Tura Türk
HV
22 ŞUBAT Pazar 10:22

Kaderinizde Kazanmak Var Olan Savaşlara Girin

Hayat, çoğu zaman bize bir seçim hakkı veriyormuş gibi görünür. Sanki her şey bizim kontrolümüzdeymiş, sanki her yolu biz seçmişiz gibi.

Yaşam
Kaderinizde Kazanmak Var Olan Savaşlara Girin

Hayat, çoğu zaman bize bir seçim hakkı veriyormuş gibi görünür. Sanki her şey bizim kontrolümüzdeymiş, sanki her yolu biz seçmişiz gibi. Ama gerçeğin daha sessiz, daha derin bir yüzü vardır. Çünkü bazı yolları biz seçmeyiz. Bazı savaşlara biz karar vermeyiz. Bazı mücadeleler, biz daha hazır olup olmadığımızı bile anlamadan kapımızı çalar. Ve işte o anda insanın önünde yalnızca iki seçenek kalır: Ya geri çekilmek… ya da kaderinde kazanmak varsa, o savaşın içine yürümek.

İnsan çoğu zaman huzurlu bir hayat ister. Sessiz sabahlar, yorulmadan geçen günler, kalbini yormayan insanlar, zihnini yormayan düşünceler… Kim istemez ki böyle bir hayatı? Ama hayat, sadece huzurdan ibaret değildir. Hayat, aynı zamanda bir sınavdır. Ve bazı sınavlar, bizim ne kadar güçlü olduğumuzu ölçmek için değil, ne kadar güçlü olabileceğimizi göstermek için vardır.

Çünkü insan, gerçek gücünü rahat zamanlarda değil, mücadele etmek zorunda kaldığı zamanlarda keşfeder.

Bir gün her şey yolundayken, ertesi gün kendinizi hiç beklemediğiniz bir savaşın ortasında bulabilirsiniz. Bu bir hayal kırıklığı olabilir. Güvendiğiniz birinin sizi yarı yolda bırakması olabilir. Emek verdiğiniz bir şeyin bir anda elinizden kayıp gitmesi olabilir. Ya da sadece kimsenin anlamadığı bir yalnızlık olabilir. Ve o anda içinizde bir ses yükselir: “Ben bunu seçmedim.”

Evet, seçmediniz. Ama şimdi o savaşın içindesiniz.

Ve insanın gerçek karakteri, seçtiği savaşlarda değil, içine düştüğü savaşlarda ortaya çıkar.

Çünkü herkes kolay olanı sevebilir. Herkes güzel günlerde güçlü hissedebilir. Ama asıl mesele, zor olanın içinde ayakta kalabilmektir. Asıl mesele, yorulduğun halde devam edebilmektir. Asıl mesele, kırıldığın halde parçalanmamayı seçebilmektir.

Kaderinizde kazanmak varsa, hayat sizi rahat ettirerek büyütmez. Hayat sizi zorlayarak büyütür.

Çünkü kazanmak, sadece bir sonuç değildir. Kazanmak, bir dönüşümdür. Eski halinizin yavaş yavaş yok olması ve yerine daha güçlü, daha dayanıklı, daha derin bir insanın doğmasıdır. Ve bu dönüşüm, konfor alanında gerçekleşmez. Bu dönüşüm, mücadelede gerçekleşir.

Bazen insan, neden bu kadar zorlandığını anlamaz. Neden her şey üst üste gelir? Neden bazı insanlar kolay yaşarken, bazıları sürekli mücadele etmek zorunda kalır? Bu soruların net bir cevabı yoktur belki. Ama hayatın sessiz bir gerçeği vardır: Bazı insanlar sıradan kalmak için değil, dönüşmek için sınanır.

Çünkü kader, herkese aynı yolu yazmaz.

Bazı insanlar düz yollarda yürür. Bazı insanlar ise yokuşları tırmanmak zorunda kalır. Ve o yokuşları tırmanan insanlar, nefes nefese kaldıkları o anlarda fark etmeseler bile, aslında kendilerini inşa ederler.

Her zorluk, insanın içine yeni bir güç bırakır.

İlk başta fark edilmez bu güç. Çünkü acı, insanın gözlerini kapatır. Hayal kırıklığı, insanın kendine olan inancını sarsar. Yorgunluk, insanın devam etme isteğini azaltır. Ama insan vazgeçmediği sürece, o güç büyür. Sessizce, yavaşça, derinden büyür.

Ve bir gün insan geriye dönüp baktığında, o savaşların onu yok etmediğini, aksine onu yeniden yarattığını fark eder.

Çünkü bazı savaşlar kaybetmek için değil, kim olduğunu hatırlamak için vardır.

İnsan bazen kaçmak ister. Her şeyi geride bırakmak, hiçbir şey hissetmemek, hiçbir şey düşünmemek ister. Çünkü savaşmak yorucudur. Mücadele etmek ağırdır. Sürekli güçlü kalmaya çalışmak, insanın ruhunu tüketir.

Ama kaderinde kazanmak olan insanlar, en çok yoruldukları anda bile tamamen vazgeçemezler.

Çünkü içlerinde bir yerlerde, henüz sönmemiş bir ışık vardır.

O ışık, onlara devam etmelerini söyler.

“Biraz daha dayan,” der o ışık.
“Henüz bitmedi.”

Ve insan, bazen sadece o küçük ışık için devam eder.

Kimse alkışlamaz o anlarda. Kimse ne kadar zorlandığınızı görmez. Kimse içinizde verdiğiniz savaşları bilmez. Ama bu, o savaşın değerini azaltmaz. Çünkü en büyük zaferler, en sessiz kazanılan zaferlerdir.

İnsan, başkalarına karşı kazandığında güçlü görünür. Ama kendine karşı kazandığında, gerçekten güçlü olur.

Korkularına rağmen devam etmek…
Kırılmışken yeniden inanmak…
Yorulmuşken yeniden ayağa kalkmak…

İşte gerçek zafer budur.

Ve kaderinde kazanmak varsa, hayat seni bu zafer için hazırlar.

Seni zorlar. Seni sınar. Seni bazen yalnız bırakır. Çünkü yalnızlık, insanın kendini en net duyduğu yerdir. Gürültü sustuğunda, insan kendi gerçeğiyle yüzleşir. Ve o yüzleşme, kolay değildir. Ama gereklidir.

Çünkü insan, kim olduğunu en çok kimse kalmadığında öğrenir.

Bazı insanlar bu noktada vazgeçer. Bazı insanlar ise devam eder. Ve devam eden insanlar, bir süre sonra fark eder ki aslında savaş, dışarıda değildir. Gerçek savaş, insanın kendi içindedir.

Kendi korkularına karşı verdiği savaştır.
Kendi şüphelerine karşı verdiği savaştır.
Kendi sınırlarına karşı verdiği savaştır.

Ve bu savaşı kazanan insan, artık hiçbir şeyden eskisi kadar korkmaz.

Çünkü bilir ki en zor savaşı atlatmıştır.

Hayat hiçbir zaman tamamen kolay olmayacak. Her zaman yeni sınavlar olacak. Yeni zorluklar olacak. Yeni mücadeleler olacak. Ama insan bir kez kendi gücünü keşfettiğinde, artık o zorluklar onu eskisi kadar korkutmaz.

Çünkü artık bilir.

Kırılabilir… ama yok olmaz.
Yorulabilir… ama pes etmez.
Düşebilir… ama yeniden ayağa kalkar.

İşte kaderinde kazanmak olan insanların en büyük sırrı budur.

Onlar hiçbir zaman hiç düşmeyen insanlar değildir. Onlar, her düştüğünde yeniden ayağa kalkan insanlardır.

Ve hayat, en çok yeniden ayağa kalkabilen insanları ödüllendirir.

Çünkü kader, sadece güçlü olanlara değil, vazgeçmeyenlere yol verir.

Ve eğer kaderinde kazanmak varsa, hayat seni o zafere götürecek savaşlarla karşılaştıracaktır.

O savaşlardan korkma.

Çünkü o savaşlar, seni yok etmek için değil, seni sen yapmak için vardır.

Ve bir gün, tüm bu mücadelelerin ortasından geçip geriye baktığında, şunu anlayacaksın:

Sen bu savaşlara tesadüfen girmedin.

Sen, kazanmak için o savaşların içinden geçtin.

Bazı savaşlar vardır, insanın hayatına sessizce girer. Ne bir uyarı verir, ne de hazırlık için zaman tanır. Bir sabah uyanırsınız ve artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını hissedersiniz. Aynı odadasınızdır, aynı gökyüzü vardır, aynı insanlar çevrenizdedir. Ama içinizde bir şey değişmiştir. Sanki görünmeyen bir kapı açılmıştır ve siz o kapıdan geçmek zorunda kalmışsınızdır. Geri dönüş yoktur artık. Çünkü kader, sizi bir sonraki halinize doğru çağırıyordur.

İnsan çoğu zaman kaderi yanlış anlar. Kaderi, sadece başına gelen olaylar sanır. Oysa kader, sadece başına gelenler değildir. Kader, o olayların içinde kim olduğuna karar vermendir. Çünkü aynı savaş, iki farklı insanı tamamen farklı yerlere götürebilir. Biri o savaşın içinde kaybolur, diğeri o savaşın içinde kendini bulur.

Farkı yaratan şey, savaşın kendisi değildir. Farkı yaratan şey, insanın o savaşın içinde nasıl durduğudur.

Hayat bazen seni en zayıf yerinden sınar. Tam güvende hissettiğin anda, en güvendiğin yer sarsılır. Tam her şeyin yolunda olduğunu düşündüğün anda, beklenmedik bir fırtına çıkar. Ve o an anlarsın ki hiçbir şey tamamen garanti değildir. Ama işte tam o anda, fark etmediğin bir gerçek vardır: Sen de eskisi gibi değilsindir artık.

Çünkü her zorluk, insanın içine görünmeyen bir direnç bırakır.

İlk başta bu direnci hissetmezsin. Çünkü acı, her şeyin önüne geçer. Kırgınlık, umudun sesini bastırır. Belirsizlik, zihnini sisle kaplar. Ama zaman geçtikçe, o direncin orada olduğunu fark edersin. Seni ayakta tutan, seni devam ettiren, seni pes etmekten alıkoyan o görünmeyen güç… İşte o güç, girdiğin savaşların sana bıraktığı en büyük mirastır.

Kaderinde kazanmak olan insanlar, çoğu zaman en çok sınanan insanlardır. Çünkü hayat, büyük bir gücü küçük sınavlarla vermez. Büyük bir ruh, büyük mücadelelerle şekillenir.

Bu yüzden bazen kendine şu soruyu sorarsın: “Neden ben?”

Bu soru, zayıflığın değil, farkındalığın başlangıcıdır. Çünkü bu sorunun içinde bir dönüşüm gizlidir. Ve zamanla bu soru değişir. “Neden ben?” yerini, “Bu beni neye dönüştürüyor?” sorusuna bırakır.

İşte o an, savaş artık sadece bir acı olmaktan çıkar. Bir öğretmene dönüşür.

İnsan en çok, kaçamadığı gerçeklerle yüzleştiğinde büyür.

Kaçmak kolaydır. Görmezden gelmek kolaydır. Kendini oyalamak kolaydır. Ama kaderinden kaçamazsın. Çünkü kader, senin peşinden gelmez. Kader, senin içinde bekler.

Ve ne kadar kaçarsan kaç, bir gün durmak zorunda kalırsın.

Ve o gün geldiğinde, iki seçenek vardır: Ya olduğun yerde kalırsın, ya da o savaşın içine bilinçli bir şekilde girersin.

Çünkü bazen savaşmak bir tercih değil, bir kabulleniştir.

İnsan, kaderinde olan savaşı kabul ettiğinde değişmeye başlar. Artık korku eskisi kadar güçlü değildir. Artık belirsizlik eskisi kadar karanlık değildir. Çünkü insan, en kötü ihtimalle bile hayatta kalabileceğini öğrenmiştir.

Bu öğreniş, insanın içindeki en büyük kırılma noktasıdır.

Artık eskisi gibi biri değilsindir.

Eskiden seni yıkan şeyler, artık seni sadece sarsar. Eskiden seni durduran şeyler, artık seni sadece yavaşlatır. Eskiden seni bitiren şeyler, artık seni sadece güçlendirir.

Çünkü sen artık kim olduğunu biliyorsundur.

Ve bu bilgi, insanın sahip olabileceği en büyük güçtür.

Hayat, güçlü doğanları değil, güçlenenleri ödüllendirir.

Hiç kimse bu dünyaya tamamen hazır gelmez. Hiç kimse neyle karşılaşacağını bilmez. Ama bazı insanlar, karşılaştıkları şeylerden kaçmak yerine, onların içinden geçmeyi seçer.

Bu seçim, kaderi değiştirir.

Çünkü kader, sadece başına gelenler değildir. Kader, o anlarda verdiğin kararlardır.

Vazgeçmek de bir karardır. Devam etmek de.

Ve kaderinde kazanmak olan insanlar, en karanlık anlarda bile devam etmeyi seçen insanlardır.

Bu devam ediş, her zaman büyük adımlarla olmaz. Bazen sadece bir nefes almakla başlar. Bazen sadece bir gün daha dayanmakla başlar. Bazen sadece “Henüz bitmedi” demekle başlar.

Ama o küçük devam edişler, zamanla büyük bir dirence dönüşür.

Ve bir gün, fark etmeden değişmiş olursun.

Eskiden korktuğun şeylere artık aynı korkuyla bakmazsın. Eskiden seni durduran şeyler, artık seni durduramaz. Çünkü sen artık o eski kişi değilsindir.

Sen, savaşın içinden geçmiş birisin.

Ve savaşın içinden geçen insanlar, hayatı farklı görür.

Onlar, her şeyin geçici olduğunu bilir. Acının da, korkunun da, belirsizliğin de geçici olduğunu bilir. Ve bu bilgi, onlara derin bir sakinlik verir.

Çünkü artık bilirler: Hiçbir fırtına sonsuza kadar sürmez.

Ve kaderinde kazanmak varsa, o fırtına seni yok etmek için değil, seni kıyıya ulaştırmak için vardır.

Bazen insan, kazandığını hemen fark etmez. Çünkü kazanmak her zaman bir zafer anı gibi hissettirmez. Bazen kazanmak, sadece eskisi gibi kırılmamaktır. Bazen kazanmak, sadece devam edebilmektir. Bazen kazanmak, sadece hâlâ ayakta olmaktır.

Ve bu, sanıldığından çok daha büyük bir şeydir.

Çünkü birçok insan düşer. Ama herkes yeniden ayağa kalkamaz.

Yeniden ayağa kalkmak, kaderinde kazanmak olan insanların en belirgin özelliğidir.

Onlar mükemmel değildir. Onlar korkusuz değildir. Onlar hiç acı çekmeyen insanlar değildir.

Onlar, acıya rağmen devam eden insanlardır.

Ve işte bu yüzden kazanırlar.

Çünkü hayat, en güçlü yumruğu atanları değil, en güçlü darbeyi aldıktan sonra bile ayakta kalabilenleri seçer.

Eğer şu anda bir savaşın içindeysen…
Eğer şu anda her şey ağır geliyorsa…
Eğer şu anda yolunu göremiyorsan…

Bil ki bu, son değildir.

Bu, dönüşümün başladığı yerdir.

Çünkü kaderinde kazanmak varsa, bu savaş seni bitirmeyecek.

Bu savaş seni, olman gereken kişiye dönüştürecek.

Ve bir gün, tüm bu yaşadıklarının ortasında durup derin bir nefes aldığında, şunu anlayacaksın:

Seni durdurmaya çalışan hiçbir şey, aslında seni durduramadı.

Hepsi seni daha güçlü yaptı.

Hepsi seni hazırladı.

Hepsi seni, kazanacağın o ana taşıdı.

Ve o an geldiğinde, fark edeceksin ki asıl zafer, savaşı kazanmak değilmiş.

Asıl zafer, o savaşın içinden geçerken kendini kaybetmemekmiş.

Ve insan, en çok da kendini kaybetmediğini fark ettiği anda değişir. Çünkü bazı savaşların en büyük tehlikesi, seni yenmesi değildir. Seni kendinden uzaklaştırmasıdır. Sana kim olduğunu unutturmasıdır. Sana kendi değerini sorgulatmasıdır. İşte bu yüzden kaderinde kazanmak olan insanlar, sadece dışarıdaki savaşlara değil, içlerindeki sessiz çözülmelere karşı da direnmek zorunda kalırlar.

Dışarıdan bakıldığında güçlü görünürler. Dimdik dururlar. Devam ederler. Ama kimse, o gücün nasıl inşa edildiğini görmez. Kimse, gecenin en sessiz saatlerinde verilen o görünmeyen mücadeleleri bilmez. Kimse, içten içe verilen o karar anlarını duymaz. Çünkü asıl savaş, her zaman sessizlikte verilir.

İnsan, kendi içinde verdiği savaşları kazandıkça değişir.

Bir gün gelir, eskiden seni kıran bir söz artık seni etkilemez. Eskiden seni durduran bir korku artık seni yavaşlatamaz. Eskiden seni içine çeken karanlık artık seni ele geçiremez. Çünkü sen, o karanlığın içinden geçmeyi öğrenmişsindir.

Bu öğreniş, kitaplardan gelmez. Bu öğreniş, başkalarının sözlerinden gelmez. Bu öğreniş, sadece yaşayarak gelir.

Her hayal kırıklığı, sana bir şey öğretir. Her kayıp, sana bir şey gösterir. Her yalnızlık, sana kendi gücünü hatırlatır. Ve zamanla anlarsın ki hayat sana hiçbir şeyi boşuna yaşatmamıştır.

Her şey, seni hazırlamak içindi.

Çünkü kaderinde kazanmak varsa, hayat seni sıradan bir yoldan geçirmez. Seni zorlar. Seni sınar. Seni bekletir. Seni bazen düşürür. Ama asla seni sebepsiz yere bırakmaz.

Bunun farkına vardığın an, bakışın değişir.

Artık yaşadığın hiçbir şeyi sadece bir acı olarak görmezsin. Onun içindeki anlamı ararsın. Onun içindeki dönüşümü fark edersin. Çünkü bilirsin ki her zorluk, sana senden bir parçayı geri vermek için vardır.

İnsan bazen kendini ancak kaybettiğinde bulur.

Her şey dağıldığında, geriye sadece sen kalırsın. Sahip oldukların değil, olduğun kişi kalır. Ve işte o noktada, gerçekten kim olduğunu görürsün.

Bu, korkutucu bir andır. Ama aynı zamanda özgürleştirici bir andır.

Çünkü artık saklanacak hiçbir yer kalmamıştır. Artık kendinden kaçamazsın. Artık gerçeği görmezden gelemezsin. Ve o gerçeği kabul ettiğinde, içindeki güç uyanmaya başlar.

Bu güç, sessizdir.

Gösteriş yapmaz. Bağırmaz. Kendini kanıtlamaya çalışmaz.

Sadece oradadır.

Ve sen, her gün biraz daha onun farkına varırsın.

Bir gün, eskiden seni korkutan bir karar alırsın. Ve fark edersin ki artık eskisi kadar korkmuyorsun. Bir gün, eskiden seni durduran bir belirsizliğin içine yürürsün. Ve fark edersin ki artık eskisi kadar tereddüt etmiyorsun.

Çünkü sen değişmişsindir.

Ve bu değişim, bir anda olmaz. Bu değişim, yüzlerce küçük savaşın sonucudur. Kimsenin görmediği, kimsenin bilmediği, sadece senin yaşadığın savaşların sonucudur.

İşte bu yüzden kaderinde kazanmak olan insanlar, en çok sabretmeyi öğrenen insanlardır.

Sabır, sadece beklemek değildir. Sabır, beklerken dağılmamaktır. Sabır, belirsizliğin içinde bile kendine tutunabilmektir. Sabır, henüz görmediğin bir sonuca rağmen devam edebilmektir.

Ve bu, herkesin yapabileceği bir şey değildir.

Çünkü çoğu insan, sonucu göremediğinde vazgeçer. Çoğu insan, karşılığını hemen alamadığında durur. Çoğu insan, yol zorlaştığında geri döner.

Ama kaderinde kazanmak olan insanlar, yol zorlaştığında durmaz.

Onlar bilir ki en zor yollar, en güçlü insanları yaratır.

Ve bu yüzden devam ederler.

Her adım, onları biraz daha güçlendirir. Her gün, onları biraz daha hazırlar. Her düşüş, onları biraz daha bilinçli yapar.

Ve bir gün, dönüp arkalarına baktıklarında, ne kadar uzun bir yol geldiklerini fark ederler.

Bu fark ediş, sessiz bir gurur getirir.

Çünkü artık bilirler: O eski kişi değiller.

Artık kırılgan ama güçlü, yorgun ama dirençli, sessiz ama kararlı birine dönüşmüşlerdir.

Bu dönüşüm, kaderin en büyük hediyesidir.

Çünkü kaderinde kazanmak olan insanlar, sadece bir sonuç kazanmazlar. Kendilerini kazanırlar.

Ve insanın kendini kazanması, hayatta kazanabileceği en büyük zaferdir.

O noktadan sonra, hayat hâlâ zordur. Hâlâ belirsizlikler vardır. Hâlâ yeni savaşlar vardır.

Ama artık korku eskisi kadar güçlü değildir.

Çünkü sen artık kim olduğunu biliyorsundur.

Ve insan, kim olduğunu bildiğinde, hiçbir savaş onu gerçekten yenemez.

Belki yavaşlatır. Belki yorar. Belki sarsar.

Ama asla bitiremez.

Çünkü kaderinde kazanmak olan insanlar, savaşarak değil, dönüşerek kazanırlar.

Onlar, her savaşın içinden yeni bir benlikle çıkarlar.

Daha bilinçli.
Daha güçlü.
Daha gerçek.

Ve bir gün, hayat sana bir an verir.

Sessiz bir an.

Hiçbir şeyin acele etmediği, hiçbir şeyin seni zorlamadığı bir an.

Ve o an, sadece nefes alırsın.

Ve fark edersin…

Tüm o savaşlar, seni yok etmemiştir.

Seni inşa etmiştir.

Seni kırmamıştır.

Seni tamamlamıştır.

Ve o an, ilk kez gerçekten anlarsın:

Kaderinde kazanmak, hiçbir zaman başkalarını yenmekle ilgili değildi.

Kaderinde kazanmak, her şeye rağmen kendin olarak kalabilmekti.

Ve belki de insanın hayatındaki en büyük yanılgı, kazanmayı hep dışarıda aramasıdır. Bir hedefte, bir sonuçta, bir başarı anında. Oysa gerçek kazanış, çoğu zaman kimsenin alkışlamadığı anlarda gerçekleşir. Kimsenin görmediği, kimsenin fark etmediği, sadece senin bildiğin o içsel eşiklerde. Çünkü kaderinde kazanmak olan insan, önce kendi içindeki vazgeçme isteğini yener. Önce kendi içindeki korkunun sesini susturur. Önce kendi içindeki şüpheyle yüzleşir. Bu yüzleşme kolay değildir. İnsan, en çok kendi gerçeğinden kaçmak ister. Çünkü kendi gerçeğiyle karşılaşmak, artık hiçbir bahanenin arkasına saklanamamaktır. Artık suçlanacak kimse kalmaz. Artık ertelenecek bir zaman kalmaz. Artık beklenilecek bir mucize kalmaz. Sadece sen kalırsın. Ve o an, hayat sana sessizce bir soru sorar: Devam edecek misin?

Bu soru, hayatın en dürüst sorusudur. Çünkü bu sorunun cevabı, kelimelerle verilmez. Bu sorunun cevabı, adımlarla verilir. Her şeye rağmen atılan adımlarla. Kimse görmese bile devam eden çabayla. Kimse inanmasa bile vazgeçmeyen inançla. İşte kaderinde kazanmak olan insan, bu soruya her gün yeniden cevap verir. Yorulduğunda da cevap verir. Kırıldığında da cevap verir. Umudunun azaldığını hissettiğinde bile cevap verir. Çünkü o artık şunu öğrenmiştir: Güç, hiç düşmemek değildir. Güç, her düşüşten sonra yeniden ayağa kalkabilmektir. Ve insan, her ayağa kalkışında eski halinden biraz daha farklı biri olur. Biraz daha sessiz. Biraz daha derin. Biraz daha gerçek.

Hayat, en büyük derslerini en zor anların içine saklar. O anların içindeyken bunu anlamak mümkün değildir. İnsan sadece acıyı hisseder. Sadece ağırlığı hisseder. Sadece belirsizliği hisseder. Ama zaman geçtikçe, o anların aslında bir son değil, bir başlangıç olduğunu fark eder. Çünkü bazı şeyler yıkılmadan, yenisi inşa edilemez. Bazı gerçekler, eski benliğin dağılmadan ortaya çıkamaz. Ve insan, her kaybın aslında bir alan açtığını geç de olsa anlar. Daha güçlü bir benlik için. Daha net bir yön için. Daha gerçek bir yaşam için.

Kaderinde kazanmak olan insan, bu yüzden kayıplarından nefret etmez. Onları inkâr etmez. Onları silmeye çalışmaz. Çünkü bilir ki o kayıplar, onu bugünkü haline getiren yapı taşlarıdır. Eğer o acıları yaşamamış olsaydı, bugünkü farkındalığa sahip olamayacaktı. Eğer o karanlık anlardan geçmemiş olsaydı, içindeki ışığın değerini anlayamayacaktı. Çünkü insan, en çok karanlığın içindeyken kendi ışığını tanır. Ve o ışık, dışarıdan gelmez. Hep oradadır. Sadece fark edilmeyi bekler.

Bir gün gelir ve insan artık eskisi gibi tepki vermediğini fark eder. Eskiden onu sarsan şeyler artık onu sadece düşündürür. Eskiden onu durduran şeyler artık onu sadece yavaşlatır. Eskiden onu bitirdiğini sandığı şeyler artık onu sadece şekillendirir. Çünkü o artık dönüşmüştür. Bu dönüşüm, bir zafer anı gibi gelmez. Bir kutlama gibi gelmez. Sessiz gelir. Derin gelir. Kalıcı gelir. İnsan bir sabah uyanır ve artık aynı kişi olmadığını hisseder. Aynı bedende ama farklı bir bilinçle var olduğunu fark eder. Ve bu farkındalık, insanın hayatındaki en büyük kırılma noktasıdır.

Artık geri dönüş yoktur. Artık eski korkuların hükmü yoktur. Artık eski sınırların anlamı yoktur. Çünkü insan, kendi sınırlarının aslında sandığından çok daha geniş olduğunu görmüştür. Ve bu görüş, insana yeni bir cesaret verir. Gürültülü olmayan bir cesaret. Gösterişsiz ama sarsılmaz bir cesaret. Bu cesaret, başkalarına kendini kanıtlama ihtiyacından doğmaz. Bu cesaret, kendini tanımanın getirdiği huzurdan doğar. Çünkü insan, kim olduğunu bildiğinde artık kimseye kendini anlatmak zorunda hissetmez.

Ve belki de kaderinde kazanmak olan insanların en büyük sırrı budur: Onlar, savaşmayı öğrenirken aynı zamanda kabullenmeyi de öğrenirler. Her şeyin kontrol edilemeyeceğini kabul ederler. Her şeyin planlandığı gibi gitmeyeceğini kabul ederler. Ama buna rağmen devam etmeyi seçerler. Çünkü bilirler ki hayat, mükemmel olanlara değil, devam edenlere yol verir. Hayat, kusursuz olanları değil, vazgeçmeyenleri taşır. Ve insan, bunu anladığında artık mücadele etmek bir zorunluluk değil, bir seçim haline gelir.

Bu seçim, insanın kaderini değiştirir. Çünkü kader, sadece başına gelenlerden ibaret değildir. Kader, senin başına gelenlere nasıl cevap verdiğindir. Kader, düştüğünde ne kadar hızlı kalktığın değildir. Kalkmayı seçip seçmediğindir. Kader, korkup korkmadığın değildir. Korkmana rağmen yürüyüp yürümediğindir. Ve insan, bunu anladığında artık hayatın ona ne getireceğinden korkmaz. Çünkü ne gelirse gelsin, onunla başa çıkabilecek birine dönüşmüştür.

Bu dönüşüm, insanın içindeki en büyük zaferdir. Bu zafer, kimsenin elinden alınamaz. Kimsenin küçümseyemeyeceği, kimsenin yok edemeyeceği bir zaferdir. Çünkü bu zafer, dışarıda değil, içeride kazanılmıştır. Ve içeride kazanılan hiçbir şey, dışarıdaki hiçbir fırtınayla kaybolmaz. İnsan, bu gerçeği fark ettiğinde artık hayatla kavga etmeyi bırakır. Hayatla yürümeyi öğrenir. Direnmek yerine akmayı öğrenir. Ama bu akış, teslimiyet değildir. Bu akış, bilinçli bir kabulleniştir. Çünkü insan artık neyi değiştirebileceğini, neyi sadece yaşayabileceğini ayırt edebiliyordur.

Ve bir gün, tüm o savaşların ardından, insan durur. Kısa bir anlığına durur. Geçmişine bakar. Eskiden olduğu kişiye bakar. O korkan, o şüphe eden, o vazgeçmenin eşiğine gelen haline bakar. Ve içinde derin bir şefkat hisseder. Çünkü bilir ki o kişi olmasaydı, bugünkü kişi de olmayacaktı. O kırılmalar olmasaydı, bu güç ortaya çıkmayacaktı. O karanlık olmasaydı, bu ışık bu kadar parlak olmayacaktı.

Ve işte o an, insan anlar. Kazanmak, hiçbir zaman bir an değildi. Kazanmak, bir süreçti. Bir dönüşümdü. Bir uyanıştı. İnsan, kaderinde kazanmak olduğunu, bir gün bir yerde bir şey elde ederek değil, her gün kendinden vazgeçmeyerek kanıtlamıştı. Her gün yeniden başlayarak. Her gün yeniden inanarak. Her gün yeniden ayağa kalkarak.

Ve belki de hayatın en büyük gerçeği şudur: Kaderinde kazanmak olan insanlar, en güçlü olanlar değildir. En hızlı olanlar değildir. En şanslı olanlar değildir. Onlar, sadece vazgeçmeyenlerdir. Her şeye rağmen içlerindeki sesi dinlemeye devam edenlerdir. Her şeye rağmen kendi yollarında yürümeye devam edenlerdir. Çünkü onlar bilir ki asıl kayıp, yenilmek değildir. Asıl kayıp, denemeyi bırakmaktır.

Ve sen, eğer hâlâ buradaysan, hâlâ devam ediyorsan, hâlâ içinde küçük de olsa bir umut taşıyorsan, bilmelisin ki bu bir tesadüf değildir. Bu, senin kaderinin sessiz bir işaretidir. Çünkü kaderinde kazanmak olan insanlar, en çok kaybolduklarını sandıkları anda bile aslında yollarını bulmaya en yakın oldukları yerdedirler.

Ve bir gün, her şey yerine oturduğunda, her şey anlam kazandığında, geriye dönüp baktığında şunu göreceksin: Hiçbir şey seni durduramamış. Hiçbir şey seni gerçekten bitirememiş. Çünkü sen, kaderinde kazanmak olan o insandın. Ve en başından beri, tüm o savaşların içinden geçecek güce sahiptin. Ahmet Tekin

Emircan MERALEmircan MERAL

Genel Yayın Yönetmeni

YORUMLAR