Bugün itibarıyla hüzünlü bir bayram yaşıyoruz. Oysa bayramlar, ızdıraplara çare olan; dostlukları pekiştiren, sağduyuyu, anlayışı, erdemi, hatırlamayı ve hatırlatmayı temsil eden özel günlerdir. Ne yazık ki, dünün filmleriyle kin ve nefret üreterek bir ülke yönetilemez.
Yağmalama, her alana; kamuya ve topluma sirayet etmiş, “av-avcı” mantığı adeta bir maharet hâline gelmiştir. Bugün, kendinize uygun şekilde uydurduğunuz suçlar ve hukuk dışı uygulamalarla adaletsizliği yaygınlaştırdığınız bir ülkede huzur ve barış ortamı sağlanabilir mi? Böyle bir ortamda bayramların anlamı kalır mı?
Gayrimeşru ilişkiler ve çıkar ortaklıkları korunurken, hukukta karşılığı olmayan suçlamalarla insanlara zulmetmenin gerekçesi nedir? Meşruiyeti verenler sizleri bu düzenin taşeronu olarak mı seçti? Keyfî uygulamalarla bir ülke yönetilebilir mi? Bu toprakların insanının ruhuna ne kadar yaklaştınız? Ortak değerlerde ve ilkelerde buluşabildiniz mi?
Adaletle; yetimi, masumu ve suçsuzu koruyabildiniz mi? Vicdan ve merhametin bu denli yok oluşunun sebebi nedir? Bu milleti hurafelerden kurtardınız mı, yoksa açları doyurabildiniz mi? Üst makamlara getirdiklerinizin haksız kazançlarını sorguladınız mı? Hiyerarşik bir soygun düzeninde ortaklıklar mı söz konusu?
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, Cumhuriyetin mirası olan makamlarda görev yapanlar; iktidarıyla muhalefetiyle bu olumsuzlukları görmüyor musunuz? Özellikle iktidar mensupları, “servet devletten gelir, alma sırası bizde” anlayışını mı benimsiyor? Günahı özgürlük sayan bir anlayışla haksız kazanç ve suç mu üretiyorsunuz?
Yazık değil mi? Bu kötülükler; ülke, millet ve vatan sevgisini yok etmiyor mu? Ne ektiniz ki ne biçeceksiniz? Gül mü, diken mi; sevgi mi, nefret mi? Yüzleşerek ve sorgulayarak kendinizi neden değerlendirmiyorsunuz? İnsan değil misiniz? İnandığınız din, yaptıklarınızla örtüşüyor mu? Bu kadar çürümüşlük ve sefillik neden?
Düşünürler, sanatçılar, siyasetçiler ve gazeteciler… Eğer bunları görmüyorsanız, inandığınızı söylediğiniz Tanrı’ya nasıl inanıyorsunuz? İşkenceler, faili meçhuller, adaletsizlikler… Masumların zarar gördüğü, suçluların korunduğu bir yapı devlet olabilir mi? Hukuk devleti bu mudur?
Bunlardan vazgeçin. Bir gün güç elinizden giderse, daha ağır sonuçlarla karşılaşırsınız. O zaman adalete en çok siz ihtiyaç duyacaksınız.
Bayram vesilesiyle ey iktidar: Hukuka, yasallığa, denge ve denetime; kurumların işleyişine çeki düzen verin. Devlet imkânlarıyla muhalefeti yok etmeye çalışmak, KHK’larla masum insanları işinden ve aşından etmek neden? Sizler saltanat sürerken, aç insanları din kisvesi altında aldatmanın utancını hissetmiyor musunuz? Göstermelik iftarlar, fakirlik üzerinden yapılan bir gösteri değil midir?
Akıl, bilim, hukuk, demokrasi ve ahlak; yaptıklarınızın neresinde?
Her kötülük yapanı yoldaş, hurafe tüccarlarını kardeş edinmek size ne kazandırdı? Nitelikli düşünce yerine ilkel anlayışı tercih etmek bir başarı mıdır? Yağmacılık bir meziyet olabilir mi?
Tarihte yağmacılığın yaygın olduğu dönemlerden ilham alarak; borsa oyunları ve hukuk dışı uygulamalarla kurduğunuz düzeni kaybetmekten mi korkuyorsunuz? Bu gidişin sonu yoktur. Kendinize gelin. Aksi hâlde milletin nefreti giderek büyüyor.
Adalet kurumları, güce bağlı kişilerle doldurulursa orada adalet olur mu? Din, devletin aracı hâline gelirse orada inanç ve ahlak kalır mı? Din, insanın ahlaki sorumluluğunu artırıyorsa anlamlıdır. Ahlaksızlık üreten bir anlayış din olabilir mi?
Cezaevleri masum ve liyakatli insanlarla dolarsa toplumsal barış sağlanabilir mi? Etrafımızda süren savaşlar, adaletsizlikler ve ateş çemberi sizi hiç düşündürmüyor mu?
İkiyüzlü politikalarla topluma sahte bir “dik duruş” sergilerken, meşruiyet aradığınız güçlere boyun eğmekten hiç mi utanmıyorsunuz?
Kendinize gelin. Gittiğiniz yol doğru bir yol değildir. Hukuk devletini yaşamak ve yaşatmak hem bir gereklilik hem de bir sorumluluktur. Kemal Albayrak

Emircan MERAL
Genel Yayın Yönetmeni












