Tura Türk
HV
21 MAYIS Perşembe 11:44

Bazı Şeylerin Telafisi Yoktur; İhmal Edilmek, Görülmemek ve Hep İkinci Planda Kalmak Gibi

İnsan her şeye alışabilir derler ama bu tam olarak doğru değildir. Çünkü insan bazı acılara alışıyor gibi görünse bile, onların bıraktığı hissi hiçbir zaman tamamen unutamaz.

Yaşam
Bazı Şeylerin Telafisi Yoktur; İhmal Edilmek, Görülmemek ve Hep İkinci Planda Kalmak Gibi

İnsan her şeye alışabilir derler ama bu tam olarak doğru değildir. Çünkü insan bazı acılara alışıyor gibi görünse bile, onların bıraktığı hissi hiçbir zaman tamamen unutamaz. Özellikle de sevdiği insanlar tarafından ihmal edilmek… İşte bunun insanın içinde açtığı boşluk kolay kolay kapanmaz. Çünkü ihmal edilmek sadece unutulmak değildir; değer verilmediğini hissetmektir. Bir insanın seni sürekli bekletebilmesi, seni anlamaya çalışmaması, sana ancak işi düştüğünde dönmesi, sen konuşurken gerçekten dinlememesi… Bunların hepsi zamanla insanın ruhunda görünmeyen yaralar bırakır. Ve en ağır tarafı da şudur: İnsan çoğu zaman bunu bir anda fark etmez. Önce küçük şeyleri görmezden gelir, sonra kendini ikna etmeye çalışır, sonra “yoğundur”, “bir derdi vardır”, “şu sıralar kafası karışıktır” diye düşünür. Ama bir süre sonra insan, sürekli mazeret üreten tarafın sadece kendisi olduğunu fark eder. İşte o an içte bir şey sessizce kırılır.

Çünkü insan sevdiği biri tarafından ikinci plana atıldığını hissettiğinde, sadece üzülmez; kendini sorgulamaya başlar. “Ben neden yeterince önemli değilim?”, “Neden hep bekleyen taraf benim?”, “Neden ben herkesi düşünürken kimse beni aynı şekilde düşünmüyor?” gibi sorular insanın zihninde dönüp durur. Ve bu sorular zamanla insanın öz değerini bile etkileyebilir. Çünkü sürekli geri plana itilen bir insan, bir noktadan sonra gerçekten önemsiz olduğuna inanmaya başlar. Oysa mesele onun değersiz olması değildir; mesele, yanlış insanların yanında değerinin görülmemesidir. Ama insan bunu anlamakta zorlanır. Çünkü sevdiği insanlardan gelen eksiklikleri, çoğu zaman kendi kusuru gibi taşır.

İhmal edilmenin en kötü tarafı bağırarak yaşanmamasıdır. İnsan bazen büyük kavgalardan değil, küçük ilgisizliklerden yorulur. Bir mesajın cevapsız kalması, bir duygunun geçiştirilmesi, anlatılan şeylerin unutulması, insanın kırıldığını belli ettiği halde kimsenin bunu fark etmemesi… Bunlar dışarıdan küçük görünür ama insanın içinde birikerek ağırlaşır. Çünkü insan aslında büyük şeyler istemez. Gerçekten değer görmek ister. Dinlenmek, anlaşılmak, merak edilmek ister. Birinin “Nasılsın?” sorusunu gerçekten hissederek sormasını ister. Ama bazı insanlar sadece varlığının alışılmış olmasına izin verir; değerinin hissedilmesine değil.

Ve insan bir süre sonra şunu fark eder: Yorulduğu şey yalnızlık değil, kalabalıkların içinde bile önemsenmemektir. Çünkü insan bazen tek başınayken değil, yanlış insanların yanında kendini daha yalnız hisseder. Sürekli ikinci plana atılmak, insanın içinde sessiz bir kırgınlık oluşturur. Başta bunu belli etmezsin. Anlayışlı olmaya çalışırsın, sabredersin, beklentini azaltırsın. Ama insan ne kadar susturursa sustursun, içinde değer görmek isteyen bir taraf vardır. Ve o taraf sürekli ihmal edildiğinde, zamanla içine kapanmaya başlar.

Bazı insanlar ise bunu çok geç fark eder. Hayatlarında hep yanında duran, hep anlayan, hep bekleyen insanların bir gün neden sessizleştiğini anlayamazlar. Çünkü bazı kırgınlıklar bir anda oluşmaz; yavaş yavaş büyür. İnsan bir gün ansızın vazgeçmez. Defalarca görmezden gelinir, defalarca ertelenir, defalarca ikinci plana atılır… ve sonunda içinde bir şey tükenir. İşte o tükenen şey geri gelmeyebilir. Çünkü insan bazen sevgisini değil, hevesini kaybeder. Ve bir insanın hevesi kırıldı mı, onu yeniden eski hâline getirmek çok zordur.

En acı olan da şudur aslında: İnsan sevdiği kişiden çok şey istemez. Biraz ilgi, biraz değer, biraz hissetmek… Ama bunlar bile eksik olduğunda, insan kendi içinde görünmez olmaya başlar. Çünkü önemsenmemek, insanın ruhunda ağır bir boşluk yaratır. İnsan konuşsa bile anlaşılmadığını hisseder, yanında olsa bile görülmediğini düşünür. Ve zamanla insanın içindeki o sıcak taraf yavaş yavaş soğur. Eskisi kadar anlatmak istemez, eskisi kadar çabalamaz, eskisi kadar heyecan duymaz. Çünkü sürekli eksik bırakılan bir ruh, bir süre sonra kendini korumak için hissizleşmeye başlar.

Hayatın en geri dönüşsüz kırgınlıklarından biri de budur zaten. İnsan bazen affeder ama unutamaz. Çünkü bazı duyguların telafisi yoktur. Özellikle de bir insanın en ihtiyaç duyduğu anda yalnız bırakılması… İşte bu, insanın içinde yıllarca kalan bir histir. Çünkü insan kötü günleri değil, o günlerde kimlerin yanında olmadığını unutmaz. Bir mesaj atmaya üşenenleri, seni anlamak yerine geçiştirenleri, sen kırılırken bunu fark etmeyenleri hatırlar. Ve zaman geçtikçe insanın içinde şu düşünce büyür: “Ben herkes için bu kadar düşünürken, neden kimse beni aynı şekilde düşünmedi?”

Bu düşünce insanı yorar. Çünkü insanın kalbi kırıldığında sadece üzülmez; aynı zamanda içindeki güven duygusu da zedelenir. Artık eskisi kadar kolay bağlanamaz. Çünkü bir kez gerçekten ihmal edilen insan, bir daha aynı saflıkla yaklaşamaz kimseye. İçinde sürekli geri planda kalma korkusu oluşur. Sevse bile tam rahat hissedemez. Çünkü geçmişte hissettiği değersizlik duygusu, yeni ilişkilerinde bile onun peşinden gelir.

Ama belki de en acı gerçek şudur: İnsan bazen birinin hayatında ne kadar geri plana atıldığını, sadece yorulup uzaklaştığında fark eder. Çünkü bazı insanlar seni kaybetmeden değerini anlayamaz. Hep orada olacağına inanırlar. Seni bekleyen, anlayan, affeden biri olarak görürler. Ama insan da bir yere kadar dayanır. Sürekli eksik bırakılan bir kalp, bir noktadan sonra sessizce geri çekilir. Ve işte o sessizlik, çoğu zaman en büyük kırgınlığın sonucudur.

İnsan her şeye rağmen devam eder elbette. Gülmeyi de öğrenir, hayatına devam etmeyi de… Ama bazı izler kalır. Çünkü ihmal edilmek sadece o anı değil, insanın kendine bakışını da etkiler. Uzun süre değer görmeyen biri, bir süre sonra gerçekten sevilmeye değer olup olmadığını sorgulamaya başlar. Oysa sorun onun eksik olması değildir; sorun, sevgiyi hissettirmeyi bilmeyen insanların yanında kalmasıdır.

Ve bu yüzden bazı şeylerin gerçekten telafisi yoktur. Çünkü kırılan her şey tamir edilmez. Bazı duygular geç kalındığında anlamını kaybeder. İnsan bazen özrü değil, zamanında gösterilmeyen değeri hatırlar. Çünkü sevgi sadece sözle değil, hissettirilerek anlaşılır. Eğer bir insan sürekli seni eksik hissettiriyorsa, yanında olmasının çok da anlamı kalmaz.

Çünkü insan en çok da görünmez hissettiği yerde yorulur.
Ve bazı yaralar, bağırmadan açıldığı için…
Sessizce insanın içinde ömür boyu kalır.

Çünkü bazı insanlar, sana verdikleri eksik sevgiyi fark etmezler bile. Seni kaybettiklerinde şaşırırlar ama seni kaybederken neleri eksik bıraktıklarını hiç düşünmezler. Oysa bir insan bir anda soğumaz, bir anda uzaklaşmaz. İnsan önce içinde kırılır, sonra yorulur, sonra susar. Ve en sonunda artık anlatmaktan vazgeçer. Çünkü bazı duygular sürekli görmezden gelindiğinde, insanın içinde konuşma isteği bile kalmaz. Her defasında kendini anlatmaya çalışıp anlaşılmayan biri, bir süre sonra sessizliği seçer. Ve o sessizlik çoğu zaman sevgisizlikten değil, tükenmişlikten doğar.

İhmal edilmek insanın içinde garip bir boşluk oluşturur. Çünkü insan bazen kötü sözlerden değil, eksik bırakılmış hislerden yorulur. Birinin seni gerçekten dinlememesi, gözlerinin içine bakarken bile aklının başka yerde olması, senin kırıldığını hissetmesine rağmen bunu düzeltmek için hiçbir çaba göstermemesi… İşte bunlar insanın içinde zamanla ağır bir değersizlik hissine dönüşür. Ve insan ne kadar güçlü görünürse görünsün, sevdiği kişiler tarafından önemsenmediğinde içten içe eksilmeye başlar. Çünkü herkesin içinde görülmek isteyen bir taraf vardır. Sevilmekten önce anlaşılmak isteyen, unutulmamak isteyen, gerçekten hissedilmek isteyen bir taraf…

Belki de bu yüzden bazı kırgınlıklar yıllar geçse bile tamamen geçmez. İnsan hayatına devam eder ama içinde bir yerde hâlâ “neden?” sorusu kalır. Neden bu kadar çabalamasına rağmen eksik hissettirildiğini, neden hep anlayan taraf olurken aynı anlayışı göremediğini düşünür. Ve zaman insana birçok şeyi unutturur belki ama bir zamanlar kendini değersiz hissettiği anları kolay kolay silemez. Çünkü insanı en çok yoran şeylerden biri, sevdiği insanların yanında bile kendini yalnız hissetmesidir.

Bu yüzden bazı şeylerin gerçekten telafisi yoktur. Çünkü bazı eksiklikler sonradan verilen ilgiyle kapanmaz. İnsan bazen geç gelen sevgiyi değil, zamanında hissetmediği değeri hatırlar. Ve bir kalp çok uzun süre ihmal edildiğinde, bir gün tamamen sessizleşebilir. İşte o sessizlikten sonra geri dönmek, çoğu zaman sanıldığından çok daha zordur. Ahmet TEKİN

Emircan MERALEmircan MERAL

Genel Yayın Yönetmeni

YORUMLAR