlakı da sistematik olarak çürütür.

Daha da kötüsü, adaletsizliğin sıradanlaşmasıdır. Toplumda bazı kesimler sürekli olarak kayırılıyor, bazıları ise sürekli eziliyorsa, insanlar bunu “norm” olarak kabul etmeye başlar. Bu da hem adaletin hem de ahlakın çöküşüdür. Çünkü artık ne iyi niyet ödüllendirilir ne kötülük cezalandırılır. Kimin gücü varsa, onun haklı olduğu bir düzen ortaya çıkar. Bu düzende ahlak bir lüks haline gelir, cesaret değil saflık sayılır.

Devlet ve Ahlak Arasındaki Köprü: Adalet

Devletler, sadece toprak parçası üzerinde otorite kuran yapılar değildir. Aynı zamanda ahlaki bir iddiayla var olurlar. Anayasalar, yasalar, yönetmelikler hepsi birer ahlaki sözleşmedir. Yurttaşlar bu sözleşmeye inanırsa, devlete saygı duyar. Ancak devletin temelini oluşturan adalet mekanizması işlemiyorsa, bu sözleşme geçerliliğini yitirir. Mahkemeler, bağımsız kararlar alamıyorsa; hukuk sadece güçlülerin lehine işletiliyorsa; liyakat değil sadakat ödüllendiriliyorsa, devletin ahlaki temeli çatlamış demektir.

Unutmamak gerekir ki; adalet sadece mahkemelerde tecelli etmez. Bir işçinin emeğinin karşılığını alması da adalettir. Bir öğrencinin eşit şartlarda sınava girmesi de, bir gazetecinin özgürce yazabilmesi de... Adalet hayatın her alanında karşımıza çıkar. Bu yüzden adaletin olmadığı bir ülkede, her bireyin yaşadığı alan ahlaki bir sınav haline gelir. Ve bu sınav, her geçen gün daha zor hale gelir.

Adaletin Yokluğunda Yükselen Sessizlik

Adaletin olmadığı yerde, insanlar önce konuşmamayı öğrenir. Sonra susmanın bile bedeli olur. Hak aramak suç sayılır, sorgulamak tehlikeli hale gelir. Böyle bir ortamda yetişen çocuklar, hakka değil hileye özenir. Gençler erdemli değil kurnaz olmayı öğrenir. Aileler çocuklarına, "doğruyu yap" değil, "sakın dikkat çekme" öğüdünü verir. Ahlak, vicdanlardan sürülür. Yerine korku, güvensizlik ve umutsuzluk yerleşir.

İşte bu yüzden, adalet bir toplumun temel taşıdır. Taş yerinden oynarsa, bina çöker. O çöküşün altında sadece bireyler değil, tüm bir millet kalır.

Tarihten Ders Almak: Adaletsizlik ve Çöküş

Tarihe baktığımızda, büyük imparatorlukların, kalabalık toplumların ya da refah içinde yaşayan devletlerin yıkılışının temelinde genellikle bir ortak unsur görürüz: Adaletin çöküşü. Roma İmparatorluğu, halkın yönetime olan güvenini yitirmesiyle çöktü. Osmanlı’nın son döneminde devlet kadrolarında liyakatin yerine sadakatin esas alınması, halkla yönetim arasındaki bağın kopmasına neden oldu. Daha yakın tarihlere gelirsek, Arap Baharı'nı tetikleyen olaylar arasında en önde gelen nedenlerden biri de adaletsizlikti.

Bir halk, yaşadığı topraklarda hakkını arayamayacağını, sesini duyuramayacağını, haksızlığa uğradığında yanında kimsenin durmayacağını hissettiğinde o toplumun dağılması kaçınılmaz hale gelir. Yani adalet, yalnızca bireylerin değil, bir milletin varoluşunun temelidir.

Günümüz Türkiye’sinde Adalet Sorgusu

Bugünün Türkiye’sine dönüp baktığımızda, "Adalet var mı?" sorusu milyonların zihninde yankılanıyor. Mahkemelerde yıllarca süren davalar, tutukluluğu ceza gibi kullanan yargı kararları, medya üzerinde kurulan baskı, liyakatsiz atamalar ve sürekli değişen hukuk sistemi… Bütün bunlar adaletin sadece bir kavram değil, aynı zamanda bir güven meselesi olduğunu gösteriyor. Halkın adalete olan güveni zedelendiğinde, insanlar sisteme olan inancını yitirir. Adaletin zedelenmesi, ahlaki çürümenin hem sebebi hem de sonucudur.

Gençler artık "çalışarak bir yere gelinir" düşüncesine değil, "torpil olmadan olmaz" anlayışına inanıyor. Bu değişim, sadece ekonomik ya da sosyal bir mesele değildir; bu, ahlakın toplumsal bazda tahrip olmasıdır. Çünkü bir genç, emeğiyle değil bağlantısıyla başarıya ulaşacağını düşünüyorsa, ahlak ikinci plana itilmiştir. Bu da doğrudan adaletle ilgilidir.

Sessiz Kalmanın Bedeli: Toplumsal Körlük

Adaletsizliğe karşı sessiz kalmak, zamanla onu meşrulaştırmak anlamına gelir. Sessiz kalan toplumlar, hakikati görme yetilerini de kaybederler. Alışırlar. Adaletsizliğe, rüşvete, yolsuzluğa, torpile… Ve alışmak, en büyük felakettir. Çünkü alışmak demek, artık mücadele etmemek demektir. Ahlaki sorumluluk da burada biter.

Bugün toplumda yaşanan birçok sorun –kadına şiddet, çocuk istismarı, iş cinayetleri, çevre katliamları– sadece bireysel vicdan eksikliğiyle açıklanamaz. Bu olayların failleri çoğu zaman cezalandırılmaz, cezalandırılsalar bile hafifletici sebeplerle korunurlar. Bu da toplumun "ahlaki duyarlılığını" köreltir. İnsanlar, başkasının başına gelen haksızlığı görmezden gelmeye başlar. Bu ise en tehlikeli noktadır: Vicdanın kuruması.

Ahlakın Ekonomiyle, Eğitimle, Siyasetle İlişkisi

Adaletin olmadığı yerde sadece birey değil, devletin bütün organları yozlaşır. Ekonomi bile ahlaki bir meseledir. Vergisini düzenli ödeyen bir esnaf, vergi kaçırarak zenginleşen birinin ödüllendirildiğini gördüğünde sistemin adil olmadığına kanaat getirir. Bu da ahlaki çöküşe neden olur. Aynı şekilde eğitimde, sınavlarda şaibe varsa; torpille işe alınmalar yaygınsa, gençlerin ahlaklı kalması neredeyse bir mucizeye dönüşür.

Siyaset kurumunun da ahlaki bir sorumluluğu vardır. Siyaset, yalnızca güç elde etme sanatı değil, halk adına alınan kararların adil olmasıdır. Bir siyasetçinin kamu malını kişisel çıkarı için kullanması, sadece bir yolsuzluk değildir; aynı zamanda ahlaki iflasın resmidir. Bu iflas, toplumu da beraberinde sürükler.

Umutsuzluk Çıkmazı ve Ahlaki Direniş

Bütün bu karanlık tabloya rağmen, umutsuzluğa kapılmak da ahlaki bir gaflettir. Zira ahlak, yalnızca kolay zamanlarda değil; en zor şartlarda da ayakta durabilme iradesidir. Mazlumun yanında yer almak, zalime boyun eğmemek, doğruyu söylemekten çekinmemek… Bunların hepsi adaletin yokluğunda gösterilmesi gereken ahlaki direniş örnekleridir.

Toplumu iyileştirmek, yukarıdan aşağıya doğru olur. Ancak aşağıdan yukarıya doğru gelen bir toplumsal baskı da adaleti tesis edebilir. Bunun için sivil toplumun güçlenmesi, bireylerin bilinçlenmesi, medyanın özgürleşmesi ve gençlerin umutsuzluğa değil, mücadeleye sarılması gerekir.

Son Söz Yerine: Ahlak, Adaletin Gölgesinde Büyür

Bir çınar düşünün, kökleri derinlerde; gövdesi güçlü, dalları göğe uzanıyor. İşte ahlak, bu çınarın yapraklarıysa; onu ayakta tutan, besleyen kökleri de adalettir. Kökler kurursa, yapraklar solar. Bu yüzden biz, önce kökleri sağlamlaştırmalıyız. Adaletin olmadığı yerde ahlak yeşermez. Ne kadar güzel söz söylenirse söylensin, ne kadar ahlak dersi verilirse verilsin; eğer adalet yoksa hepsi boşunadır.

Erdemli bir toplum istiyorsak, önce adaletli bir toplum inşa etmeliyiz. Bu da herkesin sorumluluğudur: Devletin, siyasetin, medyanın, öğretmenin, anne-babanın, öğrencinin, işçinin… Çünkü adalet, sadece mahkeme salonlarında değil; sokakta, okulda, evde, fabrikada, oy sandığında, sosyal medyada tecelli eder. Ancak o zaman gerçekten ahlaklı bir toplumdan söz edebiliriz.

Ve unutmayalım: Ahlak, adaletin gölgesinde büyür. Ahmet Tekin

DİĞER YAZILARI TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM 01-01-1970 03:00 Yalanın Değdiği Kalpte Gerçek Bile Şüpheli Olur 01-01-1970 03:00 Parkta Salıncak Sırası Bekleyen Çocuk Gibi Bekledim Seni 01-01-1970 03:00 Doğru İnsanlar Kalmanın Bir Yolunu Her Zaman Bulur! 01-01-1970 03:00 Sizi Sevmeye Cesareti Olmayan İnsanlarla Bir Gelecek Hayal Etmeyin 01-01-1970 03:00 Aşk Bir Katil midir? 01-01-1970 03:00 Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Gücün Haklı Çıktığı Yerde Adalet Yoktur 01-01-1970 03:00 Kötülüğün Kökü Bilgisizliktir 01-01-1970 03:00 Bir İnsanın Eğitimi Yalnızca Kitaplarla Ölçülmez 01-01-1970 03:00 Çoğu İnsanın En Büyük Hatası, Başlamadan Önce Mükemmel Şartları Beklemesidir 01-01-1970 03:00 Hayat Kısa Değil, Sen Onu Boşa Harcıyorsun 01-01-1970 03:00 Bazen Sevmediğinden Değil, Yorulduğundan Vazgeçersin 01-01-1970 03:00 Kadınların Sessizce Tiksindiği Adam Rolleri: İlişkilerde Kayıp ve Yanlış Anlamalar 01-01-1970 03:00 Eğer Mutsuz Olmak İstemiyorsan Kalbini Sadece Kıymet Bilene Aç 01-01-1970 03:00 İkinci Şans Birincisine İhanettir 01-01-1970 03:00 Bir Gençlik Daha Harcanmaz Uğruna! 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik: Az Şeye İhtiyaç Duyabilmek 01-01-1970 03:00 Ölümden Korkan İnsan, Yaşayan Bir Köledir 01-01-1970 03:00 Gerçek Gücün Sessiz Tanığı: Vazgeçebildiklerimiz 01-01-1970 03:00 UMUT: ZENGİNİN LÜKSÜ, FAKİRİN EKMEĞİ 01-01-1970 03:00 Değerlisin Ama Değer misin? 01-01-1970 03:00 Kendi Devrimini Yapmadan Dünya Değişmez 01-01-1970 03:00 Düşüncenin Gücüyle Yeniden Başlamak 01-01-1970 03:00 “Seveceksen Ölçülü Sev Ki Sevgin Uzun Sürsün” 01-01-1970 03:00 Son Sığınak: Tavrını Seçme Özgürlüğü 01-01-1970 03:00 Herkesi Sev, Azına Güven, Kimseye Kötülük Etme 01-01-1970 03:00 SEVGİ YER DEĞİŞTİRDİ 01-01-1970 03:00 DÜNYADA HİÇBİR ŞEY SANA AİT DEĞİL… SEN NEYİN PEŞİNDESİN? 01-01-1970 03:00 Kusurları Sevmek: Aşkın Gerçek Yüzü 01-01-1970 03:00 İnsanlığa Yenilmek 01-01-1970 03:00 Seven İnsan Veda Eder mi? 01-01-1970 03:00 Sevmek Başkadır, Beklemek Bambaşka Bir Hikâye 01-01-1970 03:00 Kötülüğün Gölgesinde İnsan: Kimse Kendi İsteğiyle Kötü Değildir 01-01-1970 03:00 Aşk Yalan Söyler mi? 01-01-1970 03:00 Sevdiğin Her Şey Kaybolabilir Ama Sevgi Geri Döner: Hayatın Döngüsünde Kayıp ve Umut 01-01-1970 03:00 AKLIN IŞIĞINDA: BİLGİNİN DOĞUŞU VE İNSAN ZİHNİNİN YARATICI GÜCÜ 01-01-1970 03:00 Sessizliğin Suçu: Haksızlığın Cezasız Kalması 01-01-1970 03:00 YALANIN GÖLGESİNDE GÜVENİN KIRILGANLIĞI 01-01-1970 03:00 Dostluk: Göründüğü Gibi Olmak ve Olduğu Gibi Görünmek 01-01-1970 03:00 Başlıksız İktidar: Güç Arzusu Olmadan Yönetmek Mümkün mü? 01-01-1970 03:00 DEMOKRASİ, EĞİTİMLİ HALKIN REJİMİDİR: CEHALETİN GÖLGESİNDEKİ SANDIK 01-01-1970 03:00 Kanun ve Adet, Zorla Değil İyilikle Yerleşirse Adalet Olur 01-01-1970 03:00 Demokratik Devletin Temeli Özgürlüktür 01-01-1970 03:00 Güç ve Adalet: Sessizlerin Çığlığı, Kudretlilerin Sessizliği 01-01-1970 03:00 Aptallığın Sonsuzluğu: Düşünmenin Tembelliği, İnsanın Felaketi 01-01-1970 03:00 Devletlerin Refahı: Para mı, Adalet mi? 01-01-1970 03:00 HÜKMETMEK KOLAY, İDARE ETMEK ZOR: KENDİMİZE HÜKMETMEYİ ÖĞRETEN HÜKÜMET 01-01-1970 03:00 Hiçbir Şey Güzel Olmayacak! 01-01-1970 03:00 Hukuk Mu, İktidarın Aracı mı? Adaletin Çift Standartlı Yüzü! 01-01-1970 03:00 Adalet Sistemi: Güçlüler İçin Özgürlük, Zayıflar İçin Cezalandırma mı? 01-01-1970 03:00 Uzayan Davalar ve Mağduriyetler: Yargı Süreçleri Nasıl Hızlandırılabilir? 01-01-1970 03:00 Ekonomide Büyüme mi, Derinleşen Kriz mi? 01-01-1970 03:00 Adalet ve Özgürlük Tartışması: Yargı Reformları mı Siyasal Baskılar mı? 01-01-1970 03:00 Eski Türkiye ve Yeni Türkiye: Nereye Gidiyoruz? 01-01-1970 03:00 Türkiye’nin Ekonomik Çıkmazı: Siyasi Kararların Gölgesinde Bir Kriz 01-01-1970 03:00 Umutsuzluğun Gölgesinde Yaşam: Ekonomik Çıkmaz ve İntihar 01-01-1970 03:00 Sevilmeye Bırakmak 01-01-1970 03:00 Gerçek Aşk: Şans Oyunlarından Bir Adım İleri 01-01-1970 03:00 Sevgi ve Yaşam Arasında Bir Denge Arayışı 01-01-1970 03:00 Haykırış ve İsyan: Sevginin Çığlığı 01-01-1970 03:00 Paranın Gölgesinde Sevgi 01-01-1970 03:00 Maskelerin Ardında ki Gerçeklik: Duyguların Gizli Dansı 01-01-1970 03:00 Sevgi: İnsanlığın En Değerli Hazinesi 01-01-1970 03:00 İnsanın Yapabildikleri ve Yapamadıkları 01-01-1970 03:00 Sevmek mi Günah Sevmemek mi? 01-01-1970 03:00 Din, Yanılsama ve İnsan Psikolojisi Üzerine 01-01-1970 03:00 Para ve Güç: İnsanlık Tarihi ve Modern Dünyadaki Etkileri 01-01-1970 03:00 Topluluk Yönetiminin Üstünlüğü: Çoğunluğun Yargısının Gücü 01-01-1970 03:00 Adaletin Kaynağı ve Hukukun Devlet Üzerindeki Rolü 01-01-1970 03:00 Özgürlüğün Sorumluluk Yükü ve İnsanların Bu Yükten Kaçış Eğilimi 01-01-1970 03:00 Bilge İnsanlar Konuşur Çünkü Söyleyecek Bir Şeyleri Vardır; Aptal İnsanlar Konuşur Çünkü Bir Şey Söylemek Zorundadırlar 01-01-1970 03:00 Bir İşe Başlamadan Önce Her Şey İmkansız Gibi Görünür: Başlama Cesaretinin Gücü 01-01-1970 03:00 Ekonomik Uçurum: Paranın Bekçileri 01-01-1970 03:00 Yanlış Yoldan Gitmenin Kolaylığı 01-01-1970 03:00 Kişilerin Başaklara Benzemesi: Olgunlaşma Süreci Üzerine Bir İnceleme 01-01-1970 03:00 Korkuyla İtaat Eden Kötü Adamlar, Sevgiyle İtaat Eden İyi Adamlar Üzerine Bir Düşünce 01-01-1970 03:00 Atatürk: Türk Milletinin Varoluşunu Koruyan Evrensel Lider 01-01-1970 03:00 Parayı Elde Etmekten Daha Zor Olan: Onu Korumak ve Büyütmek 01-01-1970 03:00 Sağlık ve Para Paradoksu: Hayatın İki Ucu 01-01-1970 03:00 Hayatın Gerçek Zenginliği: Sağlık Üzerine Bir Düşünce 01-01-1970 03:00 Başarı: Bir Yolculuk, Bir Varış Noktası Değil 01-01-1970 03:00 Dünyayı Değiştiren Çılgınlar: Büyük Değişimlere İmza Atanlar 01-01-1970 03:00 Çok Bakarsan Odak Noktanı Kaybedersin 01-01-1970 03:00 Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları Üzerine: Neden Yüksek Beklentiler Hayal Kırıklığına Yol Açar? 01-01-1970 03:00 Gizli Güzellikler: Hayatın İnceliklerini Fark Etme Sanatı 01-01-1970 03:00 Korku ve Cesaretin İnce Çizgisi: Her Gün Ölmek mi, Bir Gün Ölmek mi? 01-01-1970 03:00 Gözlemle, Sus, Dinle, Az Yargıla, Çok Sor: Bilgelik Yolunda Beş İlke 01-01-1970 03:00 İyi İnsanların Gücü ve Cezalandırılmasının Şiddeti 01-01-1970 03:00 İnsan Anlam Arayışında Olan Bir Varlıktır 01-01-1970 03:00 Konuşma Sanatı: Aklın Kullanımı Üzerine Bir İnceleme 01-01-1970 03:00 Giden ve Ölen: İnsanın İki Büyük Acısı 01-01-1970 03:00 Eğitim ve Demokrasi: Bir Toplumun İnşası 01-01-1970 03:00 Fikir ve Düşünce Arasındaki Fark 01-01-1970 03:00 Geçmişteki Hataları Hatırlatmanın Zararları: İyileşme Sürecine Saygı Gösterin 01-01-1970 03:00 Gazi Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Sığınmacı Yasası ve İskan Politikaları 01-01-1970 03:00 Büyük İskender'in Son Üç Arzusu ve Hayatın Gerçek Değerleri 01-01-1970 03:00 İyi ve Kötü: Aydınlık ve Karanlık Üzerine Bir İnceleme 01-01-1970 03:00 Güler yüzlü İhanet: İki Yüzlü İnsanlarla Baş Etmenin Yolları ve Stratejiler 01-01-1970 03:00 Ahmet Tekin'in Kaleminden: Aristoteles'in Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir İnceleme 01-01-1970 03:00 Aristoteles'in Anıtı Üzerine: Atinalılar ve Himeraeos'un Trajik Hikayesi 01-01-1970 03:00 19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu 01-01-1970 03:00 Mutluluğun Anlamı: Ahmet Tekin'in Perspektifinden Bir Değerlendirme 01-01-1970 03:00 Kendini Bulmak ve Mutluluğun Yolu 01-01-1970 03:00 Sevgi, Gurur ve Özgürlük: İnsanı Anlamak 01-01-1970 03:00 Düşüş Anında Yakalayamadığımız Şeyler: Reflekslerin Gücü ve İnsan İlişkilerindeki Rolü 01-01-1970 03:00 Çeşitlilik İçinde İnsanlık: Kevaşe, Suriyeli, Hırsız ve Arsız 01-01-1970 03:00 Kayıp ve İyileşme Üzerine Düşünceler 01-01-1970 03:00 Gerçek Zenginlik: Hayat Deneyiminin Derinliği ve Anlamı 01-01-1970 03:00 Değişim ve İnsanın Doğasındaki Acı 01-01-1970 03:00 Stresin Kaynağı Olarak Geçim ve Ölüm: İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri 01-01-1970 03:00 Modern İlişkilerin Dinamikleri: Aşk, Özgürlük ve Tek Başına Olma 01-01-1970 03:00 Dünyanın Kiralık Sevgilerle Dolu Yüzü: Sevgi ve Açlık İlişkisi 01-01-1970 03:00 Cesaret ve Korkaklık Arasındaki İnce Çizgi: Korku Üzerine Düşünceler 01-01-1970 03:00 Evrenin Gizemli Dansı: Zaman, Mekân ve Kuvvet 01-01-1970 03:00 Modern Dünyanın İronisi: Para ve İnsanlık 01-01-1970 03:00 Cesaret, Güç ve Fikir: İnsanın İçsel Yolculuğu 01-01-1970 03:00 Unutma Ki Unuttun Beni: Unutulanlar Asla Unutmaz! 01-01-1970 03:00 Değerli Olma Üzerine Bir Bakış Açısı: Başarı ve Değer Arasındaki Fark 01-01-1970 03:00 Aşırı Samimiyet, İyilik ve Sevginin Tehlikeleri: Denge Esas Alınmalı mı? 01-01-1970 03:00 Günümüz Dünyasında Yönetim ve Uyku Arasındaki İnce Dengeler 01-01-1970 03:00