İnsanların ne düşündüğünü anlamak istiyorsan yalnızca söylediklerine kulak verme; her gün ne yaptıklarına, hangi davranışları tekrar ettiklerine ve hangi durumlarda aynı hatalara geri döndüklerine bak. Çünkü insanın gerçek karakteri, çoğu zaman düşüncelerinde değil, farkında bile olmadan sürdürdüğü alışkanlıklarında saklıdır. Bir insan doğruyu savunabilir ama yanlış yapmaktan vazgeçmeyebilir. Adaletten söz edebilir ama işine geldiğinde haksızlığa göz yumabilir. Değişmek istediğini söyleyebilir ama yıllardır aynı davranışları tekrarlayarak hayatını aynı noktada tutabilir. İşte tam da bu yüzden insanı anlamak için yalnızca aklından geçenleri değil, hayatında sürekli tekrarladığı davranışları da sorgulamak gerekir.
Çünkü alışkanlıklar, zamanla insanın düşüncelerinden daha güçlü hâle gelebilir. Başlangıçta bilinçli bir tercihle yaptığımız bir davranış, tekrarlandıkça sıradanlaşır; sıradanlaştıkça sorgulanmaktan çıkar ve sonunda karakterimizin bir parçasıymış gibi görünmeye başlar. Her gün şikâyet etmeye alışan biri, bir süre sonra çözüm aramayı bırakır. Sürekli başkalarını suçlayan biri, kendi hatalarıyla yüzleşmekte zorlanır. Kendisini değersiz hissettiren ilişkilerde kalmaya alışan biri, bir gün gerçek sevgiyi gördüğünde bile ona nasıl karşılık vereceğini bilemeyebilir. Çünkü insan bazen acı çektiği için değil, acıya alıştığı için aynı yerde kalır. Tanıdık olanı doğru, alışılmış olanı da vazgeçilmez sanır.
Asıl tehlike, alışkanlıkların insanı yönetirken ona özgür olduğunu düşündürmesidir. İnsan çoğu zaman kendi kararlarını verdiğine inanır; oysa verdiği kararların önemli bir bölümü geçmişten taşıdığı kalıpların, çevresinden öğrendiği davranışların ve sorgulamadan sürdürdüğü rutinlerin etkisi altındadır. Her tartışmada susan biri bunu olgunluk sanabilir, oysa belki de kendini ifade etmekten korkuyordur. Herkesi memnun etmeye çalışan biri bunu iyilik olarak görebilir, oysa belki de reddedilme ihtimaline dayanamıyordur. Sürekli aynı insanlara güvenip aynı hayal kırıklıklarını yaşayan biri, kaderinin böyle olduğuna inanabilir. Belki de değişmesi gereken kaderi değil, tekrar tekrar yaptığı seçimlerdir.
İnsanın kendisini tanıması, yalnızca neyi sevdiğini ya da neye inandığını bilmesi değildir. Kendini tanımak, istemediği hâlde neden aynı davranışları sürdürdüğünü de anlayabilmektir. Neden bazı insanlara karşı sürekli taviz verdiğini, neden haklı olduğu hâlde susmayı seçtiğini, neden kendisine zarar veren bir alışkanlığı bırakmakta zorlandığını sorgulayabilmektir. Çünkü insanın kendisiyle ilgili en büyük yanılgılarından biri, davranışlarını her zaman bilinçli tercihlerinin sonucu sanmasıdır. Oysa bazen korkularımız kararlarımızı, geçmişimiz ilişkilerimizi, alışkanlıklarımız da geleceğimizi belirler. Biz bunları fark etmediğimiz sürece, kendi hayatımızda seçim yapan kişi olduğumuzu düşünürken aslında eski kalıplarımızın izinden yürürüz.
Alışkanlıkların en güçlü tarafı, kendilerini görünmez kılmalarıdır. İnsan yeni bir davranış edinirken bunun farkındadır; fakat aynı davranış tekrarlandıkça düşünmeye daha az ihtiyaç duyar. Bir süre sonra neden yaptığını bile hatırlamadığı şeyleri yapmaya devam eder. Sabah uyandığında aynı kaygıları düşünür, aynı insanlardan aynı beklentilere girer, aynı sorunlar karşısında aynı tepkileri verir. Sonra da hayatının neden değişmediğini merak eder. Oysa aynı düşünce biçimiyle aynı davranışları tekrarlayan birinin farklı sonuçlar beklemesi, çoğu zaman değişimin nerede başlaması gerektiğini görememesinden kaynaklanır. İnsan yeni bir sonuca ulaşmak istiyorsa önce kendisini o sonuca götürmeyen alışkanlıkları fark etmelidir.
İlişkilerde de durum farklı değildir. Bazı insanlar sevgiyi sürekli fedakârlık yapmak, kendinden vazgeçmek ve karşısındaki insanın her davranışını anlamaya çalışmak sanır. Bu nedenle kendilerini yıpratan ilişkilerde uzun süre kalırlar. Her defasında kırılır, üzülür, uzaklaşmaya karar verir ama bir süre sonra aynı döngünün içine geri dönerler. Çünkü bazen insan karşısındaki kişiye değil, o ilişki içinde yaşamaya alıştığı düzene bağlıdır. Yalnız kalmaktan korkar, geçmişte verdiği emekleri düşünür ya da bir gün her şeyin düzeleceğine inanır. Böylece kendisine acı veren şeyi kaybetmemek için kendi huzurunu kaybetmeyi göze alır. Burada sorgulanması gereken yalnızca karşısındaki insanın davranışları değil, kendisinin neden aynı durumu tekrar tekrar kabul ettiğidir.
Elbette her alışkanlık kötü değildir. İnsanı geliştiren, hayatını kolaylaştıran, sorumluluklarını yerine getirmesini sağlayan pek çok alışkanlık vardır. Düzenli çalışmak, verdiği sözü tutmak, başkalarını dinlemek, hatalarından ders çıkarmak ve zor zamanlarda sabırlı davranmak insanın karakterini güçlendirir. Sorun, bir davranışın alışkanlığa dönüşmesinde değil, artık bize zarar verdiği hâlde onu sorgulamadan sürdürmemizdedir. Çünkü bir zamanlar bizi koruyan bir davranış, şartlar değiştiğinde önümüzü kesebilir. Geçmişte hayatta kalmamıza yardımcı olan suskunluk, bugün kendimizi ifade etmemize engel olabilir. Bir zamanlar bizi hayal kırıklığından koruyan mesafe, bugün gerçek yakınlıklar kurmamızı zorlaştırabilir. Bu yüzden insan yalnızca alışkanlık edinmeyi değil, zamanı geldiğinde alışkanlıklarını yenilemeyi de öğrenmelidir.
İnsanların alışkanlıklarını sorgulamak, onları yargılamak anlamına gelmez. Aksine, davranışların arkasındaki nedeni anlamaya çalışmaktır. Çünkü her alışkanlığın ardında bazen bir korku, bazen geçmişten kalan bir yara, bazen de zamanında işe yaradığı için terk edilemeyen bir savunma biçimi vardır. Önemli olan, insanın kendisini suçlaması değil, kendisini tanımasıdır. “Ben neden hep aynı noktaya geliyorum?”, “Neden beni üzen şeyleri tekrar tekrar kabul ediyorum?”, “Gerçekten böyle düşündüğüm için mi davranıyorum, yoksa buna alıştığım için mi?” diye sorabilmektir. Değişim, çoğu zaman insanın kendisine yönelttiği bu dürüst sorularla başlar. Çünkü insan kendisine karşı dürüst olmadan, hayatındaki yanlışları başkalarının davranışlarına bağlamaya devam eder.
Bu mesele yalnızca bireylerle de sınırlı değildir. Aileler, toplumlar ve hatta ülkeler de alışkanlıklarının etkisi altında yaşar. Bir toplum yıllarca aynı yanlışları normal kabul ederse zamanla yanlış olanı sorgulamak yerine onu eleştireni sorgulamaya başlayabilir. İnsanlar adaletsizliğe, saygısızlığa, çıkar ilişkilerine ya da çifte standartlara alıştıklarında bunları değiştirmek için gösterdikleri çaba azalır. Bir süre sonra herkes durumdan şikâyet eder ama çok az kişi kendi davranışını değiştirmeyi düşünür. Haksızlığı herkes eleştirir, fakat kendisine avantaj sağladığında aynı haksızlığa sessiz kalabilir. İnsanların savunduğu değerlerle günlük hayatta sergiledikleri davranışlar arasındaki mesafe büyüdükçe, sözlerin anlamı azalır. Çünkü bir toplumun gerçek değerleri, yalnızca neyi savunduğuyla değil, neyi normalleştirdiğiyle de anlaşılır.
Bir davranışın uzun zamandır yapılıyor olması, onun doğru olduğu anlamına gelmez. Bir düşüncenin çoğunluk tarafından kabul edilmesi de onu sorgulanamaz kılmaz. Bazen en büyük değişimler, herkesin alıştığı bir şeye bir kişinin yeniden soru sormasıyla başlar. Neden böyle yaşıyoruz? Neden aynı yanlışları tekrarlıyoruz? Neden değiştirebileceğimiz şeyleri kaderimizmiş gibi kabul ediyoruz? Bu sorular insanı rahatsız edebilir; çünkü alışkanlıklar güvenli bir alan oluşturur. Değişmek ise bilinmeyene adım atmayı, hata yapma ihtimalini ve bazen çevremizdeki insanların tepkileriyle yüzleşmeyi gerektirir. Fakat insanın gelişmesi, her zaman rahat ettiği yerde kalmasıyla mümkün değildir. Bazen ilerlemek için kendisine yıllardır tanıdık gelen düşünce ve davranışlardan uzaklaşması gerekir.
Belki de insanın kendisine yapabileceği en büyük iyilik, hayatında otomatikleşmiş davranışlara yeniden bakabilmesidir. Her sabah aynı düşüncelerle uyanıyor, aynı insanlara aynı tepkileri veriyor, aynı hataları yapıyor ve her akşam farklı bir hayatın hayalini kuruyorsak değişmesi gereken yalnızca koşullarımız olmayabilir. Bazen yeni bir hayat için önce eski alışkanlıklarımızdan vazgeçmemiz gerekir. Bunun için bir anda bambaşka bir insana dönüşmek zorunda değiliz. Küçük bir davranışı fark etmek, her zamanki tepkimizi değiştirmek, bizi yoran bir döngüye bu kez farklı yaklaşmak bile önemli bir başlangıç olabilir. Çünkü kalıcı değişim, çoğu zaman büyük sözlerden değil, kimsenin fark etmediği küçük seçimlerden doğar.
Unutma, insanın aklı ona doğru yolu gösterebilir ama alışkanlıkları çoğu zaman onu bildiği yolda tutar. Bu nedenle bir insanın ne kadar akıllı olduğundan önce, hangi davranışları sorgulamadan sürdürdüğüne bakmak gerekir. Çünkü akıl ihtimalleri görür, alışkanlıklar ise çoğu zaman insanı aynı ihtimallerin içinde hapseder. Gerçek özgürlük, her istediğini yapmak değil; neden aynı şeyleri yaptığını anlayabilmek ve gerektiğinde onları değiştirebilmektir. İnsan geçmişinin izlerini taşıyabilir ama geçmişinin bütün kararlarını yönetmesine izin vermek zorunda değildir. Alışkanlıklarını fark eden insan, kendisini tanımaya; kendisini tanıyan insan ise hayatını değiştirmeye başlar.
Çünkü insanı yöneten her zaman aklından geçen düşünceler değildir; bazen sorgulamadan tekrar ettiği davranışlardır. Ve insan, kendisini yıllardır aynı yerde tutan alışkanlığın farkına vardığı gün, değişimin kapısını ilk kez gerçekten aralar. Ahmet TEKİN




















