Tura Türk
HV
30 KASIM Pazar 06:54

TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM

Hayat bazen bize düşmeyi öğretmeden kalkmayı öğretmez. Bazen de tutunmayı, bırakabilmekten öğreniriz. İnsan, kaç kere elinden kayıp gittiğini gördükten sonra daha sıkı sarılmayı öğrenir;

Yaşam
TUTA TUTA TUTUNMAYI ÖĞRENDİM

Hayat bazen bize düşmeyi öğretmeden kalkmayı öğretmez. Bazen de tutunmayı, bırakabilmekten öğreniriz. İnsan, kaç kere elinden kayıp gittiğini gördükten sonra daha sıkı sarılmayı öğrenir; kaç kere sarıldığının boşa gittiğini fark ettikten sonra da kime sarılmayacağını…

Ben de öyle öğrendim tutunmayı.

Düşe kalka. Dene dene. Yana yana. Tuta tuta.

Çünkü hiçbirimiz dünyaya güçlü doğmuyoruz. Hiçbirimiz başımıza geleni ilk seferde kaldıracak kadar dayanıklı değiliz. Güç dediğimiz şey; zamanın, acının, kaybın, hayal kırıklığının ve vazgeçişlerin yoğurduğu bir karakter hamurudur. İnsan, acıdan geçmeden olgunlaşamaz; tutunacak bir dal kalmadığında kendi köküne tutunmayı öğrenir.

Ve ben…

Hayat bana ne çok “bırak” dedi.

Ama ben her seferinde “yeniden dene” dedim.

TUTUNMAK, GÜVENMEKTİR ASLINDA

Birisine, bir hayale, bir hayata tutunmak… Bunların hepsi güvenmekle başlar. Ama bir gün biri gelir ve o güveni kırar. O zaman tutunduğun yer değil, tutunma şeklin değişir.

Artık iki elle değil, tek elle tutarsın.

Artık ağırlığını değil, temkinini verirsin.

Artık hemen sarılmazsın, önce bakarsın.

Çünkü tutunmayı öğrenmek, aynı zamanda yanılmayı kabul etmek demektir.

Ben artık biliyorum:

İnsan en çok güvendiği yerden kırılır ama en çok kırıldığı yerden de güçlenir.

HER BIRAKIŞ, BİR ÖĞREYİŞTİ

Hayatımda çok şey bıraktım. İnsanlar, duygular, hayaller, yollar, ihtimaller…

Bazen kendi isteğimle bıraktım, bazen bırakılmaya zorlandım, bazen elimdeki güç yetmedi.

Ama her bıraktığım şey bana bir şey öğretti:

Hiçbir tutunuş, karşılıksızsa uzun sürmez.

Hiçbir insan, sevmeyi bilmiyorsa tutunmayı hak etmez.

Hiçbir duygu, tek taraflıysa taşıyamaz.

Bıraktıkça öğrendim ki, tutunmak sadece elde tutmak değildir; kendini korumak için vazgeçmeyi de bilmektir.

TUTUNMAK, HAYATTA KALMA SANATIDIR

Hayatta her şey bir sınav aslında.

Kimi insanlar ilk rüzgârda savrulur, kimi insanlar fırtınaya meydan okur.

Kimi insanlar tutacak bir dal arar, kimi insanlar kök salar.

Ben tutunmayı öğrendim, çünkü hayatta kalmayı öğrendüm.

Kalbim kırıldığında susmayı, kıranlarla konuşmamayı;

değersiz hissettiğimde değerimi kendi içimde aramayı;

kimsenin sahip çıkmadığı yerde kendime sahip çıkmayı öğrendim.

Hayat, bana tutunacağım şeyi göstermeden önce tutunamayacağım her şeyi gösterdi.

Ve bu iyi ki böyle oldu.

KİME TUTUNDUĞUN, KİM OLACAĞINI BELİRLER

Bazen insanlar birbirlerine rastgele değil, ihtiyaçla tutunur.

Çünkü herkesin bir yarası, bir boşluğu, bir eksik yanı vardır.

Ama gerçek tutunma, eksiklikten değil tamlığa giden yoldaki iyi niyetten oluşur.

Yanında seni hafifleten insanlar olmalı.

Düştüğünde elini tutan, yürürken yanında duran insanlar…

Çünkü tutunmak bir zorunluluk değil; bir paylaşımdır.

Eğer bir insana tutunuyorsan ve o seni bırakıyorsa, bu senin hatan değildir.

Kimse sıkı tutmadığı şeyi kaybetti diye suçlanamaz.

Ben de öyle öğrendim:

Bırakanı bırakmayı, kalanla yürümeyi, hak edene bağlanmayı…

KENDİME TUTUNDUĞUM GÜN DÜŞMEKTEN KORKMAYI BIRAKTIM

Bir gün anladım ki, insanın gerçek desteği başkaları değil, kendi içindeki güçtür.

Ben kendi acılarıma, kendi hayallerime, kendi yoluma tutundukça büyüdüm.

Kendi iç sesim sustukça değil, konuştukça iyileştim.

Ve fark ettim ki en sağlam tutunuş, insanın kendi omzudur.

Kimse kalmasa da, kimse anlamasa da, kimse sarılmasa da…

İnsan kendine sarılmayı öğrenince, kaybolmuyor.

Ben kaybolmadım.

Çünkü tuta tuta tutunmayı öğrendim.

Hem hayata, hem kendime, hem de yeniden başlamanın mümkün olduğuna.

Her Yaranın Öğrettiği Bir Dokunuş Vardır

Bazı yaralar vardır, iyileşmek için zaman değil; farkındalık ister.

İlk anda can yaksa da, üzerindeki kabuk düştüğünde orada yeni bir derinin filizlendiğini görürsün.

Ben de her acıdan bir dokunuş öğrendim.

Ne kadar incinmişsem o kadar hassaslaştım, ne kadar kaybetmişsem o kadar değer anladım.

Bazen bir yara, bir insana “bundan sonra nereye tutunmalısın?” diye fısıldayan tek öğretmendir.

İnsan Bırakıldıkça Değil, Kendini Bıraktıkça Kaybolur

Çoğu zaman bizi başkaları değil, kendi içimizdeki pes edişler tüketir.

Bir insanın en tehlikeli düşmanı, kendi umutsuzluğudur.

O yüzden tutunmak bazen dışarıya değil, içeriye yapılan bir yolculuktur.

Ben kendimi bıraktığım her yerde dağıldım, kendime tutunduğum her yerde toparlandım.

Hayatın en büyük sırrı da budur zaten:

Kendini bırakırsan düşersin, kendine tutunursan yükselirsin.

Kalabalıklarda Değil, Sessizliklerde Güçlenir İnsan

Gürültünün içinde herkes güçlüymüş gibi görünür,

ama gerçek güç, insanın kendi sessizliğinde ayağa kalkmasıdır.

Kimse görmeden, kimse bilmeden, kimse duymadan…

Ben sessizliğimi sevmeyi öğrendim.

Çünkü orada yıkılmalarım da vardı, kalkışlarım da.

Ve sessizlik bana şunu öğretti:

Bir insan kendine tutunmayı sessizce öğrenir, başkalarına göstermeden büyür.

Bazen En Ağır Yük Sevdiğin İnsanlardır

Tutunmak güzeldir, ama herkes taşınmaz.

Bazı insanlar senin omzuna değil, tüm ruhuna ağırlık olur.

Seni yukarı çekecek yerde aşağı çeker,

yürürken destek olacak yerde sürükler.

Ben en çok sevdiğim sandığım insanlardan yoruldum hayatımda.

Ve sonunda öğrendim:

Her sevdiğine tutunmak zorunda değilsin;

çünkü bazı insanlar sevgiyi değil, bağımlılığı öğretir.

Hayatın Bize Verdiği En Büyük Hediye: Yeniden Başlayabilme Cesareti

Düşmek kötüdür, evet.

Ama yeniden kalkmak… İşte o mucizedir.

Tutunmak bazen bir insana değil, yeni bir ihtimale gerek duyar.

İnsan umudu kaybettiğinde tükenir, umudu yeniden bulduğunda doğar.

Ben her başlangıcımda biraz daha kendime yaklaştım.

Çünkü yeniden başlamak, “kendine bir şans daha vermek” demektir.

Tutunmak, Bazen Bir Gülüş Kadardır

Hayatta çok küçük şeyler çok büyük anlamlar taşır.

Bir bakış, bir dokunuş, bir tebessüm…

Bazen o küçücük gülüş, günlerdir karanlıkta bekleyen ruhuna ışık olur.

Ben defalarca karanlığa düştüm ve her seferinde küçük bir ışık buldum.

O ışık kimi zaman bir insan, kimi zaman bir söz, kimi zaman bir umut oldu.

Ve anladım ki:

Tutunmak bazen dev adımlarla değil, minicik bir gülümsemeyle başlar.

Ne Kadar Kırıldıysan, O Kadar Güçlü Tutunursun Hayata

Hiç kırılmamış bir insan güçlü değildir, sadece sınanmamıştır.

Ama kırılıp da dağılmamayı başaran biri…

İşte o dayanıklıdır.

Ben ne kadar kırıldıysam, o kadar güçlü bir insan oldum.

Çünkü kırık yerlerimden sızan ışık, bana yönümü gösterdi.

Hayat ne kadar üzerime geldiyse, ben o kadar tutundum.

Ve sonunda öğrendim:

Kırılmak zayıflık değil, yeniden şekillenmenin başlangıcıdır.

SON SÖZ

Her insanın bir tutunma hikâyesi vardır.

Benimki düşe kalka yazıldı, seninki belki susa susa, belki yara yara…

Ama unutma:

Tutunmak seni güçlü yapar.

Bırakabilmek ise bilge.

Hayatın ikisini de öğrenene kadar seni sınamasına izin ver.

Çünkü en sonunda, tuta tuta tutunmayı öğrenen hiçbir insan yenilmez. Ahmet TEKİN

Emircan MERALEmircan MERAL

Genel Yayın Yönetmeni

YORUMLAR