İnsanlar Düzlüğe Çıkınca Sizinle Çıktığı Yokuşu Unutur; Çünkü Nankörlük Bir Durum Değil, Bir Huydur

Hayat insana birçok şey öğretir ama belki de en ağır derslerinden biri, herkesin aynı vefaya sahip olmadığını anlamaktır. İnsan gençken dostluğun, fedakârlığın ve emeğin karşılıksız kalmayacağına inanır.

Yaşam 1351510 kez okundu.

İnsanlar Düzlüğe Çıkınca Sizinle Çıktığı Yokuşu Unutur; Çünkü Nankörlük Bir Durum Değil, Bir Huydur
Advert

Hayat insana birçok şey öğretir ama belki de en ağır derslerinden biri, herkesin aynı vefaya sahip olmadığını anlamaktır. İnsan gençken dostluğun, fedakârlığın ve emeğin karşılıksız kalmayacağına inanır. İyilik yaptığında bir gün aynı iyiliğin kendisine döneceğini, zor zamanlarda omuz verdiği insanların güzel günlerinde de kendisini unutmayacağını düşünür. Çünkü kendi kalbiyle ölçer insanları. Kendisi nasıl geçmişi unutmuyorsa, başkalarının da unutmayacağını zanneder. Oysa zaman ilerledikçe hayat ona acı ama gerçek bir tablo gösterir. Bazı insanlar, zirveye çıkarken uzanan eli değil, sadece vardıkları manzarayı hatırlarlar. Ayağa kalkmalarına yardım eden omuzları değil, artık yürüyebildikleri yolu görürler. Dün aynı sofrayı paylaştıkları insanları, bugün farklı masalara oturduklarında tanımaz hâle gelirler. Çünkü bazı karakterler, sahip oldukları imkân arttıkça küçülür. İnsan değiştiğini zannetmez ama aslında sahip oldukları, içinde gizlenen gerçek kişiliği ortaya çıkarır. İşte bu yüzden nankörlük sonradan öğrenilen bir davranış değil, şartlar oluştuğunda kendini gösteren bir karakter özelliğidir.

İnsan zor günlerinde çevresine dikkat ettiğinde gerçek dostlarını tanıyabilir ama asıl sınav, güzel günlerde başlar. Çünkü yokluk birçok insanı birbirine yaklaştırır. Aynı sıkıntıyı yaşayan insanlar birbirlerinin kıymetini daha iyi bilirler. Bir lokmayı paylaşmak, aynı hayalin peşinden koşmak, aynı yorgunluğu yaşamak insanları birbirine bağlar. Fakat hayat değişmeye başladığında, imkânlar arttığında ve yollar ayrıldığında herkes aynı sadakati gösteremez. Dün birlikte yürüdüğü yokuşu, bugün düzlüğe ulaştığında unutabilen insanlar vardır. Çünkü bazı insanlar için geçmiş, yalnızca ihtiyaç duydukları döneme aittir. İşleri düzelene kadar hatırlarlar, güçlenene kadar minnet duyarlar. Sonra yavaş yavaş hafızaları seçici hâle gelir. Kendi başarılarını anlatırken, o başarıya giden yolda kendilerine uzanan elleri görmezden gelirler. Sanki her şeyi tek başlarına başarmış gibi davranırlar. Oysa insanı büyük yapan ulaştığı yer değil, oraya gelirken kimleri unutmadığıdır.

Hayatta en çok can yakan şeylerden biri de budur. Çünkü insan yaptığı iyiliğin karşılığında ödül beklemez belki ama unutulmayı da beklemez. Bir dostunun en zor gününde yanında olmak, onun düştüğü yerden kalkmasına yardım etmek, umudunu kaybettiğinde ona yeniden cesaret vermek... Bunlar hesapla yapılan şeyler değildir. İnsan gerçekten değer verdiği için yapar. Fakat gün gelir de aynı insan seni görmezden gelmeye başladığında, işte o zaman canını acıtan şey yaptığın iyiliğin boşa gitmesi değildir. Canını acıtan şey, o iyiliğin hiç yaşanmamış gibi davranılmasıdır. Çünkü unutulmak bazen ihanetten bile daha ağır gelir. İhanet en azından yaşanan bir bağın varlığını kabul eder. Nankörlük ise sanki hiçbir emek verilmemiş, hiçbir fedakârlık yapılmamış gibi davranır. İşte bu yüzden insanın ruhunda açtığı yara çok daha derindir.

Nankör insanların ortak bir özelliği vardır. Onlar başarılarını yalnızca kendilerine mal ederler, başarısızlıklarını ise başkalarına yüklerler. Bir yere geldiklerinde bunu kendi zekâlarıyla açıklarlar ama düştüklerinde mutlaka bir suçlu ararlar. Hayatlarında kendilerine destek olan insanları hatırlamak istemezler çünkü bu, onların kurdukları kusursuz başarı hikâyesini bozar. O yüzden hafızalarını işlerine geldiği gibi kullanırlar. Kendilerine yapılan iyilikleri zamanla sıradanlaştırırlar ama kendilerine yapılan en küçük hatayı yıllarca unutmazlar. Çünkü nankörlük sadece iyiliği unutmak değildir; iyiliği değersizleştirmektir. Ve bu, insan karakterinin en ağır kusurlarından biridir.

İnsan zamanla şunu öğrenir: Herkes iyilik görmeyi sever ama herkes iyiliğin değerini bilemez. Çünkü değer bilmek de bir karakter meselesidir. Aynı iyiliği iki farklı insana yaparsın; biri yıllar geçse bile seni minnetle anar, diğeri ise birkaç ay sonra bunu sıradan bir davranış gibi görmeye başlar. Aradaki fark yapılan iyilikte değil, karşıdaki insanın vicdanındadır. Çünkü vicdanı güçlü olan insanlar, kendilerine uzanan eli hiçbir zaman unutmazlar. Onlar başarılarının içinde yalnızca kendi emeklerini değil, yollarına ışık tutan insanları da görürler. Nankör insanlar ise hep kendi gölgelerini izlerler. Bu yüzden büyüdüklerini sanırken aslında küçülürler.

Hayat ilginçtir; bazen insanlar en çok kendilerine inanan kişileri yarı yolda bırakırlar. Çünkü insanın yanında herkes yokken duranlar, çoğu zaman herkes olduktan sonra ilk unutulanlar olur. Bunun nedeni yalnızca kibir değildir. Bazı insanlar geçmişlerini hatırlamak istemezler. Çünkü geçmiş, onlara zayıf oldukları günleri hatırlatır. O günlerde kimlerin yanında olduğunu kabul etmek ise tek başlarına başardıkları yönündeki inançlarını sarsar. Bu yüzden geçmişi silmeye çalışırlar. Fakat insan geçmişini silemez. Sadece inkâr edebilir. Ve inkâr edilen her iyilik, aslında onu inkâr eden insanın karakterine yazılır.

Belki de bu yüzden hayatta en dikkat edilmesi gereken şey, insanların sana zor günlerinde nasıl davrandığı kadar, iyi günlerinde nasıl davrandığıdır. Çünkü yoklukta mütevazı olmak kolaydır. Asıl mesele, imkân sahibi olduktan sonra da aynı tevazuyu koruyabilmektir. Güç eline geçtiğinde hâlâ teşekkür edebiliyorsan, başarı kazandığında hâlâ geçmişini hatırlıyorsan, yeni insanlar tanıdığında eski dostlarını unutmuyorsan, işte o zaman karakterin makamından daha büyüktür. Aksi hâlde insan yükseldikçe sadece bulunduğu yer değişir; değeri değil.

İnsan bazen nankörlüğü anlamakta zorlanır. "Ben onun için bunları yapmıştım, nasıl unuttu?" diye düşünür. Oysa cevap çoğu zaman çok basittir. Çünkü bazı insanlar iyiliği hak etmez; yalnızca iyilikten faydalanırlar. Sen onların hayatında bir basamak olmuşsundur. Basamağa ihtiyaçları olduğu sürece üzerinde durmuşlar, yukarı çıktıktan sonra ise dönüp aşağı bakmamışlardır. Bu durum ilk başta insanın canını yakar. Hatta yaptığı bütün iyilikleri sorgulamasına neden olabilir. Fakat zamanla anlar ki sorun yaptığı iyilikte değildir. Sorun, iyiliğin yanlış karaktere yapılmış olmasıdır.

Yine de bütün bunlar insanı iyilik yapmaktan vazgeçirmemelidir. Çünkü başkalarının nankörlüğü, senin karakterini değiştirmemelidir. Eğer bir insan yapılan kötülükler yüzünden iyilik yapmayı bırakıyorsa, aslında nankör insanlar amacına ulaşmış demektir. Doğru olan, iyiliği karşılık bekleyerek değil, karakterinin bir parçası olduğu için yapmaktır. Fakat bunun yanında bir gerçeği de unutmamak gerekir: İyilik etmek başka şeydir, kendini kullandırtmak başka şey. İnsan zamanla kime ne kadar değer vereceğini, emeğini kimlerle paylaşacağını, güvenini kimlere teslim edeceğini öğrenmelidir. Çünkü her tohum verimli toprağa düşmez. Bazı topraklar ne kadar emek verilirse verilsin hiçbir zaman yeşermez.

Ve yıllar geçtikçe insan çok önemli bir gerçeği fark eder. Hayatta herkes başarılı olabilir, herkes zengin olabilir, herkes makam sahibi olabilir; ama herkes vefalı olamaz. Çünkü vefa parayla kazanılmaz, eğitimle öğretilmez, makamla verilmez. Vefa insanın karakterine işlenmiş bir değerdir. Eğer o değer yoksa, insan dünyanın en yüksek yerine de çıksa, geride bıraktıklarını unutmaya devam edecektir. İşte bu yüzden nankörlük geçici bir davranış değil, insanın içine yerleşmiş bir alışkanlıktır. Şartlar değiştikçe sadece daha görünür hâle gelir.

Belki de bu yüzden hayatın sonunda insanın yanında kalanlar, birlikte yükseldikleri değil; yükseldikten sonra da dönüp elini bırakmadıkları insanlar olur. Çünkü gerçek büyüklük zirveye çıkmakta değil, zirveye çıktıktan sonra seni o yokuşta yalnız bırakmayan insanları unutmamaktadır. İnsan ancak geçmişine sadık kaldığı ölçüde geleceğini onurlu yaşayabilir. Çünkü bugün seni alkışlayan kalabalıklar yarın dağılabilir, sahip olduğun makamlar bir gün bitebilir, servetin el değiştirebilir, gücün azalabilir. Ama geriye dönüp baktığında, vicdanının sana söyleyeceği tek bir cümle hayatının gerçek özeti olacaktır: "Yükselirken seni omuzlayan insanları unutmadın." İşte o gün insan anlayacaktır ki asıl zenginlik sahip oldukları değil, unutmamayı başarabildiği değerlerdir. Çünkü nankörlük insanı bir süre yükseltebilir, fakat vefa onu ömür boyu yüceltir.

İnsan zaman geçtikçe şunu da fark etmeye başlar: Nankörlük çoğu zaman bir anda ortaya çıkan bir davranış değildir; uzun zamandır insanın içinde duran ama şartlar oluşmadığı için görünmeyen bir karakter özelliğidir. Çünkü herkes güçsüzken mütevazı görünebilir. Herkes yardıma muhtaçken teşekkür etmeyi bilir. Herkes ihtiyaç duyarken vefalı gibi davranabilir. Fakat insanın gerçek karakteri, artık kimseye ihtiyacı kalmadığını düşündüğü anda ortaya çıkar. İşte tam da o noktada bazı insanlar geçmişlerini bir yük gibi görmeye başlar. Kendilerine uzanan elleri hatırlamak istemezler. Çünkü o eller, bir zamanlar tek başlarına yürüyemediklerini hatırlatır. Oysa olgun insan için geçmiş utanılacak bir dönem değil, kendisini bugün olduğu yere taşıyan yolun en değerli parçasıdır. Vefalı insanlar o yolu her zaman hatırlar. Çünkü onlar bilirler ki insan yalnızca kendi emeğiyle değil, yol boyunca karşılaştığı iyi insanların desteğiyle de büyür.

Hayatın en ilginç adaletlerinden biri de şudur: İnsan bazen yıllarca emek verdiği birinden beklediği vefayı göremez ama hiç ummadığı bir yabancıdan gördüğü küçük bir iyilik ömrü boyunca aklından çıkmaz. Çünkü mesele yapılan iyiliğin büyüklüğü değildir; o iyiliğin hangi kalpte karşılık bulduğudur. Bazı insanlar bir bardak suyun bile kıymetini ömür boyu unutmazken, bazıları kendilerine verilen yılları bile sıradan bir şeymiş gibi görürler. İşte bu yüzden insan zamanla yaptığı iyiliğin miktarını değil, onu kime yaptığını düşünmeye başlar. Çünkü karakter, iyiliğin değerini belirleyen en önemli ölçüdür. Verdiğin emek ne kadar büyük olursa olsun, eğer yanlış karaktere emanet edilmişse gün gelir hiç yaşanmamış gibi silinip gider. Fakat doğru bir insanın kalbine dokunduysan, bazen küçücük bir destek bile yıllar boyunca minnetle hatırlanır.

Belki de insanın en büyük yanılgılarından biri, kendi vicdanıyla başkalarının vicdanını aynı sanmasıdır. Kendisi bir iyiliği yıllarca unutmadığı için herkesin de unutmayacağını düşünür. Oysa herkes aynı duygularla yaşamaz. Herkes aynı derinlikte hissetmez. Herkes aynı ağırlıkta bir vicdan taşımaz. Bu yüzden insan, kendi iyiliğinin karşılığını kendi karakterine göre hesapladığında çoğu zaman hayal kırıklığı yaşar. Çünkü karşısındaki kişi belki de hiçbir zaman onun baktığı yerden bakmamıştır. Onun için insanlar, yalnızca ihtiyaç duyduğu dönemlerde kullanılan bir araçtan ibarettir. İşi bittiğinde ise eski eşyalar gibi kenara kaldırılır. Acı olan da budur zaten. İnsan bazen düşmanından değil, bir zamanlar dost bildiği insanların unutkanlığından yorulur.

Fakat hayat yalnızca nankör insanların hikâyesinden ibaret değildir. Çünkü bu dünyada hâlâ yapılan bir iyiliği yıllar geçse de unutmayan insanlar vardır. Kendisine uzanan eli ömür boyu minnetle anan insanlar vardır. Başarıya ulaştığında ilk teşekkürünü kendisine inananlara eden insanlar vardır. İşte umut da biraz burada yaşar. Çünkü eğer bütün insanlar nankör olsaydı, iyilik çoktan bu dünyadan çekilip giderdi. Ama hâlâ hiçbir çıkar beklemeden yardım eden insanlar varsa, bunun nedeni karşılarına çıkan her insanın değil, kendi vicdanlarının sesini dinlemeleridir. Onlar iyiliği başkalarının karakterine göre değil, kendi karakterlerine göre yaparlar. Çünkü bilirler ki insanın gerçek değeri, gördüğü muameleyle değil, gösterdiği davranışlarla ölçülür.

Yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında insanın hafızasında ne büyük başarılar ne de gösterişli zaferler ilk sırada yer alır. Daha çok, kendisine en zor zamanında uzanan bir el kalır aklında. Umudunu kaybettiği bir gün omzuna dokunan bir dost, kimsenin yanında olmadığı bir anda sessizce destek olan bir insan, düştüğünde elinden tutup kaldıran biri... Çünkü insan hafızası aslında iyilikleri unutmaz; onları unutmayı seçen karakterler vardır. İşte bu yüzden nankörlük hafızanın zayıflığı değil, vicdanın sessizleşmesidir. Ve vicdan sustuğunda, insan geçmişte kendisi için yapılan fedakârlıkları sıradanlaştırmaya başlar. Önce teşekkür etmeyi bırakır, sonra hatırlamayı, en sonunda ise inkâr etmeyi...

Hayat ise çoğu zaman bu noktada sessiz ama güçlü bir denge kurar. Çünkü bugün başkalarının emeğini küçümseyen insan, yarın kendi emeğinin de değersiz görülmesinden kaçamaz. Dün kendisine yapılan iyiliği unutan biri, bir gün kendi yaptığı fedakârlıkların da unutulduğunu yaşayabilir. Belki aynı insanlar tarafından değil ama hayatın farklı yollarında aynı duyguyla karşılaşır. Çünkü insanın başkasına yaşattığı birçok duygu, farklı biçimlerde dönüp yine onu bulur. Bu yüzden hayatın en güvenli yatırımı servet değil, vefadır. Çünkü para değer kaybedebilir, makam değişebilir, güç el değiştirebilir; ama güzel bir karakter, insanın gittiği her yere onuruyla birlikte gider.

Ve belki de bütün bu hikâyenin sonunda insanın öğrenmesi gereken en büyük gerçek şudur: Herkesten vefa beklemek, herkesi kendi kalbin kadar temiz sanmak değildir olgunluk. Olgunluk, herkesin aynı karaktere sahip olmadığını kabul ederek yine de kendi doğrularından vazgeçmemektir. Çünkü başkalarının nankörlüğü seni de vefasız yapıyorsa, aslında onların kaybettiği değeri sen de kaybetmiş olursun. Asıl güç, iyiliği hak edene vermeyi öğrenirken, iyilik yapabilen kalbini de koruyabilmektir. İnsan bazen kırılır, bazen hayal kırıklığı yaşar, bazen en güvendiği kişiler tarafından unutulur. Ama bütün bunlara rağmen vicdanını kaybetmediği sürece gerçekten kaybetmiş sayılmaz.

Ve gün gelir, hayat herkesi kendi karakteriyle baş başa bırakır. Alkışlar diner, kalabalıklar dağılır, makamlar değişir, yollar ayrılır. İnsan o zaman ne kadar yükseldiğini değil, arkasında nasıl bir iz bıraktığını görür. Kimileri büyük başarılarla anılır ama isimleri geçtiğinde insanların aklına ilk olarak nankörlük gelir. Kimileri ise belki çok büyük servetler bırakmaz, çok yüksek makamlara ulaşmaz; fakat geride öyle güzel bir vefa hatırası bırakırlar ki, yıllar geçse bile isimleri saygıyla anılır. Çünkü insanı ölümsüz yapan sahip oldukları değil, kalplerde bıraktığı izdir. Ve o izin rengi ne başarıyla ne parayla ne de güçle belirlenir. Onu belirleyen tek şey, insanın kendisine uzanan elleri unutup unutmadığıdır. Çünkü yokuşta yanında yürüyenleri düzlüğe çıkınca hatırlayabilen insanlar yalnızca başarılı değil, aynı zamanda gerçekten değerli insanlardır. Geriye kalanlar ise ne kadar yükselirse yükselsin, aslında yalnızca daha görünür hâle gelmiş bir nankörlüğün gölgesinde yaşamaya mahkûmdur. Ahmet TEKİN

Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
En Büyük Suçlar Gerekli Olanı Değil de Fazla Olanı Elde Etmek İçin İşlenir

En Büyük Suçlar Gerekli Olanı Değil de Fazla Olanı Elde Etmek İçin İşlenir

24-06-2026 - Yaşam

Aşkı Bulmak Önemli Değil, Önemli Olan Aşkı Sürdürebilmektir

Aşkı Bulmak Önemli Değil, Önemli Olan Aşkı Sürdürebilmektir

18-06-2026 - Yaşam