Uyum, kelime anlamı olarak uygunluğu ifade ederken; bir başka açıdan da toplumsal bir çevreye ya da duruma uygun davranışlar sergileme, ortama intibak etme ve entegrasyon olarak tanımlanır. İnsanın aklı ve duyguları ile düşündüğünü uygulaması, davranışlarını buna göre şekillendirmesidir. Uyumsuzluk ise uyumun zıddıdır.
Bir dine mensubum ve inanıyorum diyorsan, Tanrı’ya uyumlu olmayı gerektirir. Burada Tanrı’ya atfedilen pek çok özellik vardır. Anlam bakımından; yalan söylememek, hırsızlık yapmamak, adil olmak, vicdanlı ve merhametli davranmak, dosdoğru olmak, sevgi ve saygıyı korumak, haram yememek, zulme karşı durmak gibi iyiliklerin sınırsız toplamıdır.
Doğayla uyum da önemlidir. Ağaçları ve yeşili korumak, doğanın düzenine saygılı olmak ve onu korumak gerekir. Mekânların taşıyamayacağı yükleri zorlamak yerine buna karşı çıkmak gerekir. Yani rant uğruna yapılarda sınırı aşmamak önemlidir. Ailede uyum ise karşılıklı sevgi ve saygıya dayanır ki kalıcı olsun.
Siyasette de uyum önemlidir. Ülke yararına, faydalı konularda emek sarf etmek; insanın ve diğer canlıların refahını, huzurunu ve güvenliğini sağlamak; yaşama ve yaşatma hakkını korumak ve sorunları çözmek uyumun gereğidir. Uyumlu olmak istiyorsan ve inanıyorsan; Tanrı ile, doğayla ve insan olmanın gereğiyle uyum içinde, hayatı anlamlı yaşayabilmelisin.
“İnanıyorum” deyip davranışlarda her türlü kötülük varsa, bu inandığını inkâr etmek anlamına gelir. Bu ise iki yüzlülüktür ve insanın düşebileceği en aşağı durumlardan biridir.
Burada sorgulamak uyumu yok etmez; bilakis uyuma ulaştırır. Siyasette yönetenlerin hırsızlığına, ahlaksızlığına, kamunun kaynaklarını kendi çıkarları için kullanmasına; devletin kesesinden şatafatlı ve gösterişli iftarlar vermesine uyum sağlamak, uyum değil uyumsuzluk getirir. Çünkü bu, herkesin hakkını kendi saltanatına peşkeş çekmektir. Asıl uyumsuzluk budur.
Diplomatik ilişkilerde de uyum, haklı olanın hakkına saygı göstermek ve onu savunmaktır; güce tapmak değildir. Siyasette her türlü pisliğe bulaşmış, haramzade ve despot liderlerin yaptıklarına körü körüne uyum sağlamak uyum değildir. Uyumsuzluğu sorgulamak ise gerçek uyumu getirir. Çünkü yanlışa ve adaletsizliğe, yaratılan putlara taparak uyum sağlanamaz.
Doğruluk, merhamet, kul hakkını gözetmek, yoksulu korumak ve zulme karşı durmak uyumdur. İyilikte uyum vardır; kötülükte uyum ise uyumsuzluktur. Doğru sözlü olmak, güvenilir olmak, akıllı ve uyanık davranmak, günah işlememek ve adaletli olmak uyumu getirir. Gücü kötüye kullanmak uyum değildir.
Dışı ve diliyle insanları aldatmak, ahlaksızlığı ve hırsızlığı meşrulaştırmak uyumluluk sayılmaz. Eğer din ahlakın yerine geçerse, eğer duygusal tepkiler rasyonelliğin yerini alırsa ve şikâyet sorumluların diline yerleşirse, uyumdan söz edilebilir mi?
Bugün ABD ile İran arasındaki savaş gibi despot anlayışların hâkim olduğu bir ortamda uyumdan söz etmek mümkün müdür? Hiyerarşik bir soygun ve sömürü düzeni de uyum getirmez. Uyum, yaşarken başkasını da yaşatabilmektir.
Uyum adaletle sağlanır; adaletsizlik ise uyumsuzluğun belasıdır. Uyum, bir görevi körü körüne yapmak değil; akla, vicdana ve insan olmanın gereklerine uygun işler yapmaktır. Bir lider etrafını “evet efendim” diyenlerle değil, yanlışlarına meydan okuyabilecek yetenekli insanlarla kuşatırsa uyum gerçek anlamını bulur.
Bülbülün ötmesi için gül bahçelerine ihtiyaç vardır. Hürriyetleri yok ederek uyum sağlanamaz. Albert Camus şöyle sorar: “Hiçbir şeyin anlamı ve değeri yoksa insan nasıl var olabilir? İnsanları öldürmenin haklı çıkarılması karşısında nasıl durulabilir?” Böyle bir durumda suçlularla uyum olabilir mi?
Akla, bilime, hukuka, demokrasiye ve ahlaka uyarak uyum aramak gerekir. İnsan tercihine göre değil, rasyonel düşünerek uyum içinde olmalıdır. İyi işlerde uyum; kötü işlerde ise uyumsuzluk gerekir. Burada tercih rasyonel düşünceden yana olmalıdır. Kemal Albayrak


















