Tura Türk
HV
06 OCAK Salı 23:44

SUÇLU KORKUSU NİYE?

Ülke gündemiyle meşgul olunurken, 2026 yılı kutlamaları konuşulurken, yeni bir olayla karşılaştık. Dünya gündemine Venezuela lideri Maduro’nun ABD’ye kaçırıldığı iddiası düştü.

Gündem
SUÇLU KORKUSU NİYE?

Ülke gündemiyle meşgul olunurken, 2026 yılı kutlamaları konuşulurken, yeni bir olayla karşılaştık. Dünya gündemine Venezuela lideri Maduro’nun ABD’ye kaçırıldığı iddiası düştü. Bu gelişmenin ardından, kimlerin nasıl yorum yapacağı beklentisi ister istemez oluştu. Ülkelerin resmi açıklamaları önemliydi; ancak asıl merak edilen, Türkiye’nin ne diyeceği ve yandaş basının nasıl bir tutum alacağıydı.

Ne şiş yansın ne kebap misali açıklamalar sorumlular tarafından yapılırken, Bahçeli imdada yetişti ve konuyu 15 Temmuz’a benzetti. “Bari bu işte iktidarı kurtarayım” demiş olabilir mi, ileride anlaşılır.

Elbette dünyada olup bitenler ülkemizi de ilgilendirir; ancak korku niye?
Korku, sözlük anlamıyla “bir tehlike ya da tehlike düşüncesi karşısında duyulan kaygı, üzüntü ve kötülük gelme ihtimali”dir. Bu tanım, ülkemizi ve yöneticileri ilgilendiren bir duruma mı işaret ediyor? Kardeşim, Maduro mu, Trump mı? Burada bir korku var mı? Yoksa korkuyu gerektirecek bazı kirliliklerin bize de yansıyabileceği endişesi mi söz konusu?

Maduro, dünya basınında “narko-terör” ve teröre destek suçlamalarıyla gündeme geldi. Elbette gerekçeler farklı da olabilir; zamanla aydınlanır. Ancak bir ülkenin, iç müdahaleyle yönetimine el konulması, “yeni bir dünya düzeni mi geliyor?” sorusunu da beraberinde getiriyor. Meşruiyeti sömürü devletlerinin elinde olanların hareket alanı sınırlıdır.

Milli Mücadele’de Atatürk’e destek veren Emin Sazak’ın şu sözü manidardır:
“Bindiğimiz eşek, bizden akıllı olmamalı.”
Sömürü güçleri de binecekleri eşeklerin cinsini iyi seçer. Açıklarını, kirliliklerini, bağımlılıklarını dosyalar; gerektiğinde kırmızı dosyayı gösterir. Kirli yöneticiler eli mahkûmdur. İşte suçluluk korkusunun altında yatan tehdit tam da budur. Suçsuz olanın böyle bir korkusu olmaz.

Ülke yararı, suçluların ve kişisel çıkarların gerisine itilir. Kirli ilişkiler, kanunsuz servet birikimleri bunun parçalarıdır. Devleti yönetenlerde ahlak ve namuslu bir yönetim anlayışı yoksa, ülkenin çıkarları da gözetilmez. Ekonomik bağımsızlığı olmayanın, siyasi bağımsızlığı da olmaz. Diplomatik ilişkiler, meşruiyetine esir olunan ülkelerin çıkarlarına göre şekillenir. Dış politikada çıkar esastır; ancak temiz yönetim her şeyden önce gelir. Dünyadaki tüm teknolojik gelişmeler, kirliliklerin arşivini tutar ve zamanı geldiğinde kendi çıkarına kullanır.

Peki, ne yapmak gerekir?
Her şeyden önce, yönetilen vatandaşların refah ve bilinç düzeyi yükseltilmelidir. Akılcılıktan ve ahlaki değerlerden sapılmamalıdır.

Stefan Zweig’in Korku romanında, suç işleyen kahramanın ihanetinin ortaya çıkacağı düşüncesiyle yaşadığı huzursuzluk ve korku, onu yok oluşa sürükler. Yöneticilerin nefsi ve sefilliği de aynı şekilde ihanete dönüşür; milletin ve ülkenin çıkarlarını yok eder, sömürü düzenine kölelik yaratır.

Yönetenle yönetilen arasındaki namuslu sözleşme, ahlaklı olmayı gerektirir. Aksi hâlde milletine ihanet eden de, milletine ve ülkesine fayda sağlayan da tarih tarafından yazılır. Akıl, bilim, hukuk, demokrasi ve ahlak; erdemli yöneticileri seçer. Kirli rejimler kirli toplumlar, kirli toplumlar da kirli rejimler üretir. Dünyada kirli ve despot yöneticilerin sonu, Maduro’nun akıbetini yaşamak olur. Ülkeler bu tür kirliliklerden kurtulmalıdır. Kemal Albayrak

Emircan MERALEmircan MERAL

Genel Yayın Yönetmeni

YORUMLAR