https://www.turaturk.com/files/uploads/user/eacbec704544fb3e45efadf8eedbf9c8-a7b8c7d3948b8ec632a6.jpeg
Ahmet Tekin
Advert

DEMOKRASİ, EĞİTİMLİ HALKIN REJİMİDİR: CEHALETİN GÖLGESİNDEKİ SANDIK

671 kez okundu.

Demokrasi, tarih boyunca insanlık tarafından en çok övülen ve bir o kadar da sınanan bir yönetim biçimidir. İlk bakışta halkın kendi kendini yönetmesi anlamına gelir; egemenliğin kayıtsız şartsız millette olduğu bir rejimdir. Ancak bu tanım, gerçekte demokrasinin sadece dış çerçevesini verir. Onun içini dolduran şey; halkın bilinç seviyesi, eğitim düzeyi, eleştirel düşünme yeteneği ve kamu yararına yönelik duyarlılığıdır. Eğer bu unsurlar yeterince gelişmemişse, demokrasi adeta içten içe çürüyen bir ağaca dönüşür: dışı sağlam gibi görünür ama ilk fırtınada yıkılır. Ve o zaman, sahte kahramanlar, süslü sözlerin büyüsüyle halkın gözünü boyar, otokrasi yeniden yükselir.

DEMOKRASİNİN GÖRÜNMEYEN DÜŞMANI: CEHALET

Demokrasinin temel taşı olan halk, doğru bilgiyle donatılmadığında, kendi geleceğini tayin etme yetisinden yoksun hale gelir. Bu noktada halk iradesi, artık bilinçli bir tercih değil, manipülasyona açık bir kitle refleksi halini alır. Özellikle düşük eğitim düzeyine sahip toplumlarda, bireylerin oy verme davranışı; akıl, bilgi ya da etik değerlerle değil, duygularla ve algılarla şekillenir. İşte tam bu noktada, demagoglar sahneye çıkar.

Demagog, halkın hoşuna gidecek sözleri ustalıkla kullanan, ancak ülke menfaatlerini ikinci plana atan kişidir. Onlar için önemli olan, halkı ikna etmek değil, etkilemektir. Gerçeği çarpıtarak umut satmak, onları geçici mutluluk vadeden masalların peşine sürüklemek demokrasinin bir hastalığıdır. Ve bu hastalık, yaygın cehaletle birlikte çok daha hızla metastaz yapar.

DEMOKRASİNİN GÖZDEN KAÇAN ÖLÇÜTÜ: NİTELİKLİ VATANDAŞ

Demokrasi sadece oy verme işlemi değildir; bir bilinç durumudur. Bu bilincin oluşması da rastgele değil, eğitimle mümkündür. Toplumun büyük çoğunluğu, yaşadığı sistemin dinamiklerini anlamadan, yalnızca yüzeysel sloganlarla sandığa gidiyorsa, demokrasinin sağlıklı işlemesinden bahsetmek mümkün değildir.

Burada eğitimi sadece okuma-yazma bilmek olarak görmek de yanıltıcı olur. Gerçek eğitim, bireyin sorgulama yeteneğini geliştiren, eleştirel düşünceyi aşılayan, ahlaki ve etik değerleri içselleştiren bir süreçtir. Kutsal kitapları ezbere bilmek de, birkaç diplomaya sahip olmak da bir bireyi demokrat yapmaz. Onu demokrat yapan, farklı fikirlere saygı gösterebilmesi, gücün denetimini talep edebilmesi ve yöneticilerin hesap verebilir olmasını istemesidir.

OY VE YÖNETİM: YETKİ VE LİYAKAT DENGESİ

Bir başka tehlikeli yanılgı ise şudur: Oy toplama yeteneğiyle devleti yönetme ehliyeti birbirine karıştırılır. Oysa bunlar çok farklı meziyetlerdir. Politikada etkileyici olmak, iyi bir hatip olmak ya da geniş kitleleri peşinden sürükleyebilmek, bir ülkeyi sağlıklı ve adil bir şekilde yönetebileceği anlamına gelmez. Tarih, karizmatik liderlerin ülkelerini nasıl felakete sürüklediğine dair sayısız örnekle doludur. Hitler, Mussolini, Peron ya da daha yakın tarihli örneklerle Chavez gibi isimler; demokrasinin zaaflarından faydalanarak iktidara gelen, ama kısa sürede o demokrasiyi boğan figürlerdir.

Bu noktada halkın sorumluluğu büyüktür. Çünkü yanlış bir tercihin bedelini yalnızca birey değil, bütün toplum öder. Oy verirken sadece vaatlere değil, geçmişe, liyakate ve etik değerlere bakmak gerekir. Oysa çoğu zaman bu yapılmaz. Çünkü halkın önemli bir kesimi, devlet yönetimini değil, günlük yaşamını ilgilendiren kısa vadeli meseleleri dikkate alır. “Bu ay zam alacak mıyım?”, “Elektrik faturası düşecek mi?”, “Bana yardım verilecek mi?” gibi soruların gölgesinde yapılan seçimlerde, stratejik düşünce geri planda kalır.

MEDYA, ALGI VE DEMOKRASİNİN BÜKÜLEN BİLEĞİ

Bir diğer kırılganlık noktası ise medyadır. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaştığı son yıllarda, halkın algısı manipüle edilmeye çok daha açık hale gelmiştir. Herkesin kendi yankı odasında yaşadığı bu çağda, yanlış bilgiyle doğru arasındaki fark silikleşmiş, algı gerçeğin yerini almıştır. Demagoglar için bu, altın çağdır. Sadece bir video, bir tweet, bir manipülatif haberle kitlelerin yönü değiştirilebilmektedir.

Halkın eğitimi kadar, doğru bilgilendirilmesi de demokrasinin sürdürülebilirliği açısından kritiktir. Bağımsız medya organlarının zayıfladığı, gazeteciliğin baskı altına alındığı, bilgiye ulaşmanın zorlaştığı ülkelerde demokrasi yaşayamaz. Çünkü orada artık halk değil, yönlendirilen bir kitle vardır.4

Demokrasi ve Eğitim Arasındaki Kopmaz Bağ

Demokrasinin gerçek anlamda işlemesi için, halkın eğitimli olması bir ön koşuldur. Eğitimli birey, sadece kendi çıkarını değil, toplumun bütününü düşünebilir. Bilgi sahibi olan seçmen, propagandaya daha az kanar, manipülasyona karşı daha dirençli olur. Tarihten ders çıkarabilir, geleceğe dair akılcı tercihlerde bulunabilir.

Bu nedenle demokrasi, salt sandıkla değil, eğitim politikalarıyla yaşatılır. Ne yazık ki, birçok ülke gibi Türkiye’de de eğitim, siyasi iktidarların kısa vadeli çıkarlarına göre şekillendirilmekte. Müfredatlar sık sık değişmekte, eleştirel düşünce yerine ezberci sistemler teşvik edilmekte. Bu da halkın sorgulama kapasitesini zayıflatmakta ve demokrasinin temel direklerini çürütmektedir.

Demagoglar Çağı: Güzel Konuşanlar, İyi Yöneticiler mi?

Demokrasilerin en büyük zaaflarından biri, halkın hoşuna giden sözleri söyleyenlerin yönetime gelmesidir. Tarihte bu tip liderlerin sayısız örneği vardır. Hitler, Mussolini, Chavez gibi isimler; halkı etkileyerek seçimle başa gelmiş ama sonunda ülkelerini felakete sürüklemişlerdir.

Demagoglar, halkın duygularını sömürür. Onlara umut verir, düşman yaratır, krizlerden kendini aklar. Bu liderler çoğunlukla "karizmatik" olarak tanımlanır ama bu karizma, yönetim becerisiyle değil, kitle psikolojisini iyi yönetme becerisiyle ilgilidir.

Türkiye’de de zaman zaman demokrasinin bu tuzağa düştüğünü görmekteyiz. İyi yönetimden çok, iyi konuşanlar tercih edilmekte. Halk, söyleme değil, sonuca; stratejiye değil, duyguya göre karar vermekte. Bu da demokrasinin içini boşaltmakta, otoriter eğilimleri meşrulaştırmakta.

DEMOKRASİYİ YAŞATMANIN YOLU: EĞİTİM VE HAFIZA

Demokrasiyi sadece bir seçim sandığına indirgediğimiz sürece, onu her seferinde yeniden kaybetmeye mahkumuz. Gerçek demokrasi, halkın kendi kaderini belirlerken, doğru tercihi yapabilecek donanıma sahip olmasıyla mümkündür. Bu da uzun vadeli ve kararlı bir eğitim politikasıyla sağlanabilir. Eğitim sisteminin özgür, yaratıcı ve eleştirel düşünceyi esas alan bir yapıya kavuşması şarttır.

Buna ek olarak, toplumsal hafıza da canlı tutulmalıdır. Tarih bilinci olmayan toplumlar, aynı hataları defalarca yapar. Demokrasinin çöküşüne neden olan geçmiş deneyimler, sadece tarih kitaplarında değil, toplumun kolektif hafızasında da sürekli diri tutulmalıdır. Böylece halk, sadece bugünü değil, geleceği de düşünerek hareket edebilir.

Çözüm Ne? Demokrasi İçin Ne Yapmalı?

Demokrasiyi gerçekten yaşatmak istiyorsak, şu adımları atmak zorundayız:

  • Eğitim Reformu: Ezberci değil, eleştirel düşünceye dayalı bir eğitim sistemi kurulmalı.

  • Sivil Toplum Güçlenmeli: Halk, sadece seçimlerde değil, her alanda katılım sağlayabilmeli.

  • Medya Özgürlüğü Sağlanmalı: Doğru bilgiye ulaşım, demokrasinin ön şartıdır.

  • Hafıza Canlı Tutulmalı: Toplumsal unutkanlık, demokrasiye en büyük tehdittir.

  • Liyakate Dayalı Yönetim: Oy toplamak başka, devleti yönetmek başka şeydir.

Sonuç: Sandığın Gücü Bilinçle Gelir

Demokrasinin özü halktır, ama bu halkın niteliği yoksa, sandık sadece bir yanılsamaya dönüşür. Cehalet, demokrasinin en büyük düşmanıdır. Çünkü cehaletle yönetilen halklar, kendilerine zarar verecek olanları başa getirir, sonra da kader diyerek susar. İşte bu nedenle, demokrasiyi yaşatmanın ilk ve en önemli şartı; halkı eğitmektir.

Bugün, Türkiye başta olmak üzere birçok ülkede demokrasinin geleceği, halkın eğitim seviyesiyle doğrudan ilişkilidir. Gerçekten halk egemenliği istiyorsak, önce halkın gözünü açmalıyız. Çünkü halkın gözü açılmadan, demokrasi aydınlanmaz. Ahmet TEKİN

Neler Söylendi?

DİĞER YAZILARI TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM Yalanın Değdiği Kalpte Gerçek Bile Şüpheli Olur Parkta Salıncak Sırası Bekleyen Çocuk Gibi Bekledim Seni Doğru İnsanlar Kalmanın Bir Yolunu Her Zaman Bulur! Sizi Sevmeye Cesareti Olmayan İnsanlarla Bir Gelecek Hayal Etmeyin Aşk Bir Katil midir? Cumhuriyet: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Gücün Haklı Çıktığı Yerde Adalet Yoktur Kötülüğün Kökü Bilgisizliktir Bir İnsanın Eğitimi Yalnızca Kitaplarla Ölçülmez Çoğu İnsanın En Büyük Hatası, Başlamadan Önce Mükemmel Şartları Beklemesidir Hayat Kısa Değil, Sen Onu Boşa Harcıyorsun Bazen Sevmediğinden Değil, Yorulduğundan Vazgeçersin Kadınların Sessizce Tiksindiği Adam Rolleri: İlişkilerde Kayıp ve Yanlış Anlamalar Eğer Mutsuz Olmak İstemiyorsan Kalbini Sadece Kıymet Bilene Aç İkinci Şans Birincisine İhanettir Bir Gençlik Daha Harcanmaz Uğruna! Gerçek Zenginlik: Az Şeye İhtiyaç Duyabilmek Ölümden Korkan İnsan, Yaşayan Bir Köledir Gerçek Gücün Sessiz Tanığı: Vazgeçebildiklerimiz UMUT: ZENGİNİN LÜKSÜ, FAKİRİN EKMEĞİ Değerlisin Ama Değer misin? Kendi Devrimini Yapmadan Dünya Değişmez Düşüncenin Gücüyle Yeniden Başlamak “Seveceksen Ölçülü Sev Ki Sevgin Uzun Sürsün” Son Sığınak: Tavrını Seçme Özgürlüğü Herkesi Sev, Azına Güven, Kimseye Kötülük Etme SEVGİ YER DEĞİŞTİRDİ DÜNYADA HİÇBİR ŞEY SANA AİT DEĞİL… SEN NEYİN PEŞİNDESİN? Kusurları Sevmek: Aşkın Gerçek Yüzü İnsanlığa Yenilmek Seven İnsan Veda Eder mi? Sevmek Başkadır, Beklemek Bambaşka Bir Hikâye Kötülüğün Gölgesinde İnsan: Kimse Kendi İsteğiyle Kötü Değildir Aşk Yalan Söyler mi? Sevdiğin Her Şey Kaybolabilir Ama Sevgi Geri Döner: Hayatın Döngüsünde Kayıp ve Umut AKLIN IŞIĞINDA: BİLGİNİN DOĞUŞU VE İNSAN ZİHNİNİN YARATICI GÜCÜ Sessizliğin Suçu: Haksızlığın Cezasız Kalması YALANIN GÖLGESİNDE GÜVENİN KIRILGANLIĞI Dostluk: Göründüğü Gibi Olmak ve Olduğu Gibi Görünmek Başlıksız İktidar: Güç Arzusu Olmadan Yönetmek Mümkün mü? Kanun ve Adet, Zorla Değil İyilikle Yerleşirse Adalet Olur Demokratik Devletin Temeli Özgürlüktür Güç ve Adalet: Sessizlerin Çığlığı, Kudretlilerin Sessizliği Aptallığın Sonsuzluğu: Düşünmenin Tembelliği, İnsanın Felaketi Adaletin Olmadığı Yerde Ahlaktan Bahsedilemez Devletlerin Refahı: Para mı, Adalet mi? HÜKMETMEK KOLAY, İDARE ETMEK ZOR: KENDİMİZE HÜKMETMEYİ ÖĞRETEN HÜKÜMET Hiçbir Şey Güzel Olmayacak! Hukuk Mu, İktidarın Aracı mı? Adaletin Çift Standartlı Yüzü! Adalet Sistemi: Güçlüler İçin Özgürlük, Zayıflar İçin Cezalandırma mı? Uzayan Davalar ve Mağduriyetler: Yargı Süreçleri Nasıl Hızlandırılabilir? Ekonomide Büyüme mi, Derinleşen Kriz mi? Adalet ve Özgürlük Tartışması: Yargı Reformları mı Siyasal Baskılar mı? Eski Türkiye ve Yeni Türkiye: Nereye Gidiyoruz? Türkiye’nin Ekonomik Çıkmazı: Siyasi Kararların Gölgesinde Bir Kriz Umutsuzluğun Gölgesinde Yaşam: Ekonomik Çıkmaz ve İntihar Sevilmeye Bırakmak Gerçek Aşk: Şans Oyunlarından Bir Adım İleri Sevgi ve Yaşam Arasında Bir Denge Arayışı Haykırış ve İsyan: Sevginin Çığlığı Paranın Gölgesinde Sevgi Maskelerin Ardında ki Gerçeklik: Duyguların Gizli Dansı Sevgi: İnsanlığın En Değerli Hazinesi İnsanın Yapabildikleri ve Yapamadıkları Sevmek mi Günah Sevmemek mi? Din, Yanılsama ve İnsan Psikolojisi Üzerine Para ve Güç: İnsanlık Tarihi ve Modern Dünyadaki Etkileri Topluluk Yönetiminin Üstünlüğü: Çoğunluğun Yargısının Gücü Adaletin Kaynağı ve Hukukun Devlet Üzerindeki Rolü Özgürlüğün Sorumluluk Yükü ve İnsanların Bu Yükten Kaçış Eğilimi Bilge İnsanlar Konuşur Çünkü Söyleyecek Bir Şeyleri Vardır; Aptal İnsanlar Konuşur Çünkü Bir Şey Söylemek Zorundadırlar Bir İşe Başlamadan Önce Her Şey İmkansız Gibi Görünür: Başlama Cesaretinin Gücü Ekonomik Uçurum: Paranın Bekçileri Yanlış Yoldan Gitmenin Kolaylığı Kişilerin Başaklara Benzemesi: Olgunlaşma Süreci Üzerine Bir İnceleme Korkuyla İtaat Eden Kötü Adamlar, Sevgiyle İtaat Eden İyi Adamlar Üzerine Bir Düşünce Atatürk: Türk Milletinin Varoluşunu Koruyan Evrensel Lider Parayı Elde Etmekten Daha Zor Olan: Onu Korumak ve Büyütmek Sağlık ve Para Paradoksu: Hayatın İki Ucu Hayatın Gerçek Zenginliği: Sağlık Üzerine Bir Düşünce Başarı: Bir Yolculuk, Bir Varış Noktası Değil Dünyayı Değiştiren Çılgınlar: Büyük Değişimlere İmza Atanlar Çok Bakarsan Odak Noktanı Kaybedersin Beklentiler ve Hayal Kırıklıkları Üzerine: Neden Yüksek Beklentiler Hayal Kırıklığına Yol Açar? Gizli Güzellikler: Hayatın İnceliklerini Fark Etme Sanatı Korku ve Cesaretin İnce Çizgisi: Her Gün Ölmek mi, Bir Gün Ölmek mi? Gözlemle, Sus, Dinle, Az Yargıla, Çok Sor: Bilgelik Yolunda Beş İlke İyi İnsanların Gücü ve Cezalandırılmasının Şiddeti İnsan Anlam Arayışında Olan Bir Varlıktır Konuşma Sanatı: Aklın Kullanımı Üzerine Bir İnceleme Giden ve Ölen: İnsanın İki Büyük Acısı Eğitim ve Demokrasi: Bir Toplumun İnşası Fikir ve Düşünce Arasındaki Fark Geçmişteki Hataları Hatırlatmanın Zararları: İyileşme Sürecine Saygı Gösterin Gazi Mustafa Kemal Atatürk Döneminde Sığınmacı Yasası ve İskan Politikaları Büyük İskender'in Son Üç Arzusu ve Hayatın Gerçek Değerleri İyi ve Kötü: Aydınlık ve Karanlık Üzerine Bir İnceleme Güler yüzlü İhanet: İki Yüzlü İnsanlarla Baş Etmenin Yolları ve Stratejiler Ahmet Tekin'in Kaleminden: Aristoteles'in Mutluluk Anlayışı Üzerine Bir İnceleme Aristoteles'in Anıtı Üzerine: Atinalılar ve Himeraeos'un Trajik Hikayesi 19 Mayıs: Bir Milletin Yeniden Doğuşu Mutluluğun Anlamı: Ahmet Tekin'in Perspektifinden Bir Değerlendirme Kendini Bulmak ve Mutluluğun Yolu Sevgi, Gurur ve Özgürlük: İnsanı Anlamak Düşüş Anında Yakalayamadığımız Şeyler: Reflekslerin Gücü ve İnsan İlişkilerindeki Rolü Çeşitlilik İçinde İnsanlık: Kevaşe, Suriyeli, Hırsız ve Arsız Kayıp ve İyileşme Üzerine Düşünceler Gerçek Zenginlik: Hayat Deneyiminin Derinliği ve Anlamı Değişim ve İnsanın Doğasındaki Acı Stresin Kaynağı Olarak Geçim ve Ölüm: İnsan Psikolojisi Üzerindeki Etkileri Modern İlişkilerin Dinamikleri: Aşk, Özgürlük ve Tek Başına Olma Dünyanın Kiralık Sevgilerle Dolu Yüzü: Sevgi ve Açlık İlişkisi Cesaret ve Korkaklık Arasındaki İnce Çizgi: Korku Üzerine Düşünceler Evrenin Gizemli Dansı: Zaman, Mekân ve Kuvvet Modern Dünyanın İronisi: Para ve İnsanlık Cesaret, Güç ve Fikir: İnsanın İçsel Yolculuğu Unutma Ki Unuttun Beni: Unutulanlar Asla Unutmaz! Değerli Olma Üzerine Bir Bakış Açısı: Başarı ve Değer Arasındaki Fark Aşırı Samimiyet, İyilik ve Sevginin Tehlikeleri: Denge Esas Alınmalı mı? Günümüz Dünyasında Yönetim ve Uyku Arasındaki İnce Dengeler