Tıp dilinde, tedavilerde bazı ilaçların yan etkilerinden söz edilir. Yani bir yandan hasta iyileşsin denirken, diğer yandan başka organlara zarar verebilecek bir süreç ortaya çıkabilir.
Aslında bu durum, toplum hayatında ve insan ilişkilerinde de farklı biçimlerde karşımıza çıkar. Bazı insanlar baş döndürür, bazıları ise mide bulandırır; insanda tiksinti uyandırır. Vadideki Zambak adlı eserinde Honoré de Balzac, aşkın kimini öldürdüğünü, kimini ise dirilttiğini söyler. Bu, yan etkilerin faillerinin eylemlerinin nasıl sonuçlar doğurduğunu gösterir.
“Dürüstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz” derken; sabretmesini bilenin her şeyin ayağına geleceğini de ifade eder. Dünyayı bir çamura benzetir: İnsan ayağını bir kez batırdı mı, boynuna kadar gömülebilir. Bu benzetmeler, yan etkilerin kimde nasıl tezahür ettiğini açıkça ortaya koyar.
Demokratik bir toplum ile otoriter bir yönetimin yan etkileri de farklı sonuçlar doğurur; kimine fayda sağlarken kimine zarar verir. Yasalar da çoğu zaman bir örümcek ağı gibidir: büyük sinekler geçer, küçükler takılıp kalır. Etkilerin kimlere yarayıp kimlere zarar verdiği, eylem ve davranışlarda açıkça görülür.
Varlıkla uyumlu bir insan, insanla uyumlu bir devlet ve devletle uyumlu bir dünya tasavvurunda; yapılan eylemler kimini sevindirir, kimini ise rahatsız eder. Günümüzde yaşanan ABD-İran gerilimi de buna bir örnek değil midir? Yan etkileri tüm dünyayı etkilemiyor mu?
Bu kirlilik sadece bunlarla mı sınırlı? Hak yiyenlerin, hırsızların, adil olmayan uygulamalarla kurumlara nepotizm anlayışıyla atananların oluşturduğu yan etkiler; düşmanlığı ve kini beslemez mi? Ülkeyi babalarının çiftliği gibi görenler, açların hakkını düşünür mü?
Güç sarhoşluğu ve yalakalıkla utanma duygusunu yitiren; statüyü ahlaksızlıkla kazanıp liyakatli insanların yerini işgal edenlerin oluşturduğu yan etkiler, millete zarar vermez mi? Haksız atamalar bunun bir göstergesi değil midir?
Keyfî uygulamalarla, suçunu dahi bilmeden KHK ile görevlerinden uzaklaştırılan insanların yaşadıkları da birer yan etki değil midir? “Demiri demirle döverler; biri sıcak, biri soğuk; insanı insanlar kırar; biri aç, biri tok” diyen Pir Sultan Abdal haksız mıdır?
Ülke kaynaklarını siyasi güçle sömürenler, geçmişin filmleriyle ülke yönetmeye çalışanlar, özgürlükleri yok eden despotlar; sırf çıkar uğruna özünü, fikrini, ahlakını satanlar… Verdiğiniz zararın yan etkilerinden kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz? Bu düzen, toplumda huzur ve güven getirebilir mi?
İnsan vücudunda bile bir organın rahatsızlığı tüm bedeni etkiler. Yahya Kemal Beyatlı’nın dediği gibi, “Biz hem mazinin hem atinin çocuklarıyız.” İnsan olmak, iyilik üretmekten geçer; kötülük üretip topluma sıkıntı vermekten değil.
Meşruiyetini sömürü düzenlerinden alan çürümüş zihniyetlerin oluşturduğu yan etkiler her alanda hissedilirken; buna sessiz kalanlar da bu kirliliğin bir parçası hâline gelir. Bu durum, insanları adeta kendi kirlerinin esiri yapar.
Keyfiliğin ve kötülüğün yan etkilerinden kurtulmanın yolu; dürüstlükten, vatan sevgisinden ve adaletin tarafsız savunuculuğundan geçer. Amaç ve bu amaca giden yolda, her kesimden insanın ortak ilkelerde buluşması gerekir.
Anlam akılda, ahlak eylemde, inanç vicdanda; adalet ise yargıda hayat bulmalıdır. Gerçek bir hukuk devleti, ancak namuslu ve dürüst insanların tarafsız mücadelesiyle inşa edilir. “Şucu-bucu” ayrımlarıyla, hukuk dışı anlayışların peşinden giderek bu hedefe ulaşılamaz.
Distimi (üzüntü, kaygı, karamsarlık ve ilgisizlik hali) gibi toplumsal ruh hâllerinden de kurtulmak gerekir. Çünkü adalet, yalnızca başa gelince aranan bir şey olmamalıdır; herkes için, her zaman talep edilmeli ve yargı bağımsızlığı mutlaka sağlanmalıdır. Kemal Albayrak

Emircan MERAL
Genel Yayın Yönetmeni












