İnsan hayatı boyunca iki farklı yöne bakmayı öğrenmek zorundadır. Bir tarafında henüz yaşanmamış günler, kurulmamış hayaller, söylenmemiş sözler, karşılaşılmamış insanlar ve bilinmeyen yollar vardır; diğer tarafında ise çoktan yaşanmışlıklar, verilmiş kararlar, yapılan hatalar, kaçırılmış fırsatlar, yarım kalmış hikâyeler ve bazen de insanın hatırlamak istemediği kadar ağır anılar durur. Fakat hayatın garip bir kuralı vardır: İnsan geleceğe bakmadan yaşayamaz, ama geçmişe bakmadan da kendisini anlayamaz. Önümüze bakmak zorundayız çünkü hayat bizi sürekli ileriye çağırır; geriye bakmak zorundayız çünkü kim olduğumuzu, neden değiştiğimizi ve bugün bulunduğumuz yere nasıl geldiğimizi ancak orada görebiliriz. Geçmiş yürünecek bir yol değildir artık; geride kalmıştır. Fakat insanın içinde bıraktığı izler hâlâ bizimle yürür. İşte hayatın en büyük olgunluklarından biri, geçmişi sırtında taşımakla geçmişten ders almayı birbirinden ayırabilmektir. Çünkü bazı insanlar geçmişlerinde yaşar, bazıları ise geçmişlerinden öğrenerek geleceğe yürür. Aradaki fark küçük gibi görünür ama insanın bütün hayatını değiştirecek kadar büyüktür.
Bazen insan yıllar sonra dönüp kendi hayatına baktığında, bugün çok büyük bir anlam yüklediği bazı şeylerin aslında ne kadar küçük olduğunu fark eder. Bir zamanlar uğruna gecelerce düşündüğü bir insanın artık hayatında olmadığını, kaybettiğinde dünyanın sonu sandığı bir şeyin aslında kendisine başka kapılar açtığını, gerçekleşmediği için büyük bir acı duyduğu bir hayalin belki de gerçekleşseydi bugün bulunduğu yerde olamayacağını görür. İnsan yaşarken olayların yalnızca bir parçasını görebilir. Bir şey olur ve biz onun anlamını hemen belirlemeye çalışırız. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, kazanç ya da kayıp diye etiketleriz. Oysa hayatın bütün resmi o anda elimizde değildir. Bazen yıllar sonra anlarız neden olmadığını. Bazen bir ayrılığın bizi koruduğunu, bir kaybın bizi değiştirdiğini, bir başarısızlığın bizi başka bir yola yönlendirdiğini, bir gecikmenin aslında bizi hazırladığını çok sonraları fark ederiz. İşte bu yüzden insan geçmişine baktığında yalnızca “Neden bunlar başıma geldi?” diye sormamalıdır. Asıl soru şudur: “Bunların hepsi beni kim yaptı?” Çünkü geçmişin değerini belirleyen şey yaşadığımız olayların kendisi değil, o olaylardan sonra nasıl bir insana dönüştüğümüzdür.
Hayat ileri bakarak yaşanır çünkü yarının kapısı yalnızca geleceğe doğru açılır. Hiç kimse geçmişe doğru yürüyerek yeni bir hayat kuramaz. Dün ne kadar güzel olursa olsun, bugün artık yaşanmıştır. Dün ne kadar acı verici olursa olsun, onu tekrar yaşamak mümkün değildir. İnsan bazen geçmişte kalan güzel günlere öylesine tutunur ki bugünün güzelliğini fark edemez. Bazen de geçmişte yaşadığı bir kırgınlığı öylesine büyütür ki karşısına çıkan yeni insanların samimiyetine bile inanamaz. Oysa geçmişin görevi bugünü esir almak değildir. Geçmiş, bugünü anlamlandırmak içindir. Bir zamanlar canımızı acıtan bir olayın bugün bize neden daha güçlü olduğumuzu göstermesine izin vermeliyiz. Çünkü hayat sürekli aynı yerde duranların değil, değişmeyi göze alanların hikâyesidir. İnsan ilerlemek istiyorsa arkasına baktığında gördüklerini inkâr etmemeli ama onlara yeniden yaşam hakkı da vermemelidir.
Geçmişe bakmak ile geçmişte yaşamak arasında büyük bir fark vardır. Geçmişe bakmak hafızadır; geçmişte yaşamak ise esarettir. Geçmişe bakmak, “Ben buradan ne öğrendim?” diyebilmektir. Geçmişte yaşamak ise “Keşke böyle olmasaydı” cümlesinin içinde yıllarca mahsur kalmaktır. İnsan geçmişini değiştiremez ama geçmişinin kendisi üzerindeki anlamını değiştirebilir. Dün yapılan bir hata bugün bir ders olabilir. Dün yaşanan bir ihanet bugün insan seçmeyi öğretmiş olabilir. Dün kaybedilen bir fırsat bugün daha dikkatli karar vermeyi sağlamış olabilir. Dün yaşanan bir yalnızlık bugün insanın kendi kendisiyle kurduğu ilişkinin ne kadar önemli olduğunu göstermiş olabilir. Hayatın bütün acıları güzelleşmez, bütün kayıpların iyi bir tarafı bulunmaz. Bazı yaralar gerçekten yaradır ve bazı kayıpların telafisi yoktur. Fakat insan yine de o yarayla nasıl yaşayacağını öğrenebilir. Olgunluk, başımıza gelen her şeyi güzel göstermeye çalışmak değildir. Olgunluk, güzel olmayan şeylerin içinde bile kendimizi kaybetmemeyi öğrenmektir.
İnsan geçmişine çoğu zaman bugünkü aklıyla bakar ve en büyük yanılgılardan biri de budur. “Ben bunu nasıl yaptım?” der. “Nasıl böyle bir insana güvendim?” diye kendine kızar. “Neden o gün gitmedim?” diye yıllarca düşünür. “Neden daha erken fark etmedim?” diye kendisini suçlar. Oysa o günkü sen, bugünkü sen değildin. O kararı verirken elinde bugün sahip olduğun bilgiler yoktu. O insanı seçerken bugün öğrendiğin şeyleri bilmiyordun. O hatayı yaparken bugünkü tecrübene sahip değildin. İnsan kendisini geçmişteki bilgisiyle değil, bugünkü bilgisiyle yargıladığında kendisine karşı adaletsiz davranır. Belki de geçmişteki halimize biraz daha merhamet göstermeyi öğrenmeliyiz. Çünkü o insan da elinden geleni yaptı. Yanıldıysa belki cahilliğinden değil, insan olduğundan yanıldı. Güvendiyse belki saf olduğu için değil, kendi kalbinin başkalarının kalbiyle aynı olduğunu düşündüğü için güvendi. Beklediyse belki güçsüz olduğu için değil, sevdiği için bekledi. Bazen insanın kendisine söylemesi gereken en güzel cümle şudur: “O günkü şartlarda elimden gelen buydu.” Bu cümle geçmişi değiştirmez ama insanın geçmişle kavgasını bitirebilir.
Hayatta bazı insanlar sürekli geriye bakar. Kimin ne yaptığını, kimin ne söylediğini, kimin kendisini nasıl yaraladığını, hangi fırsatı kaçırdığını, hangi insanın hayatından çıktığını düşünür dururlar. Zaman geçer, şehirler değişir, insanlar değişir, dünya değişir ama onların zihnindeki bazı sahneler hiç değişmez. Aynı konuşmayı tekrar tekrar düşünür, aynı kırgınlığı yeniden yaşar, aynı “keşke”nin etrafında dolaşırlar. Oysa geçmişi sürekli yeniden oynatmak, yaşanmış bir olayı değiştirmez; yalnızca onun acısını bugüne taşır. İnsan bir noktadan sonra kendisine şu soruyu sormalıdır: “Ben geçmişimi mi hatırlıyorum, yoksa geçmişim beni mi yönetiyor?” Çünkü hatırlamak başka, geçmişin yönetiminde yaşamak başkadır. Bir insan geçmişte yaşadığı bir acıyı hatırlayabilir ve yoluna devam edebilir. Başka bir insan aynı acıyı her gün yeniden yaşayabilir. Olay aynıdır ama insanın onunla kurduğu ilişki farklıdır.
Hayatın ileriye doğru akmasının bir sebebi vardır. Çünkü insanın önünde hâlâ ihtimaller vardır. Geçmişte yalnızca sonuçlar bulunur; gelecekte ise ihtimaller. Dün ne olduğunu biliyoruz, yarın ne olacağını bilmiyoruz. Belki de hayatın en güzel tarafı tam olarak budur. Bilinmeyen, insanı korkuttuğu kadar umutlandırır da. Henüz tanımadığımız bir insan hayatımızın en güzel insanı olabilir. Henüz gitmediğimiz bir şehir bize yeni bir başlangıç sunabilir. Henüz başlamadığımız bir iş hayatımızın yönünü değiştirebilir. Henüz kurmadığımız bir cümle bir insanın hayatına dokunabilir. Henüz yaşamadığımız bir gün, yıllardır beklediğimiz huzuru getirebilir. Bu yüzden insan geçmişin kesinlikleriyle geleceğin ihtimallerini birbirine karıştırmamalıdır. Geçmişte ne olduğunu biliyoruz; gelecekte ne olacağını bilmiyoruz. Ama bilmiyor olmak, kötü olacak anlamına gelmez. Bazen hayatın en güzel sayfaları, daha önce hiç görmediğimiz sayfalardır.
Geçmişe bakmak aynı zamanda insanın kendi hikâyesini anlamasıdır. Çünkü insan yalnızca bugün değildir. Bugünkü korkularımızın bazıları dünlerden gelir. Bugünkü sessizliğimizin altında geçmişte söylenmiş sözler olabilir. Bugünkü mesafelerimizin arkasında zamanında fazla yaklaşmanın bedeli olabilir. Bugünkü güçlü duruşumuzun temelinde bir zamanlar yaşadığımız çaresizlikler bulunabilir. İnsan kendisini anlamak istiyorsa sadece aynaya değil, hafızasına da bakmalıdır. Fakat bunu kendisini suçlamak için değil, kendisini tanımak için yapmalıdır. Çünkü insanın kendisini tanıması, hayatındaki birçok sorunun cevabını değiştirebilir. Neden bazı insanlardan uzak durduğunu, neden bazı sözlerden etkilendiğini, neden bazı davranışlara tahammül edemediğini, neden bazı ilişkilerde sürekli aynı hatayı yaptığını anlayabilir. Geçmiş, insanın karakterinin yazıldığı defter gibidir. Fakat o defterin son sayfası değildir. İnsan yeni sayfalar yazabilir.
Belki de hayatın en büyük yanılgılarından biri, geçmişteki halimizin geleceğimizi belirlemek zorunda olduğunu düşünmektir. Oysa insan değişebilir. Dün korkak olan bugün cesur olabilir. Dün kendisine değer vermeyen bugün sınırlarını koruyabilir. Dün yanlış insanlara güvenen bugün daha seçici olabilir. Dün kendisini başkalarının onayına teslim eden bugün kendi vicdanını dinleyebilir. İnsan bir kez hata yaptı diye sonsuza kadar aynı hatayı yapmak zorunda değildir. Bir kez kırıldı diye ömrünün geri kalanında sevgiden kaçmak zorunda değildir. Bir kez kaybetti diye bir daha kazanamayacağına inanmak zorunda değildir. Hayatın bize sunduğu en büyük özgürlüklerden biri, kendimizi yeniden tanımlayabilme ihtimalimizdir. İnsan geçmişinin ürünü olabilir ama yalnızca geçmişinden ibaret değildir. Bazen insanın en güzel hali, geçmişte hiç tanımadığı halidir.
Bir de geçmişte kalan insanları bırakma meselesi vardır. İnsan bazen bir insanı değil, o insanla yaşadığı zamanı özler. Bir yüzü değil, o yüzün karşısında hissettiği kendisini özler. Bir evi değil, o evdeki huzuru özler. Bir şehri değil, o şehirdeki gençliğini özler. Bir ilişkiyi değil, o ilişkinin kendisine hissettirdiği ihtimali özler. Bu nedenle bazı özlemler insanı yanıltır. İnsan “Onu özlüyorum” sanır ama aslında “O günlerdeki beni özlüyorum”dur. Çünkü zaman insanın elinden yalnızca insanları değil, kendisinin bazı eski hallerini de alır. Bir daha aynı yaşta olamayız, aynı heyecanı aynı şekilde yaşayamayız, aynı günün içine geri dönemeyiz. Belki de bu yüzden bazı şeyleri bırakmak zorundayız. Çünkü hayatın devam edebilmesi için insanın elindeki bazı eski fotoğrafları indirmesi gerekir. Her fotoğrafı yırtmak değil; ama her fotoğrafın karşısında saatlerce yaşamamak gerekir.
İnsan geçmişte yaptığı yanlışların toplamı değildir. Tıpkı geçmişte kazandığı başarıların toplamı olmadığı gibi. Bir insanın değeri, kaç kez düştüğünden çok her düştüğünde ayağa kalkmayı öğrenip öğrenmediğinde saklıdır. Hayat bazen insanı öyle yerlere götürür ki orada hiçbir plan işe yaramaz. Ne kadar hesap yaparsan yap, bazı şeyler senin kontrolünde değildir. İnsan bunu kabul ettiğinde hayatla kavga etmekten biraz vazgeçer. Her şeyin neden olduğunu bilmek zorunda olmadığını anlar. Bazı soruların cevabı hemen gelmez. Bazılarının cevabı yıllar sonra gelir. Bazılarının ise hiç gelmez. Fakat insan her cevabı bilmeden de yoluna devam edebilir. Çünkü hayat bir sınav kâğıdı değildir; her sorunun yanında doğru cevap yazmaz. Bazen insan cevabını yaşayarak bulur.
Geriye bakmak, bazen de ne kadar yol geldiğimizi görmektir. İnsan yalnızca kaybettiklerine bakarsa kendisini eksik hisseder. Oysa kazandıklarını da hatırlamalıdır. Bir zamanlar çözemediği sorunları bugün nasıl çözdüğünü, eskiden dayanamadığı şeylere bugün nasıl daha sakin baktığını, bir zamanlar imkânsız sandığı bazı şeyleri nasıl aştığını görmelidir. İnsan kendi gelişimini çoğu zaman fark etmez çünkü değişim yavaş gerçekleşir. Saçlarımızın bir gecede beyazlamadığını, karakterimizin bir günde değişmediğini, düşüncelerimizin bir sabah başka birine dönüşmediğini biliriz. Ama yıllar sonra geriye dönüp baktığımızda, aslında ne kadar değiştiğimizi görürüz. Belki de geçmişe bakmanın en güzel tarafı budur: Kendimize “Ben bunu da atlattım” diyebilmek.
Hayat ileri bakarak yaşanır çünkü insanın henüz bitmemiş bir hikâyesi vardır. Geçmişte ne kadar büyük acılar yaşamış olursak olalım, önümüzde hâlâ yaşanmamış günler bulunur. Geçmiş bize kim olduğumuzu anlatabilir ama kim olacağımızı tamamen belirleyemez. İnsan yarın başka bir karar verebilir. Başka bir yola girebilir. Başka bir insan olabilir. Bazen bütün hayatı değiştiren şey büyük bir olay değil, küçük bir karar olur. Bir sabah kalkıp “Artık böyle yaşamayacağım” demek bile insanın hayatında yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Çünkü değişim çoğu zaman dışarıdan gelmez; insanın içinde verdiği sessiz bir kararla başlar. Kimse fark etmeyebilir. Kimse alkışlamayabilir. Ama insan kendi içinde yönünü değiştirmiştir artık. İşte bazı hayatlar böyle yeniden başlar.
Bu yüzden geçmişe bakarken kendimize kızmak yerine kendimizi anlamalıyız. “Neden bunu yaşadım?” sorusunun yanında “Bana ne öğretti?” sorusunu da sormalıyız. “Neden kaybettim?” sorusunun yanında “Kaybettikten sonra ne kazandım?” diye düşünmeliyiz. “Neden olmadı?” demek kadar “Olmadığı için hangi yola girdim?” sorusunu da önemsemeliyiz. Çünkü insanın hayatını yalnızca yaşadıkları değil, yaşadıklarına verdiği anlam da şekillendirir. Aynı acı iki insanı iki farklı yere götürebilir. Biri o acının içinde ömür boyu kalabilir, diğeri o acıdan güçlenerek çıkabilir. Acının kendisi aynı olsa bile hikâyenin sonu aynı olmak zorunda değildir.
Belki de insanın kendisine verebileceği en büyük özgürlük, geçmişteki kendisini affedebilmektir. Çünkü herkes hayatının bir döneminde bilmeden yanlış insanlar seçer, yanlış kararlar verir, yanlış yerde bekler, yanlış sözlere inanır, doğru insanları yanlış zamanda kaybeder. Bunların hepsi insan olmanın bir parçasıdır. Kusursuz bir geçmiş mümkün değildir. Hatasız bir hayat da yoktur. Önemli olan geçmişte hiç hata yapmamış olmak değil, geçmişin hatalarını geleceğin kaderine dönüştürmemektir. Dün yanlış bir seçim yaptıysan bugün başka bir seçim yapabilirsin. Dün kendini değersiz hissettiysen bugün kendi değerini yeniden hatırlayabilirsin. Dün bir kapının önünde yıllarca beklediysen bugün dönüp başka bir yola yürüyebilirsin. Hayat, insanın geçmişte verdiği kararların sonsuza kadar mahkûmu olmasını istemez. Hayat değişim için her sabah yeniden bir fırsat bırakır.
Ve belki de sonunda anlamamız gereken şey şudur: Hayat geriye doğru anlaşılır ama ileriye doğru yaşanır. İnsan geçmişine dönüp baktığında neden bazı yolların kapandığını, neden bazı insanların gittiğini, neden bazı hayallerin gerçekleşmediğini, neden bazı acıların kendisini değiştirdiğini zamanla anlayabilir. Fakat bütün bunları anlamış olmak, orada kalmak anlamına gelmez. Geçmiş bir öğretmendir; ev değildir. Oraya ders almak için dönülür, yaşamak için değil. İnsan bazen arkasına bakmalı, ama yürümeye devam ederken bakmalıdır. Çünkü sürekli arkasına bakan insan önündeki çukuru göremez. Önüne hiç bakmayan insan ise hangi yöne gittiğini bilemez. En doğrusu, gerektiğinde geçmişe dönüp ne yaşadığını anlamak, sonra yüzünü yeniden geleceğe çevirmektir. Çünkü hayatın bize verdiği en büyük nimetlerden biri, dünün bitmiş olmasıdır. Dün değişmez, ama yarın henüz yazılmamıştır.
Öyleyse geçmişin kapısında daha fazla beklememek gerekir. Orada bizi bekleyen bazı yüzler, bazı sesler, bazı pişmanlıklar, bazı “keşke”ler olabilir. Hepsine saygıyla bakıp yolumuza devam etmeliyiz. Çünkü bazı insanları affetmek onların haklı olduğunu kabul etmek değil, onların hayatımız üzerindeki hükmünü sona erdirmektir. Bazı olayları kabullenmek onları onaylamak değil, artık değiştiremeyeceğimizi anlamaktır. Bazı hayallerden vazgeçmek başarısız olmak değil, hayatın başka bir ihtimaline yer açmaktır. İnsan bazen bir kapının kapanmasına üzülür ama yıllar sonra o kapının kapanmasının kendisini başka bir kapının önüne getirdiğini anlar. İşte hayatın büyük sırlarından biri budur: Bazı kayıpların anlamı hemen ortaya çıkmaz. Bazı vedaların neden gerekli olduğunu zaman anlatır. Bazı gecelerin neden bu kadar uzun sürdüğünü sabah gösterir.
Hayat ileri bakarak yaşanır, geriye bakarak anlaşılır. Çünkü insanın önünde hâlâ yaşanmamış bir hayat vardır. Geçmişte ne kadar hata yapmış olursak olalım, geleceğin bütün sayfaları henüz kirlenmemiştir. Belki bugün kendimizi kaybolmuş hissediyoruz, belki dünün yükü omuzlarımızı ağırlaştırıyor, belki bazı insanları unutamıyor, bazı kararlarımızı affedemiyor, bazı yaralarımızı hâlâ taşıyoruz. Ama bütün bunlar hikâyenin bittiği anlamına gelmez. Bazen insan hayatının en güzel dönemine, en çok yorulduğunu düşündüğü yerden sonra ulaşır. Bazen en büyük huzur, en uzun savaşın ardından gelir. Bazen insan yıllarca aradığı cevabı, artık soru sormaktan vazgeçtiği bir gün bulur. Bu yüzden geçmişe bak ama orada kalma. Kaybettiklerini hatırla ama kendini onların arasında kaybetme. Hatalarını kabul et ama kendini hatalarınla tanımlama. Eski günlerine saygı duy ama yeni günlerini onlara teslim etme. Çünkü sen yalnızca dün yaptıkların değilsin; bugün seçtiklerin ve yarın cesaret edip olacağın insansın. Hayat arkaya bakarak okunabilir, fakat ileriye bakarak yazılır. Ve belki de insanın elindeki en güzel kalem, henüz yaşanmamış olan yarındır. Ahmet Tekin




















