Tura Türk
HV
02 EKİM Cuma 06:29

GÜVEN ONARILABİLİR AMA BİR DAHA ASLA ESKİSİ GİBİ OLMAZ

Güven, insanın başka bir insana bıraktığı en değerli şeylerden biridir. Çünkü güven yalnızca “Sana inanıyorum” demek değildir; kendini bir başkasının yanında savunmasız bırakabilmektir.

Yaşam
GÜVEN ONARILABİLİR AMA BİR DAHA ASLA ESKİSİ GİBİ OLMAZ

Güven, insanın başka bir insana bıraktığı en değerli şeylerden biridir. Çünkü güven yalnızca “Sana inanıyorum” demek değildir; kendini bir başkasının yanında savunmasız bırakabilmektir. Söylediğin bir sırrın taşınmayacağını, verdiğin bir sözün istismar edilmeyeceğini, zor zamanında yanında duran insanın ilk fırsatta seni yarı yolda bırakmayacağını düşünmektir. Güven, insanın kalbinin kapısını açmasıdır ve o kapı açıldığında içeri giren insan yalnızca hayatımıza değil, en hassas taraflarımıza da ulaşır. Bu yüzden güvenin kırılması sıradan bir kırgınlık değildir. Bir sözle başlayabilir, bir yalanla ortaya çıkabilir, bir ihanetle derinleşebilir, verilen bir sözün tutulmamasıyla sessizce büyüyebilir. Bazen de hiçbir büyük olay yaşanmadan, küçük küçük yapılan hayal kırıklıkları birikir ve insan bir gün karşısındaki kişiye eskisi gibi bakamadığını fark eder. İşte güvenin en acı tarafı tam olarak budur: Kırıldığı anı hatırlarsın ama ondan önceki saf hâline bir daha dönemeyeceğini çoğu zaman o anda anlarsın.

İnsan bazen güvenin kırılmasını yalnızca yaşanan olayla açıklamaya çalışır. “Bana yalan söyledi”, “Beni aldattı”, “Verdiği sözü tutmadı”, “Arkamdan konuştu”, “En zor zamanımda beni yalnız bıraktı” der. Fakat güveni yıkan şey çoğu zaman yapılan davranıştan daha büyüktür. Asıl yıkılan, insanın zihninde kurduğu güvenli dünyadır. Çünkü biz birine güvendiğimizde yalnızca onun söylediklerine değil, onunla ilgili kendi düşüncelerimize de inanırız. “O bunu yapmaz” deriz. “O beni yarı yolda bırakmaz” deriz. “O diğerleri gibi değil” diye düşünürüz. Bir insanın yaptığı yanlış, yalnızca o davranışın kendisini değil, onun hakkında kurduğumuz bütün cümleleri de yıkar. Bu nedenle güven kırıldığında insan yalnızca karşısındaki kişiye kızmaz; bazen kendisine de kızar. “Nasıl fark etmedim?” diye düşünür. “Nasıl inandım?” diye sorar. “Nasıl oldu da bunu ondan beklemedim?” diye kendisini sorgular. Oysa güvenmek bir hata değildir. Yanlış olan, güveni hak etmeyen birinin o güveni kötüye kullanmasıdır. Fakat insan bunu anlamak için çoğu zaman önce kendi kalbinin içinde uzun bir yolculuğa çıkmak zorunda kalır.

Güven kırıldığında en büyük değişim, insanın karşısındaki kişiye değil, kendi içindeki rahatlığa karşı yaşanır. Daha önce düşünmeden söylediğin bir şeyi artık söylemeden önce düşünürsün. Daha önce sorgulamadan inandığın bir sözün arkasını araştırırsın. Daha önce telefonunu, evini, sırlarını, duygularını, korkularını çekinmeden paylaştığın insana karşı bir mesafe oluşur. Belki yeniden konuşursun, belki yeniden gülersin, belki birlikte zaman geçirirsin, hatta belki yeniden affedersin. Fakat zihninin bir köşesinde artık o olay vardır. Bir daha aynı şeyin olup olmayacağını düşünürsün. Karşındaki insan geciktiğinde aklına kötü ihtimaller gelir. Bir şey söylemediğinde “Neden söylemedi?” diye düşünürsün. Davranışındaki küçük bir değişiklik bile sende büyük bir soru işareti oluşturabilir. Çünkü güven kırıldığında insanın zihni artık yalnızca olanı değil, olabilecek olanı da düşünmeye başlar. İşte bu yüzden güven onarılabilir ama eskisi gibi olması çok zordur.

Çünkü güven bir cam gibidir. Kırıldığında parçaları bir araya getirilebilir, yapıştırılabilir, hatta uzaktan bakıldığında eski hâline benzeyebilir. Fakat yakından baktığında çatlakları görürsün. O çatlaklar sana yaşananı hatırlatır. Daha önce eline aldığında hiçbir şey düşünmediğin camı artık daha dikkatli tutarsın. Çünkü bir kez kırılmıştır ve sen onun ne kadar kolay parçalanabileceğini öğrenmişsindir. İnsan ilişkilerinde de durum benzerdir. Güven yeniden kurulabilir. İnsanlar özür dileyebilir, hatalarını kabul edebilir, davranışlarını değiştirebilir, zaman içinde yeniden güvenilir hâle gelebilir. Fakat bir zamanlar hiçbir şüphe duymadan teslim ettiğin kalbini aynı şekilde teslim etmek kolay değildir. Çünkü insan ikinci kez aynı acıyı yaşamaktan korkar. Ve bu korku, güven yeniden kurulsa bile ilişkinin eski saflığını değiştirebilir.

Affetmek ile yeniden güvenmek de aynı şey değildir. İnsan birini affedebilir ama eskisi gibi güvenmeyebilir. Hatta bazen insanın affetmesi, karşısındaki kişiye yeniden aynı yakınlığı vermesi anlamına gelmez. Affetmek, yaşananı unutmak değildir. Affetmek, o olayın insanın içindeki öfkeyi yönetmesine izin vermemektir. İnsan birini affeder çünkü artık onun yaptığı şeyin kendi hayatını yönetmesini istemez. Fakat güven başka bir şeydir. Güven sözle değil, zamanla yeniden inşa edilir. “Bana tekrar güven” demekle güven geri gelmez. “Bir daha yapmayacağım” demek de tek başına yeterli değildir. Çünkü kırılan güven, cümlelerle değil, davranışların sürekliliğiyle onarılır. İnsan özür dileyebilir ama güveni geri getiren özür değil, özürden sonra değişen davranışlardır.

Bu yüzden güveni kırılan bir insana “Artık unut gitsin” demek kolaydır ama çoğu zaman adil değildir. Çünkü unutmak insanın emriyle gerçekleşmez. İnsan bazen unutmak ister ama zihni unutmaz. Kalp affetmeye hazır olsa bile hafıza yaşananı saklar. Bir şarkı, bir yer, bir tarih, bir cümle, bir bakış, hatta bazen sıradan bir davranış bile insana eski acıyı hatırlatabilir. Çünkü yaşanan olay yalnızca hafızaya değil, duygulara da kaydedilir. İnsan o yüzden bazen “Ben affettim ama içimde bir şey değişti” der. Aslında değişen şey sevgiden çok güven duygusudur. Sevgi devam edebilir, bağlılık devam edebilir, hatta insan hâlâ karşısındaki kişiyi çok seviyor olabilir. Fakat güvenin bıraktığı boşluk, sevginin tek başına doldurabileceği bir boşluk değildir.

Bir insanı sevmek, ona güvenmek için yeterli değildir. Çünkü sevgi duygudur, güven ise deneyimdir. Sevgi bir anda doğabilir; güven zaman içinde oluşur. Sevgi bazen hiçbir sebep istemez; güven ise davranış ister. Bir insanı çok sevebilirsin ama onunla kendini güvende hissetmeyebilirsin. Bir insanı özleyebilirsin ama ona hayatını teslim etmek istemeyebilirsin. Birini affedebilirsin ama onunla eskisi kadar açık konuşamayabilirsin. Bunların hiçbiri çelişki değildir. Çünkü insan kalbi aynı anda birçok farklı duyguyu taşıyabilir. Bir tarafın hâlâ severken başka bir tarafın kendisini korumak isteyebilir. Bir yanın “Belki değişmiştir” derken diğer yanın “Bir daha aynı acıyı yaşama” diyebilir. İşte güven kırıldığında insanın içinde başlayan en büyük savaşlardan biri budur.

Güveni kıran kişi bazen karşısındaki insanın neden değiştiğini anlayamaz. “Ama ben özür diledim” der. “Ben hatamı kabul ettim” der. “Daha ne yapabilirim?” diye sorar. Aslında yapılacak şey çoğu zaman daha fazla söz söylemek değil, daha uzun süre aynı doğrulukta davranmaktır. Çünkü güvenin kırılması bir anda olabilir ama onarılması zaman ister. Bir insan yıllarca sana güvenmiş olabilir; sen bir davranışla o güveni birkaç dakika içinde yıkabilirsin. Fakat o güveni yeniden kurmak için belki aylarca, belki yıllarca tutarlı olman gerekir. Çünkü insanın zihni kırıldığı anı kolay unutmaz. Yeniden güvenmek için yalnızca iyi davranış değil, iyi davranışın tekrar tekrar görülmesi gerekir. Bir defa doğruyu söylemek güveni geri getirmeyebilir; defalarca doğruyu söylemek zamanla o güvenin temellerini yeniden oluşturabilir.

İşte burada samimiyet ile pişmanlık arasındaki fark ortaya çıkar. Gerçekten pişman olan insan yalnızca yaptığı şey için üzülmez; yaptığı şeyin karşısındaki insanda oluşturduğu yarayı da anlamaya çalışır. “Ben ne yaptım?” kadar “Sana ne yaşattım?” sorusunu da sorar. Çünkü özür dilemek yalnızca kendi vicdanını rahatlatmak için yapılırsa gerçek bir onarım sağlamaz. Bazı insanlar özür diler ama karşısındaki insanın hemen eski hâline dönmesini bekler. “Özür diledim, hâlâ neden böylesin?” diye kızar. Oysa özür, karşı tarafa iyileşmesi için verilen bir borç senedi değildir. Özür dilemek senin sorumluluğundur; güvenip güvenmemek karşı tarafın hakkıdır. Çünkü güven isteyen değil, güveni kırılan insanın karar vereceği bir şeydir.

Bazen de güven kırıldıktan sonra insanın karşısındaki kişiyi değil, kendisini değiştirmesi gerekir. Daha dikkatli olmak, sınır koymak, herkese aynı ölçüde güvenmemek, insanların söylediklerinden çok yaptıklarına bakmak gerekir. Çünkü yaşanan her hayal kırıklığı insanı daha soğuk birine dönüştürmek zorunda değildir. İnsan yaşadığı acıdan ders alabilir ama kalbini tamamen kapatmak zorunda değildir. Bir insanın sana ihanet etmiş olması, bütün insanların ihanet edeceği anlamına gelmez. Bir insanın yalan söylemiş olması, herkesin yalancı olduğu anlamına gelmez. Bir insanın seni yarı yolda bırakması, bundan sonra kimseye güvenemeyeceğin anlamına gelmez. Eğer bir insanın yaptığı hatayı bütün insanlara mal edersen, seni yaralayan insanın hayatından çıkmasına rağmen davranışlarının senin geleceğini yönetmesine izin vermiş olursun.

Fakat bunun tersi de doğru değildir. Güveni kırılan insanı yeniden güvenmeye zorlamak da doğru değildir. Her insanın iyileşme süresi farklıdır. Bazı yaralar birkaç ayda kapanır, bazıları yıllarca insanın içinde kalır. Bazı insanlar yeniden güvenmeyi öğrenir, bazıları ise mesafeyi tercih eder. Burada önemli olan insanın ne seçtiğinden çok, seçiminin kendisini huzura götürüp götürmediğidir. Çünkü bazen ilişkiyi sürdürmekten daha önemli olan, insanın kendi içindeki huzuru yeniden bulmasıdır. Her ilişki kurtarılmak zorunda değildir. Her güven kırılması mutlaka eski hâline getirilmeye çalışılmak zorunda değildir. Bazen onarmak mümkündür, bazen mesafe koymak gerekir. Bunu belirleyen şey yalnızca sevgi değil, karşılıklı saygı ve güvenin yeniden kurulup kurulamayacağıdır.

Güvenin kırıldığı yerde insanın en çok özlediği şey aslında geçmişteki ilişkidir. O kişi hâlâ karşındadır ama sen artık onunla aynı insan değilsindir. Daha önce yanında rahatça uyuduğun, bütün sırlarını anlattığın, gözlerinin içine bakarak inandığın insan artık zihninde bir soru işareti taşır. Belki hâlâ konuşursunuz ama konuşmalarınızın arasında görünmeyen bir mesafe vardır. Belki hâlâ yan yana oturursunuz ama eskisi gibi kendinizi bırakmazsınız. Çünkü insanın içinde “Acaba?” diye başlayan bir cümle oluşmuştur. Güvenin kırılmasıyla birlikte ilişkinin içine giren en ağır kelime belki de budur: Acaba. Acaba yine yapar mı? Acaba yine yalan söyler mi? Acaba gerçekten değişti mi? Acaba söylediklerinin hepsi doğru mu? Bu soruların kendisi bile ilişkinin eski hâlinden ne kadar uzaklaşıldığını gösterir.

Bazı insanlar güven kırıldıktan sonra eski hâle dönmek için çok uğraşır ama asıl hedefin “eskisi gibi olmak” olmadığını anlamaz. Çünkü bazı şeyler eskisi gibi olmayacaktır. Belki de olması gerekmiyordur. Bir ilişki güven kırıldıktan sonra yeniden kurulacaksa, eski hâlin kopyası olarak değil, daha bilinçli bir hâli olarak kurulmalıdır. Çünkü yaşananları yok sayarak eskiye dönmeye çalışmak gerçekçi değildir. Olay yaşanmıştır, yara oluşmuştur, iki insan da değişmiştir. Önemli olan bu değişimin ilişkiyi tamamen bitirip bitirmeyeceği değil, daha sağlıklı bir ilişki kurulmasına imkân verip vermeyeceğidir. Bazen bir kırılmadan sonra insanlar daha açık konuşmayı öğrenir. Daha net sınırlar koyar. Birbirlerinin hassasiyetlerini daha iyi anlar. Daha dikkatli davranır. Bu durumda kırılan güvenin ardından farklı ama daha bilinçli bir bağ kurulabilir.

Fakat bazı durumlarda güvenin kırılması yalnızca bir hata değildir; bir karakter meselesidir. Sürekli yalan söylemek, tekrar tekrar ihanet etmek, verilen sözleri sürekli çiğnemek, her defasında özür dileyip aynı davranışı sürdürmek artık tek bir yanlışın sınırlarını aşar. İnsanların değişebileceğine inanmak değerlidir ama değişim yalnızca sözle ölçülemez. Bir insan “Ben değiştim” diyebilir; asıl soru, hayatının bunu gösterip göstermediğidir. Çünkü gerçek değişim ilan edilmez, fark edilir. İnsan gerçekten değiştiyse bunu sana anlatmak zorunda kalmaz; davranışları zaten anlatır. Güven de tam olarak burada yeniden doğar. Küçük ama sürekli doğruluklardan, tutarlı davranışlardan, verilen sözlerin tutulmasından ve karşı tarafın duygularına gösterilen saygıdan oluşur.

Güven konusunda insanın kendisine karşı da dürüst olması gerekir. Bazen birini affetmek istediğimiz için onun değiştiğine inanmak isteriz. Bazen yalnız kalmaktan korktuğumuz için güvenin yeniden kurulduğunu varsayarız. Bazen geçmişte yaşadığımız güzel günler, bugün gördüğümüz gerçekleri görmemizi engeller. “O aslında iyi biri” deriz ve bize zarar veren davranışları küçümseriz. Fakat sevgi insanın gözünü kapatmamalıdır. Birini sevmek, onun yanlışlarını görmezden gelmek anlamına gelmez. Hatta gerçek sevgi bazen gerçeği kabul etmeyi gerektirir. Eğer bir insan sürekli aynı yarayı açıyorsa, yalnızca geçmişteki güzel günlere bakarak bugünkü gerçeği inkâr etmek insanın kendisine yaptığı bir haksızlık olabilir.

İnsan bazen güvenini kaybettiği kişiden çok, o kişiye güvenen eski hâlini özler. Çünkü eski hâlinde daha rahat, daha saf, daha cesur ve daha huzurludur. Her şeyi sorgulamadan yaşayabilmek, insanın ruhuna büyük bir hafiflik verir. Güven kırıldıktan sonra ise insan daha temkinli olur. Bir kapının kilidini iki kez kontrol eder gibi, söylediği sözleri de iki kez düşünür. Fakat bu temkin zamanla bir bilgelik hâline gelebilir. Çünkü hayat insana herkese aynı kapıyı açmaması gerektiğini öğretir. Herkes kalbinizin en iç odasına girmek zorunda değildir. Bazı insanlar hayatınızda misafir olabilir, bazıları arkadaş, bazıları aile kadar yakın olabilir. Güvenin derecesi de insanın hayatındaki yerinin derecesiyle birlikte değişebilir. Bu, sevgisizlik değil; kendini korumayı öğrenmektir.

Ve belki de güvenin en acı tarafı şudur: İnsan bir kez kırıldığında, aynı insanın doğru davranışları bile eskisi kadar kolay inandırıcı gelmeyebilir. Çünkü geçmişteki yanlış, bugünkü doğruyu gölgeler. Karşındaki insan gerçekten değişmiş olsa bile senin zihnin eski yarayı hatırlayabilir. Bu yüzden güveni onarmak isteyen insanın sabırlı olması gerekir. “Ben değiştim, neden hâlâ bana güvenmiyorsun?” diye kızmak yerine, “Sana yeniden güvenebilmen için ne yapabilirim?” diye sorması gerekir. Çünkü güven talep edilmez, hak edilir. Bir insan sana yeniden güvenmek zorunda değildir. Sen yalnızca güvenilebilir biri olmayı seçebilirsin. Gerisini zaman belirler.

Belki de insan ilişkilerindeki en büyük olgunluk, güven kırıldıktan sonra ne yapacağını bilmektir. Ne hemen kapıyı çarpıp gitmek ne de hiçbir şey olmamış gibi davranmak. Önce olanı kabul etmek, sonra kendi duygularını anlamak, karşı tarafın gerçekten sorumluluk alıp almadığını görmek ve ardından ilişkinin geleceğine karar vermek gerekir. Çünkü bazen kalmak güçtür, bazen gitmek. Bazen affetmek büyüklüktür, bazen kendini korumak. Bazen ikinci bir şans vermek doğrudur, bazen aynı hataya üçüncü kez izin vermemek gerekir. Bunların hiçbirinin tek bir formülü yoktur. Çünkü her ilişkinin, her yaranın, her insanın hikâyesi farklıdır. Fakat değişmeyen bir gerçek vardır: Güven bir kez kırıldığında ilişki artık eski ilişkinin devamı değildir. Ya daha bilinçli bir şekilde yeniden kurulur ya da geçmişte güzel bir anı olarak kalır.

Sonunda insan şunu öğreniyor: Güven cam gibi kırılabilir ama insan kalbi camdan daha karmaşıktır. Bazen kırıldığı yerden yeniden güçlenir, bazen çatlaklarıyla yaşamayı öğrenir. Güven yeniden kazanılabilir ama onun geri gelmesi, geçmişteki hâline dönmesi anlamına gelmez. Çünkü insan yaşadıklarını unutarak değil, onlardan geçerek değişir. Bir zamanlar gözlerini kapatarak inandığın insana artık gözlerini açık tutarak güvenirsin. Bir zamanlar yalnızca sözlere bakarken artık davranışlara bakarsın. Bir zamanlar “Bana bunu yapmaz” derken artık “Umarım yapmaz, ama ben kendimi de korurum” diyebilirsin. Bu soğumak değildir; hayatı anlamaktır. Kalbini tamamen kapatmak değildir; kalbinin kapısının anahtarını kime verdiğini öğrenmektir. Çünkü güven, insanın karşısındaki kişiye verdiği bir ayrıcalıktır ve o ayrıcalığın değeri ancak kaybedildiğinde anlaşılır.

Bu yüzden bir insanın güvenini kırmadan önce çok iyi düşünmek gerekir. Çünkü bazı şeyler özürle telafi edilebilir, bazıları zamanla iyileşebilir, bazıları yeniden kurulabilir; fakat hiçbir şey tam olarak yaşanmamış hâline geri dönmez. Kırılan bir kalp sevebilir, ama eskisi kadar düşünmeden sevmez. Güveni kırılan bir insan inanabilir, ama eskisi kadar sorgusuz inanmaz. Bir kez hayal kırıklığı yaşayan insan yeniden umut edebilir, ama artık umudunu biraz daha dikkatli taşır. Belki de hayatın insana öğrettiği budur: İnsanları kırmak kolay, güvenlerini kazanmak zor, kaybettikten sonra yeniden kazanmak ise çok daha zordur. O nedenle sevdiğimiz insanların güvenini bir kez olsun kaybetmemek için sözlerimize, davranışlarımıza ve seçimlerimize dikkat etmeliyiz. Çünkü insan bazen bir insanı kaybettiğinde değil, o insanın kendisine duyduğu güveni kaybettiğinde aslında en büyük kaybı yaşar. Ve bazı insanlar hayatından gitmese bile, güvenleri gittiği gün aranızdaki eski ilişki çoktan bitmiştir. Bundan sonra yeniden bir bağ kurulabilir, yeni bir sayfa açılabilir, hatta zamanla çok daha sağlam bir ilişki bile kurulabilir; ama o ilk hâlin masumiyeti, hiçbir zaman aynı şekilde geri dönmez. Çünkü güven onarılabilir, sevgi yeniden büyüyebilir, yaralar kapanabilir; fakat insan bir kez kırıldıktan sonra artık aynı yerden bakmaz hayata. Ve belki de en ağır gerçek budur: Bazı şeyler yeniden yapılabilir ama bir daha asla ilk kez yapılmış gibi olmaz. Ahmet Tekin

Emircan MERALEmircan MERAL

Genel Yayın Yönetmeni

YORUMLAR