Ahmet Turan Alkan’ın vefatına üzüldük. Kendisine rahmet diliyorum. Ne yazık ki bu coğrafyada daha nice değer böyle tüketiliyor. Rahmetli Atsız’ın dediği gibi, “Yufka yüreklilerle çetin yollar aşılmaz.” Ahlak, millet yapısının temelidir; o olmadan hiçbir şey olmaz.
Sabahattin Ali, “Çalmadan, çırpmadan; bize ekmeğimizi verenleri aç, bizi giydirenleri donsuz bırakmadan yaşamak istemek bu kadar güç, bu kadar mihnetli, hatta bu kadar tehlikeli mi olmalıydı?” demişti. Ve yok edildi. Farklı düşüncede olmak, farklı inançta ya da kimlikte olmak, insanlık adına düşünmek fark etmiyor. Kirli düzene baş kaldırmak, meşru isyan ahlakıyla adaletsizliğe karşı çıkmak, bu düzeni rahatsız ediyor.
Rahmetli Nurettin Topçu da, “Kötülüklere ve adaletsizliklere karşı isyan ahlakın yoksa Tanrı’ya ulaşamazsın,” der. İyi ve doğru insanların karakteri onları yüceltir; kirli olanları ise alçaltır.
Anlamadığım ve beni üzen şu: Böyle değerli insanlar öldükten sonra anlatılıyor, hatırlanıyor. Oysa adaletsizce hapsedildiklerinde neden savunulmuyorlar? Düşündürücü değil mi? Bu coğrafyada bunun sayısız örneği var.
Ulucanlar Cezaevi müze yapıldı. Ziyaret ettiğimde masum insanların çektiği çileleri, işkence odalarını gördükçe despotlardan tiksinmemek elde değil. Geçmişin acıları unutulsun denirken yeni acılar, yeni adaletsizlikler üretiliyor. Adalet olmayınca kötülüklerin üretim merkezleri, keyfi ve adaletsiz idareyle yeniden kuruluyor.
Kirli rejimler, ülke yararına düşünen sağlıklı insanlara bedel ödetir. Çünkü bu düzenin elemanları namuslu ve ahlaklı insanları istemez. Ahmet Turan Alkan da bu yüzden bedel ödedi. Bu düşünürler uydurulmuş suçlarla, hukuk dışı ithamlarla yok edildi. Sömürü güçlerinden meşruiyet dilenenler, ahlaklı düşünürlerden rahatsız olur.
Alkan hırsız, ahlaksız, güce tapan biri olsaydı hapishanelerde olur muydu? İnsanlığın bitiş noktası burasıdır. Kirli rejimler kendilerine uşak, köle arar. Bahaneleri, asıl suçlarını örtmektir. “Şucu, bucu” diyerek insanları yargılamak bu coğrafyada bitmiyor; acı olan da bu.
Adalet; hukuk ve vicdan kurallarına göre değil, mahallecilik ve tapılan putlara kulluk üzerinden uygulanıyor. Buradan adalet çıkar mı? Her dönemde sömürü düzeni; düşünürleri, bilim insanlarını, gazetecileri ve daha nicelerini yok etti, etmeye de devam ediyor. Mezar için toprak verilmedi, rahmet dilemek bile suç sayıldı. Ekilen biçiliyor.
Ozan Arifler, Mahsuniler, Cem Karacalar, Nesimiler, Hallâc-ı Mansurlar… Her statüde namuslu insanların yok edildiği; üzülenlerle sevinenlerin aynı coğrafyada yaşadığı bir yerdeyiz. Kurtulamadık bu kirli düzenlerden. KHK keyfiliğinde adalet var mı? Kurtulamadık bu adaletsizliklerden.
Karakterimiz kaderimizi oluşturdu. Suçlular rahat, suçsuzlar ya zindana, ya sürgüne, ya da toprağa gitti. Firavuna tapanların adaleti olmaz. Tevfik Fikret, “Beşerin dalâleti, kendi putunu yapar; kendi putuna tapar,” der. Kendi doğrularına iman edenlerin hâli maalesef budur.
Şevket Süreyya Aydemir de Suyu Arayan Adam eserinde, “Put düşerse gücü kuvveti gider, parçalanır,” der. Aydınların ihaneti ve adaletsizlik bu coğrafyada bitmiyor. Asıl bunu düşünmek gerekmez mi?
Alkan’ı sağlığında savunmayanların, ölümüne ağıtlarını gördükçe utanıyorum. Yazıklar olsun. Yaşar Kemal’in dediği gibi: “Kirli sistemin ölmüşleri, ölümden korkuyor.”
Akıl, bilim, hukuk, demokrasi ve ahlak rehberliğinde bir idareyi çok özlüyorum. Amacım da araçlarım da buna hizmet etmelidir. İyi insan olmak budur.
15.yüzyıl Divan şairi Necati’nin dediği gibi: “Nidelüm devr sunarsa sana servet, bana zehir; Bu cihan böyle olur, gâh bana, gâh sana.” Kemal Albayrak

Emircan MERAL
Genel Yayın Yönetmeni














