https://www.turaturk.com/files/uploads/user/eacbec704544fb3e45efadf8eedbf9c8-a7b8c7d3948b8ec632a6.jpeg
Ahmet Tekin
Advert

Kanun ve Adet, Zorla Değil İyilikle Yerleşirse Adalet Olur

761 kez okundu.

Her toplumun gelişim sürecinde kanunlar ve adetler, insan hayatını düzenleyen temel sütunlar olarak karşımıza çıkar. Ne var ki bu sütunların hangi temeller üzerine inşa edildiği, o toplumun huzuru, refahı ve geleceği açısından hayati bir öneme sahiptir. Bir toplumda kanunlar ve örfî kurallar baskı ve korkuyla mı yerleştiriliyor, yoksa insanlara faydası gösterilerek, iyilikle mi kabul ettiriliyor? İşte bu ayrım, medeniyet ile tahakküm arasındaki çizgiyi belirler.

"Adet ve kanunlar iyilik ile kabul edilmelidir. İyilik ve fayda bundadır. Baskı ve kölelik yolu ile kabul ettirilmesi ile doğacak zarar sayılamaz." Bu söz, sadece bir felsefi görüş değil, aynı zamanda tarih boyunca yaşanmış trajedilerin, kırılmış toplum sözleşmelerinin ve bastırılmış halk iradesinin özeti niteliğindedir.

Kanunun Ruhu: Zorbalık mı, Adalet mi?

Kanun, sadece yazılı metinlerden ibaret değildir. Onun gerçek anlamı, topluma hizmet ettiği ölçüde ortaya çıkar. Kanunun ruhu, adaleti gerçekleştirme amacına dayanır. Eğer bir kanun toplumun vicdanında karşılık bulmuyorsa, o zaman o metin sadece birer zorbalık aracına dönüşür. Zira kanun, korkutmak için değil, korumak için vardır.

Geçmişe baktığımızda, zorla benimsetilmeye çalışılan her yasa, er ya da geç toplumsal patlamalara neden olmuştur. Fransız Devrimi'nin temelinde halkın kendi iradesi dışında konulan baskıcı kurallar vardı. Osmanlı’nın son döneminde ilan edilen bazı fermanlar, halkın anlayış ve ihtiyaçlarına kulak verilmeden tepeden inme şekilde sunulduğunda dirençle karşılaştı. Bugün bile dünyanın birçok yerinde halkların başkaldırısına neden olan yegâne mesele, halkın katılımı olmadan yürürlüğe konan kanunlardır.

Adetler: Geleneğin Dayanağı mı, Zinciri mi?

Adetler, toplumların tarih boyunca oluşturduğu, nesillerden nesillere aktarılan davranış kalıplarıdır. Ancak her gelenek kutsal değildir. Adetler, zamanın ruhuna uygun olarak evrilmediği takdirde faydadan çok zarar getirebilir. Bu noktada da iyilik ve akıl devreye girer.

Bir adet sadece “bizde böyle gelmiş” diye savunulamaz. O adetin insan hayatına ne kattığı, bireylerin özgürlüğünü, refahını nasıl etkilediği sorgulanmalıdır. Eğer bir gelenek bireyin temel haklarını çiğniyorsa, o artık gelenek değil, bir zincirdir. Ve hiçbir zincir, zamanla altınlaşmaz.

Bir adetin yaşaması için gönüllü kabul şarttır. Bir adeti sürdüren toplum, onu içselleştirmiş olmalıdır. Dayatılan gelenekler önce itaat, sonra isyan doğurur. Bu nedenle her gelenek, her kanun gibi, insan merkezli bir sorgulamaya tabii tutulmalıdır.

İyilikle Kabulün Gücü

Tarihte bazı dönemlerde halkların kendi iradeleriyle kabul ettiği kanunlar, uzun ömürlü olmuş ve toplumu ileri taşımıştır. Bunun en açık örneklerinden biri, Anadolu’da Ahilik teşkilatıdır. Ahilik, yazılı olmayan ama toplum tarafından iyilikle benimsenmiş kurallara dayanıyordu. İnsanlar bu kurallara uymak için baskı görmediler; bilakis bu kuralların hayatlarını kolaylaştırdığını, toplumda adaleti sağladığını gördüler.

İyilikle benimsetilen bir kural, sadece o an için değil, gelecek kuşaklar için de bir pusula olur. Bu yüzden çağdaş demokrasilerde yasa yapım sürecine halkın ve sivil toplumun katılımı esastır. Katılımcı yasalar, halkın iradesini ve rızasını içerdiği için daha sağlamdır, daha kalıcıdır.

Zorla kabul ettirilen her yasa ise, zaman içinde toplumun vicdanında yaralar açar. İnsanlar, o kanunun karşısında durmaya çalışmasa bile içinde isyan biriktirir. Bu isyan, bazen sessiz bir boykot, bazen açık bir direniş, bazen de yıkıcı bir başkaldırıya dönüşebilir.

Baskının Doğurduğu Zararlar

Zorla benimsetilen her düzen, bir başka baskıyı doğurur. Her baskı ise korku kültürünü besler. Korku ile yaşayan bir toplum, özgür düşünemez, sorgulamaz, gelişemez. Yaratıcılığın, inovasyonun ve sosyal barışın önündeki en büyük engel, işte bu baskı kültürüdür.

Bu durum sadece bireysel değil, toplumsal bir felakete neden olur. Çünkü toplumlar, baskı altında yaşadıkça hem ahlaki hem de entelektüel olarak yozlaşır. Kendi düşüncesini dile getiremeyen birey, başkasının düşüncesine de tahammül edemez. Böylece kutuplaşma, ayrımcılık ve düşmanlık kaçınılmaz hale gelir.

Bunun örneklerini günümüzde de görmek mümkün. Birçok ülke, halkın sesini kısmaya yönelik kanunlar çıkardığında, uzun vadede sadece sosyal huzursuzluk ve ekonomik istikrarsızlıkla karşılaştı. Çünkü hiçbir yasa, toplumun rızası ve anlayışı olmadan sürdürülemez.

Tarihten Ders: Kanunların Toplumsal Kabulü Üzerine

İnsanlık tarihi boyunca yasalar iki yolla yürürlüğe konmuştur: ya halkın katılımı ve rızasıyla, ya da güç ve baskı yoluyla. Birincisi, toplumları ayakta tutan, birleştiren ve geliştiren yöntemdir. İkincisi ise ne yazık ki toplumları parçalamış, kutuplaştırmış ve bazen iç savaşlara sürüklemiştir.

Antik Yunan'da Atina demokrasisi, halkın doğrudan katılımıyla yasa yapımını mümkün kılmış ve bu yasaların uzun yıllar boyunca toplum tarafından benimsenmesini sağlamıştır. Öte yandan Spartalıların sert ve katı yasaları, toplumda disiplin sağlasa da bireysel özgürlükleri yok saydığı için uzun vadede kültürel bir durgunluğa neden olmuştur.

Benzer şekilde Roma İmparatorluğu’nun erken döneminde hukukun halka dayalı yapısı, hem iç istikrarı hem de medeniyetin yayılmasını sağlamış; fakat imparatorluk döneminde baskıcı yasaların ağırlaşması, toplumsal huzursuzlukları artırmış ve çöküşün zeminini hazırlamıştır.

Osmanlı dönemine dönecek olursak, Tanzimat ve Islahat Fermanları gibi modernleşme çabaları, büyük oranda Batı'dan esinlenmiş reformlardı. Ancak bu reformların halkla yeterince paylaşılmaması, hatta halkın bu değişikliklere ne kadar hazır olduğunun sorgulanmaması, birçok bölgede direnişe yol açtı. Halkın anlamadığı bir yasa, ona yabancılaşır. Yabancılaşan yasa, saygı değil korku üretir.

Dinî Açıdan Yaklaşım: Zorlama ile İnanç Arasındaki İnce Çizgi

Kutsal kitapların büyük kısmında, inancın kalpten gelmesi gerektiği vurgulanır. Zorlama ile kabul ettirilen inanç, ne Tanrı katında ne de toplum nezdinde samimi sayılır. İslam dini de bu konuda çok net bir ifade sunar: "Dinde zorlama yoktur." (Bakara Suresi, 256. Ayet). Bu ifade, sadece dini konular için değil, aslında genel anlamda insan hürriyetini, akıl yürütmesini ve gönüllü kabulü önceleyen bir ilkeyi ifade eder.

Zorla uygulanan dinî kurallar da, zaman içinde dinin içini boşaltır. Çünkü insanlar, anlamadan yaptıkları ibadetlerde sadece şekilcilik geliştirir. İçsel dönüşüm gerçekleşmez. Bu durum, geleneksel toplumlarda “iki yüzlü dindarlık” ya da “gizli sekülerleşme” olarak kendini gösterir. Korkudan yapılan hiçbir ibadet, kişisel bir bağlılık yaratmaz.

Aynı durum seküler yasalar için de geçerlidir. Bir yasa, halkın vicdanına hitap etmiyor, sadece devletin gücünü yansıtıyorsa, uzun vadede itaat değil, ikiyüzlülük doğurur. Yasa, bir korku sembolü değil; bir güven kaynağı olmalıdır.

Modern Toplumlarda Katılımcı Hukukun Önemi

Günümüz demokratik toplumlarında yasa yapım süreci, sadece hukukçuların ve siyasetçilerin işi değildir. Sivil toplum kuruluşları, üniversiteler, meslek odaları, sendikalar ve bireylerin görüşlerinin alınması artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Bu yalnızca adaletin daha sağlıklı tesis edilmesi için değil, aynı zamanda o yasa karşısında halkın duyacağı saygının pekişmesi için de gereklidir.

İsveç, Norveç ve Finlandiya gibi kuzey Avrupa ülkeleri, yıllardır katılımcı yasa yapım süreçleriyle öne çıkar. Bu ülkelerde çıkarılan yasaların büyük çoğunluğu, kamuoyu araştırmaları ve halkın talepleri doğrultusunda şekillenir. Bu nedenle yasa uygulandığında halkta direnç değil, işbirliği oluşur.

Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise yasa yapım süreçlerinin daha şeffaf ve katılımcı hale getirilmesi, sadece siyasi bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal barışın sigortasıdır.

Eğitim Yoluyla Yasa Bilinci Oluşturmak

Bir başka önemli nokta ise eğitimdir. İnsanlar, neden o yasaya ihtiyaç olduğunu bilmedikçe, o yasayı bir dış tehdit olarak görmeye devam eder. Bu nedenle yasa yapım sürecinin bir parçası da halkın bilinçlendirilmesi olmalıdır.

Halk eğitimi, sadece okullarda değil; medya, yerel yönetimler, dini kurumlar ve sosyal platformlar aracılığıyla da yapılabilir. Eğitimli bir birey, kanunun amacını anladığında ona karşı direnç göstermez. Aksine, onun savunucusu olur.

Bu noktada medya kuruluşlarına da büyük sorumluluk düşmektedir. Kanunların anlatılması, sadeleştirilmesi ve kamuoyuna anlaşılır bir biçimde sunulması, medyanın asli görevlerinden biri olmalıdır. Ancak günümüzde ne yazık ki birçok medya kurumu bu görevi yerine getirmek yerine, yasaları sadece siyasi tartışmalara malzeme yaparak toplumsal kutuplaşmayı daha da derinleştirmektedir.

Bireyin Değeri ve Toplumun Söz Hakkı

En temelde şu soruyu sormak gerekir: Kanunlar kimin için yapılır? Cevap nettir: Birey için. O halde bireyin onayı ve rızası olmadan yapılan her düzenleme, amacıyla çelişir. Birey, sadece oy kullanan bir vatandaş değil; aynı zamanda yaşadığı toplumun şekillenmesine katkı sağlayan aktif bir özne olmalıdır.

Toplumun tüm bireyleri, yasa yapım sürecinin doğal paydaşıdır. Kadın, erkek, genç, yaşlı, farklı etnik ve kültürel kökenden gelen her bireyin sesi duyulmadan yapılan her kanun, eksik doğar.

Son Söz: Birlikte İnşa Etmek

Adetler ve kanunlar, bir toplumun ortak yaşam sözleşmeleridir. Bu sözleşmelerin yazılıp onaylanması kadar, nasıl hayata geçtiği de önemlidir. Zorbalıkla değil, iyilikle; tehdit değil, ikna ile; baskı değil, anlayışla inşa edilen her yasa, toplumsal birliğin ve beraberliğin harcı olur.

Bugünün Türkiye’sinde ve dünyasında ihtiyaç duyduğumuz şey, daha çok yasa değil; daha çok anlayış, daha çok şeffaflık, daha çok katılım ve en önemlisi daha çok iyilikle inşa edilen düzenlerdir.

Ve hepimizin aklında şu cümle kalmalı:
Zorla dayatılan her düzen yıkılmaya mahkûmdur. İyilikle kurulan her düzen ise kök salar, yeşerir, büyür. Ahmet TEKİN

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM Yalanın Değdiği Kalpte Gerçek Bile Şüpheli Olur Parkta Salıncak Sırası Bekleyen Çocuk Gibi Bekledim Seni Doğru İnsanlar Kalmanın Bir Yolunu Her Zaman Bulur! Sizi Sevmeye Cesareti Olmayan İnsanlarla Bir Gelecek Hayal Etmeyin Aşk Bir Katil midir? Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Gücün Haklı Çıktığı Yerde Adalet Yoktur Kötülüğün Kökü Bilgisizliktir Bir İnsanın Eğitimi Yalnızca Kitaplarla Ölçülmez Çoğu İnsanın En Büyük Hatası, Başlamadan Önce Mükemmel Şartları Beklemesidir Hayat Kısa Değil, Sen Onu Boşa Harcıyorsun Bazen Sevmediğinden Değil, Yorulduğundan Vazgeçersin Kadınların Sessizce Tiksindiği Adam Rolleri: İlişkilerde Kayıp ve Yanlış Anlamalar Eğer Mutsuz Olmak İstemiyorsan Kalbini Sadece Kıymet Bilene Aç İkinci Şans Birincisine İhanettir Bir Gençlik Daha Harcanmaz Uğruna! Gerçek Zenginlik: Az Şeye İhtiyaç Duyabilmek Ölümden Korkan İnsan, Yaşayan Bir Köledir Gerçek Gücün Sessiz Tanığı: Vazgeçebildiklerimiz UMUT: ZENGİNİN LÜKSÜ, FAKİRİN EKMEĞİ Değerlisin Ama Değer misin? Kendi Devrimini Yapmadan Dünya Değişmez Düşüncenin Gücüyle Yeniden Başlamak “Seveceksen Ölçülü Sev Ki Sevgin Uzun Sürsün” Son Sığınak: Tavrını Seçme Özgürlüğü Herkesi Sev, Azına Güven, Kimseye Kötülük Etme SEVGİ YER DEĞİŞTİRDİ DÜNYADA HİÇBİR ŞEY SANA AİT DEĞİL… SEN NEYİN PEŞİNDESİN? Kusurları Sevmek: Aşkın Gerçek Yüzü İnsanlığa Yenilmek Seven İnsan Veda Eder mi? Sevmek Başkadır, Beklemek Bambaşka Bir Hikâye Kötülüğün Gölgesinde İnsan: Kimse Kendi İsteğiyle Kötü Değildir Aşk Yalan Söyler mi? Sevdiğin Her Şey Kaybolabilir Ama Sevgi Geri Döner: Hayatın Döngüsünde Kayıp ve Umut AKLIN IŞIĞINDA: BİLGİNİN DOĞUŞU VE İNSAN ZİHNİNİN YARATICI GÜCÜ Sessizliğin Suçu: Haksızlığın Cezasız Kalması YALANIN GÖLGESİNDE GÜVENİN KIRILGANLIĞI Dostluk: Göründüğü Gibi Olmak ve Olduğu Gibi Görünmek Başlıksız İktidar: Güç Arzusu Olmadan Yönetmek Mümkün mü? DEMOKRASİ, EĞİTİMLİ HALKIN REJİMİDİR: CEHALETİN GÖLGESİNDEKİ SANDIK Demokratik Devletin Temeli Özgürlüktür Güç ve Adalet: Sessizlerin Çığlığı, Kudretlilerin Sessizliği Aptallığın Sonsuzluğu: Düşünmenin Tembelliği, İnsanın Felaketi Adaletin Olmadığı Yerde Ahlaktan Bahsedilemez Devletlerin Refahı: Para mı, Adalet mi? HÜKMETMEK KOLAY, İDARE ETMEK ZOR: KENDİMİZE HÜKMETMEYİ ÖĞRETEN HÜKÜMET Hiçbir Şey Güzel Olmayacak! Hukuk Mu, İktidarın Aracı mı? Adaletin Çift Standartlı Yüzü! Adalet Sistemi: Güçlüler İçin Özgürlük, Zayıflar İçin Cezalandırma mı? Uzayan Davalar ve Mağduriyetler: Yargı Süreçleri Nasıl Hızlandırılabilir? Ekonomide Büyüme mi, Derinleşen Kriz mi? Adalet ve Özgürlük Tartışması: Yargı Reformları mı Siyasal Baskılar mı? Eski Türkiye ve Yeni Türkiye: Nereye Gidiyoruz? Türkiye’nin Ekonomik Çıkmazı: Siyasi Kararların Gölgesinde Bir Kriz Umutsuzluğun Gölgesinde Yaşam: Ekonomik Çıkmaz ve İntihar Sevilmeye Bırakmak Gerçek Aşk: Şans Oyunlarından Bir Adım İleri Sevgi ve Yaşam Arasında Bir Denge Arayışı Haykırış ve İsyan: Sevginin Çığlığı Paranın Gölgesinde Sevgi Maskelerin Ardında ki Gerçeklik: Duyguların Gizli Dansı Sevgi: İnsanlığın En Değerli Hazinesi İnsanın Yapabildikleri ve Yapamadıkları Sevmek mi Günah Sevmemek mi? Din, Yanılsama ve İnsan Psikolojisi Üzerine Para ve Güç: İnsanlık Tarihi ve Modern Dünyadaki Etkileri Topluluk Yönetiminin Üstünlüğü: Çoğunluğun Yargısının Gücü Adaletin Kaynağı ve Hukukun Devlet Üzerindeki Rolü Özgürlüğün Sorumluluk Yükü ve İnsanların Bu Yükten Kaçış Eğilimi Bilge İnsanlar Konuşur Çünkü Söyleyecek Bir Şeyleri Vardır; Aptal İnsanlar Konuşur Çünkü Bir Şey Söylemek Zorundadırlar Bir İşe Başlamadan Önce Her Şey İmkansız Gibi Görünür: Başlama Cesaretinin Gücü Ekonomik Uçurum: Paranın Bekçileri Yanlış Yoldan Gitmenin Kolaylığı Kişilerin Başaklara Benzemesi: Olgunlaşma Süreci Üzerine Bir İnceleme Korkuyla İtaat Eden Kötü Adamlar, Sevgiyle İtaat Eden İyi Adamlar Üzerine Bir Düşünce Atatürk: Türk Milletinin Varoluşunu Koruyan Evrensel Lider Parayı Elde Etmekten Daha Zor Olan: Onu Korumak ve Büyütmek Sağlık ve Para Paradoksu: Hayatın İki Ucu Hayatın Gerçek Zenginliği: Sağlık Üzerine Bir Düşünce Başarı: Bir Yolculuk, Bir Varış Noktası Değil Dünyayı Değiştiren Çılgınlar: Büyük Değişimlere İmza Atanlar Çok Bakarsan Odak Noktanı Kaybedersin Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları Üzerine: Neden Yüksek Beklentiler Hayal Kırıklığına Yol Açar? Gizli Güzellikler: Hayatın İnceliklerini Fark Etme Sanatı Korku ve Cesaretin İnce Çizgisi: Her Gün Ölmek mi, Bir Gün Ölmek mi? Gözlemle, Sus, Dinle, Az Yargıla, Çok Sor: Bilgelik Yolunda Beş İlke İyi İnsanların Gücü ve Cezalandırılmasının Şiddeti İnsan Anlam Arayışında Olan Bir Varlıktır Konuşma Sanatı: Aklın Kullanımı Üzerine Bir İnceleme Giden ve Ölen: İnsanın İki Büyük Acısı Eğitim ve Demokrasi: Bir Toplumun İnşası Fikir ve Düşünce Arasındaki Fark Geçmişteki Hataları Hatırlatmanın Zararları: İyileşme Sürecine Saygı Gösterin Gazi Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Sığınmacı Yasası ve İskan Politikaları Büyük İskender'in Son Üç Arzusu ve Hayatın Gerçek Değerleri İyi ve Kötü: Aydınlık ve Karanlık Üzerine Bir İnceleme Güler yüzlü İhanet: İki Yüzlü İnsanlarla Baş Etmenin Yolları ve Stratejiler Ahmet Tekin'in Kaleminden: Aristoteles'in Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir İnceleme Aristoteles'in Anıtı Üzerine: Atinalılar ve Himeraeos'un Trajik Hikayesi 19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Mutluluğun Anlamı: Ahmet Tekin'in Perspektifinden Bir Değerlendirme Kendini Bulmak ve Mutluluğun Yolu Sevgi, Gurur ve Özgürlük: İnsanı Anlamak Düşüş Anında Yakalayamadığımız Şeyler: Reflekslerin Gücü ve İnsan İlişkilerindeki Rolü Çeşitlilik İçinde İnsanlık: Kevaşe, Suriyeli, Hırsız ve Arsız Kayıp ve İyileşme Üzerine Düşünceler Gerçek Zenginlik: Hayat Deneyiminin Derinliği ve Anlamı Değişim ve İnsanın Doğasındaki Acı Stresin Kaynağı Olarak Geçim ve Ölüm: İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri Modern İlişkilerin Dinamikleri: Aşk, Özgürlük ve Tek Başına Olma Dünyanın Kiralık Sevgilerle Dolu Yüzü: Sevgi ve Açlık İlişkisi Cesaret ve Korkaklık Arasındaki İnce Çizgi: Korku Üzerine Düşünceler Evrenin Gizemli Dansı: Zaman, Mekân ve Kuvvet Modern Dünyanın İronisi: Para ve İnsanlık Cesaret, Güç ve Fikir: İnsanın İçsel Yolculuğu Unutma Ki Unuttun Beni: Unutulanlar Asla Unutmaz! Değerli Olma Üzerine Bir Bakış Açısı: Başarı ve Değer Arasındaki Fark Aşırı Samimiyet, İyilik ve Sevginin Tehlikeleri: Denge Esas Alınmalı mı? Günümüz Dünyasında Yönetim ve Uyku Arasındaki İnce Dengeler