Tura Türk
HV
09 MAYIS Cumartesi 06:13

BÖYLE Mİ OLACAKTIK BİZ?

Ülkede artık siyasette adeta bir “kirlilik pazarı” kurulmuş gibi. Kutuplaşma, kin, intikam ve öfke üzerine kurulan ittifaklar; yön değiştirmeler; onurunu satanlar; siyasal kabilecilik ve mahallecilik;

Gündem
BÖYLE Mİ OLACAKTIK BİZ?

Ülkede artık siyasette adeta bir “kirlilik pazarı” kurulmuş gibi. Kutuplaşma, kin, intikam ve öfke üzerine kurulan ittifaklar; yön değiştirmeler; onurunu satanlar; siyasal kabilecilik ve mahallecilik; sivil toplum örgütlerinin, hatta inancın bile kamulaştırılması… Modern düşünceden bedeviliğe geçiş tercihleri insanı derin düşüncelere sevk ediyor.

Cumhuriyetle birlikte kazanılan değerlere düşmanlık ve ortaya çıkan yozlaşma, inanılır gibi değil. Diliyle kalbi farklı olanlar, dışı cilalı ama motoru arızalı insanlar ekranları dolduruyor. Utanma duygusu adeta yok edildi. “Herkesin bir fiyatı vardır” diyen ve devletin üst düzey siyasetçilerini bile etkisi altına alan şarlatanın sözleri bugün daha da düşündürücü geliyor.

Bakıyorum; en zıt görüşlerdeki siyasilerin belediye başkanları, yöneticileri, milletvekilleri… Statü fark etmiyor. Yalaka medya da geçmişini silip bir sabah başka bir yola savruluyor. İktidar transferleri ve ittifak genişletmeleri adeta bir meslek ve maharet haline geldi.

Tek adam sistemi; lider, parti ve devletin iç içe geçmesi; devletin şahsileşmesi, şahsın devletleşmesi her alanı çökertti. Sefillik artık sadece yoksulluk değil; ezilenden ezene dönüşen kadrolar türedi.

Mazlum görünerek despotizme özenmek, demokrasi geleneğine karşı üretim yapmak; kurumsallığın zayıflaması, demokrasi krizleri, dışa bağımlılık, borç yükü, diplomasi ve değerler aşınması ülkeyi yaşanmaz hale getirdi.

“Din tüccarları, şeytanın yeryüzündeki en sadık köleleridir” diyen Ahmet Yesevi haksız mı?

“Toplumun yoksul insana saygısı kalmadı” diyen Fyodor Dostoyevski haksız mı?

Hukuk biçimsel olarak var ama işlevsel olarak askıya alınmış durumda. Devlet imkânları, gücün kontrolsüz tuzak araçlarına dönüştü.

Şunu açıkça söylemek gerekir ki; ülke ve millet menfaati için yapılan bir geçiş olsa saygı duyarım. Fakat şahsi çıkar, korku ve kirli ilişkiler uğruna yapılan geçişlerin altında yatan gerçek nedir?

Bu dönem öyle bir hale geldi ki utanma duygusunun ortadan kalktığı bir zamana dönüştü. Siyaset, bulunmuş tedavilere ve tamire muhtaç bir enkaza döndü. Yazık ki siyaset pazarının komisyoncuları da bundan kazanç sağlıyor.

Dün en ağır ithamları yönelttiklerine bugün neden kölece bağlılık gösteriyorlar? Bahaneler üretmek kolay. Oysa hiçbir olayın tek bir sebebi ve tek bir sonucu yoktur. Sebebi bilinmeyen acıların da şifası olmaz.

Muhammed İkbal şöyle diyor:

“Karakter bozukluğu çoğu zaman güçsüzlükte saklanır; fırsat bulunca görünür olur. Yetki, para, makam ve dokunulmazlık, insanın içindeki kini, kibri ve merhametsizliği sahneye çağırır. Güç, bozuk olanı açığa çıkarır. Asıl imtihan yoksullukta değil, sınırsız imkân karşısındadır.”

Zulüm sadece haksız ceza vermek değildir; hakkı sahibine vermemektir. Ne yazık ki bunun yaptırımı da ortadan kalktı.

“Birisi bize yanıldığımızı gösterebiliyorsa memnuniyetle fikrimizi değiştirebiliriz. Çünkü biz gerçeği arıyoruz, egomuzu savunmayı değil” anlayışı da yok edildi.

“Çiçek gibi insanların kalbini kırdınız, bahçeleriniz bahar görmesin” diyen Ahmet Arif haksız mı?

Ziya Paşa da bu tür insanları gördükçe:

“Böyle gecenin hayrı umulur mu seherinde?” diyordu.

Ömer Hayyam ise ibretlik bir dörtlükle sesleniyor:

“Varsın hayat yalakalara şans tanısın,

Ben onuruma fiyat biçmem.

Yaşadığım kadar, daha da yaşasam,

Asla tükürecek eli öpmem.” Kemal Albayrak

Emircan MERALEmircan MERAL

Genel Yayın Yönetmeni

YORUMLAR