Kariyer hırsı ve çıkarlar, bazı insanları öyle değiştirir ki; kötülükte sınır tanımayan, adeta şeytanlaşmış bir karakterler topluluğu ortaya çıkar. Bu tür insanlarda ahlak, vicdan, merhamet ve adalet aramayın. Döneklikleri, diktatörlerin rüzgârına göre şekillenir.
Osman Aydoğan’ın Mephisto makalesinde de bu türler anlatılır. Klaus Mann’ın eserinden bahsederken, “Bir Kariyerin Romanı” olarak nitelendirilen bu yapıt; 1930’lar Almanya’sında Nazilerin yükselişi sırasında, çıkar uğruna ruhunu despot bir rejime satan yetenekli oyuncu Hendrik Höfgen’in dönekliğini konu alır. Höfgen, çıkarları için ilkelerine ihanet eder; adeta şeytanla anlaşma yaparak savunduğu fikirleri satar ve dikta rejimiyle iş birliğine girer.
Bunlar her devrin insanlarıdır; daha doğrusu, her devirde “insan olamayan” tiplerdir. Bugün de her statüde, çıkar uğruna yüzlerindeki maskeleri değiştirenleri gördükçe tiksinmemek mümkün mü?
Bu kişiler; şöhret, statü ve güvenlik karşılığında dostlarını, fikirlerini, inançlarını ve sonunda insani değerlerini feda ederek kirliliğe ortak olurlar. Bahaneleri de hazırdır: “Beka”, “düşmanlar kapımızda”, “ülke elden gidiyor”, “devlet ve millet sevgisi”… Dillerine doladıkları bu söylemler, sorgulamadan inananların nasıl bir çöküş yaşadığını da ortaya koyar.
Etrafımızda, özellikle hassas alanlarda bu tür insanları görmek mümkündür. Siyaseti çıkmaza sürükleyenler de yine bunlardır. Zihinleri çürümüş bu kişiler, kendi kirlilikleri uğruna tüm değerleri yok ederler. Gördükleri adaletsizlikleri ve yozlaşmayı, çıkarları uğruna ürettikleri bahanelerle görmezden gelirler. Bu da sürüleşmiş bir çürümüşlüğün sonucudur.
Bu karakterler, insanlığı aşındırır. Diktatöre yaslanmak için ahlak, namus ve utanma duygularını kaybederler; buna karşılık utanmazlık adeta bir meziyet hâline gelir.
Düşünün ki, rüştüne erişmemiş bir çocuğa yönelik ayrımcılığı meşrulaştıran; “teröristin çocuğuna yardım edilmez” gibi bir zihniyeti savunanlardan insanlık beklenebilir mi? Kariyer uğruna her şeyi feda edenlerden ahlak ve namus beklenir mi? Kurumlar böyle insanlara emanet edilebilir mi?
Peki, kime ve neye göre “terörist”? Hukukta karşılığı olmayan bir suç isnadıyla insanları yaftalamak, hangi adalet anlayışına sığar?
Yazıklar olsun bu anlayışa. Bu türler; vatanına ve milletine karşı kin ve nefret üreten, sömürü düzenlerinin taşeronlarıdır. Bunların vatan, millet ve insan sevgisi de olmaz. Kendi putlarını yaratır ve o putlara taparlar. Taptıkları; çıkar, servet ve korkudur. Putları yıkıldığında ise yenilerini ararlar.
Her statüde bulunabilirler. Bu yüzden anlamak ve sorgulamak hayati önemdedir. Akıl, bilim, hukuk, demokrasi ve ahlak rehberliğinde; rasyonel düşünerek ülkemize ve milletimize faydalı olmak, demokratik bir cumhuriyeti korumak insan olmanın gereğidir.
Ayrışma değil, kaynaşma; keyfilik değil, yasallık; çatışma değil, müzakere esas alınmalıdır. Amaç önemlidir, ancak o amaca giden yolu doğru inşa etmek daha da önemlidir.
Mirasımız olan Cumhuriyet’i demokratik bir anlayışla korumak ve geliştirmek; düşünürlere, siyasilere, yöneticilere, sanatçılara, gençlere ve kısacası tüm insanlara düşen bir sorumluluktur.
Kötülüklerden, keyfilikten ve haram düzeninden kurtulmak; şeffaflığı, adaleti ve hukuk devletini yeniden inşa etmekle mümkündür. Ölçü; içte ve dışta adaleti esas alarak, sömürüye karşı durmak ve toplumsal barışa hizmet etmektir. Kemal Albayrak

Emircan MERAL
Genel Yayın Yönetmeni











