Bir zamanlar insanlar sevdikleri insanın hayatında kalabilmek için mücadele ederdi, bugün ise çoğu insan kendi hayatını zorlaştıran en küçük durumda gitmenin yollarını arıyor. Bir zamanlar birinin kalbinde yer edinmek, güvenini kazanmak ve onunla bir gelecek kurmak zaman isterdi; bugün tanışmak kolaylaştı ama tanıdığın insanın yanında kalabilmek zorlaştı. İnsanlar birbirlerine daha hızlı yaklaşıyor, daha çabuk bağlandıklarını düşünüyor, henüz birbirlerinin karakterini bile tanımadan büyük sözler veriyorlar. Fakat zaman geçip ilk heyecan azaldığında, karşılarına gerçek hayatın sıradanlığı, sorumlulukları ve anlaşmazlıkları çıktığında, bazıları hissettiklerinin gerçekten sevgi olup olmadığını sorgulamaya başlıyor. Çünkü artık birçok insan, sevginin yalnızca güzel hissettiren tarafını istiyor; sabır gerektiren, fedakârlık isteyen, anlayışla büyüyen tarafını ise taşımakta zorlanıyor. Herkes hayatında özel bir yere sahip olmak istiyor ama o yeri hak etmek için gereken emeği vermeye aynı ölçüde istekli davranmıyor.
Belki de günümüz insanının en büyük çelişkisi burada başlıyor: Herkes anlaşılmak istiyor ama anlamaya yeterince zaman ayırmıyor, herkes değer görmek istiyor ama karşısındaki insana değer vermeyi bazen unutuyor. Bir mesajın geç gelmesi sevgisizliğe, bir günün sessiz geçmesi ilgisizliğe, küçük bir tartışma ise ilişkinin artık yürümeyeceğine dair bir işarete dönüşebiliyor. İnsanlar birbirlerinin niyetini anlamak yerine davranışlarını kendi korkularına göre yorumluyor, konuşarak çözebilecekleri sorunları susarak büyütüyor ve bazen yalnızca birkaç cümleyle düzelebilecek kırgınlıkların arkasına saklanarak birbirlerinden uzaklaşıyorlar. Oysa hiçbir insan her zaman doğru kelimeleri seçemez, her zaman aynı enerjiyi taşıyamaz ve her gün sevgisini aynı biçimde gösteremez. İnsan olmanın içinde yorgunluk, dalgınlık, hata yapmak ve bazen kendini ifade edememek de vardır. Bir insanı gerçekten sevmek, onun her davranışını doğru bulmak değil; yanlış anlaşılmaların arkasındaki gerçeği öğrenmeye, sorunları konuşmaya ve birbirini anlamaya istekli olmaktır.
Şimdiki insanların sevgisi kadar alışkanlıkları da değişti. Artık birçok insan, bir ilişkinin kendisinden çok, ilişkinin kendisine hissettirdiği duygulara bağlanıyor. İlgi gördüğünde mutlu oluyor, arandığında değerli hissediyor, güzel sözler duyduğunda sevildiğine inanıyor; fakat bu işaretler azaldığında bütün duygularını sorgulamaya başlayabiliyor. Böylece sevginin derinliği, davranışların sürekliliğiyle değil, anlık heyecanların yoğunluğuyla ölçülüyor. Bir insanın zor zamanında yanında durması, verdiği sözü tutması, seni kimsenin görmediği yerde de önemsemesi gibi değerli davranışlar bazen gözden kaçarken, gösterişli ama geçici ilgi daha fazla anlam kazanıyor. Oysa bir ilişkinin gerçek değeri, insanların birbirine ne kadar güzel söz söylediğiyle değil, o sözlerin arkasında ne kadar durabildiğiyle anlaşılır. Çünkü sevgi yalnızca hissedildiğinde değil, davranışlara dönüştüğünde gerçek bir anlam kazanır.
Bir de sürekli değişen seçeneklerin dünyasında yaşıyoruz. İnsanlar artık yalnızca kendi ilişkileriyle değil, başkalarının hayatlarının dışarıdan görünen taraflarıyla da karşılaştırma yapıyor. Başka çiftlerin mutluluğunu, başka insanların gösterdiği ilgiyi ve başka ilişkilerin güzel anlarını gördükçe kendi hayatlarındaki eksiklikleri daha fazla fark ediyorlar. Fakat çoğu zaman karşılaştırdıkları şey, başka insanların yaşadığı gerçek hayat değil, başkalarına göstermeyi tercih ettikleri birkaç güzel andan ibaret oluyor. Bir başkasının gülümseyerek paylaştığı fotoğrafın arkasında hangi sorunların bulunduğunu, hangi kırgınlıkların yaşandığını ya da o ilişkinin ne kadar emek istediğini bilmiyoruz. Buna rağmen kendi hayatımızın bütün zorluklarını, başkasının hayatının yalnızca güzel görünen tarafıyla kıyaslıyoruz. Sonra da elimizde olanın değerini küçümseyip başka bir yerde daha fazla mutluluk bulacağımızı düşünüyoruz. Oysa insan bazen daha iyisini ararken, elindeki güzel şeyi korumak için gereken çabayı göstermeyi unutuyor.
Sevginin yerini alışkanlıkların aldığı ilişkiler de var. İki insan yıllarca birlikte yaşayabiliyor ama birbirini gerçekten dinlemeyi bırakabiliyor. Aynı evde bulunuyor, aynı sofraya oturuyor, aynı hayatı paylaşıyor ama birbirlerinin iç dünyalarından habersiz hâle gelebiliyorlar. Bir zamanlar saatlerce konuşan insanlar, zamanla birbirlerine anlatacak bir şeyleri kalmadığını düşünüyor. Bir zamanlar küçük ayrıntılarla mutlu olan kalpler, zamanla birbirlerinin varlığını sıradan kabul etmeye başlıyor. Çünkü insan, sürekli yanında bulunan şeyin değerini bazen ancak onu kaybetme ihtimaliyle karşılaştığında anlayabiliyor. Birinin her zaman orada olacağını düşünmek, ona gösterilen özeni azaltabiliyor. Aramamak, sormamak, teşekkür etmemek, özür dilemeyi gereksiz görmek ve sevgiyi göstermeyi ertelemek zamanla ilişkinin içinde görünmez mesafeler oluşturuyor. Sonra bir gün iki insan birbirine bakıp eskisi gibi olmadıklarını söylüyor. Oysa belki de sevgi bir gecede değişmedi; yalnızca uzun zamandır ihmal edilen küçük şeyler, aralarındaki bağı sessizce zayıflattı.
İşte bu yüzden alışkanlık, sevginin hem en büyük dostu hem de en tehlikeli düşmanı olabilir. Bir insanın varlığına alışmak, onunla kurduğun bağı güçlendirebilir; çünkü güven, tekrar eden güzel davranışlarla büyür. Ancak aynı alışkanlık, o insanın değerini unutmana da neden olabilir. Onun seni anlayacağını, seni affedeceğini, ne olursa olsun yanında kalacağını düşünerek sorumluluklarını ertelemeye başlayabilirsin. Her kırgınlığın ardından nasılsa barışacağınızı, her ihmalin bir şekilde unutulacağını, her yanlışın sevgi sayesinde telafi edileceğini sanabilirsin. Fakat hiçbir kalp sınırsız bir sabırla yaşamaz. İnsan sevdiği için çok şeyi anlayabilir ama bu, her şeye sonsuza kadar katlanacağı anlamına gelmez. Çünkü sevgi, bir insanın değerini bilmek için onu kaybetmeyi beklemek değildir. Gerçek olgunluk, yanında olan insanın kıymetini henüz gitmemişken anlayabilmektir.
Elbette bir ilişkide kalmak uğruna insanın kendisinden vazgeçmesi de doğru değildir. Her sorunu çözmeye çalışmakla sürekli incinmeyi kabul etmek, her hatayı anlamaya çalışmakla aynı hatanın tekrar tekrar yapılmasına izin vermek birbirinden farklıdır. Sevgi, insanın kendi sınırlarını yok saymasını gerektirmez. Bazen iki insanın birbirini sevmesine rağmen anlaşamaması, bazen de bir ilişkinin bütün çabalara karşın sürdürülememesi mümkündür. Burada asıl mesele, her zorlukta gitmek ya da ne olursa olsun kalmak değildir; hangi ilişkinin emekle güzelleşebileceğini, hangisinin ise insanı tükettiğini ayırt edebilmektir. Çünkü gerçek sevgi insanı küçültmemeli, sürekli değersiz hissettirmemeli ve kendisinden vazgeçmeye zorlamamalıdır. Birbirine değer veren insanlar sorun yaşadıklarında birbirlerini düşman olarak görmezler; karşılarına çıkan sorunu birlikte çözmeye çalışırlar. İlişkiyi ayakta tutan şey, iki insanın hiç hata yapmaması değil, hatalarını kabul edebilecek kadar dürüst ve birbirini incittiğinde bunu onarabilecek kadar sorumlu olmasıdır.
Bugün insanların birbirine karşı daha mesafeli görünmesinin bir nedeni de incinmekten duydukları korku olabilir. Geçmişte güvenip hayal kırıklığına uğrayanlar, yeniden aynı acıyı yaşamamak için duygularını saklayabiliyor. Bazıları bağlanmamak için ilişkilerini yüzeysel tutuyor, bazıları terk edilme ihtimalinden korktuğu için ilk uzaklaşan kişi olmayı seçiyor. Kimileri de gerçekten sevilmek istediği hâlde karşısındaki insanın kendisine yaklaşmasına izin vermiyor. Böylece insanlar hem yalnızlıktan şikâyet ediyor hem de yakınlık kurabilecekleri kapıları kendi elleriyle kapatabiliyorlar. Herkes samimiyet arıyor ama samimi olmanın getirdiği savunmasızlıktan kaçıyor; herkes güven istiyor ama güvenin oluşması için gereken açıklığı göstermekten çekiniyor. Oysa insan, geçmişte yaşadığı her hayal kırıklığını gelecekte karşısına çıkacak insanlara yüklediğinde kendisini koruduğunu düşünse de bazen mutluluk ihtimalini de uzaklaştırıyor. Yeni bir insan, geçmişteki bir başkasının hatalarının bedelini ödemek zorunda değildir.
Belki de yeniden öğrenmemiz gereken en önemli şey, sevginin her zaman kolay hissettirmeyeceğidir. Bir ilişki bazen sabır, bazen anlayış, bazen de kendi hatalarını kabul etme cesareti ister. Bazen haklı olduğunu düşünürken karşındaki insanın neden kırıldığını dinlemen gerekir. Bazen öfkeliyken hemen konuşmak yerine sakinleşmeyi, bazen gururunu bir kenara bırakıp özür dilemeyi, bazen de sevdiğin insanın senden farklı düşünebileceğini kabul etmeyi öğrenmelisin. Bunlar insanın kendisini değersizleştirmesi değil, birlikte yaşamanın sorumluluğunu üstlenmesidir. Çünkü iki insanın birbirine benzemesi şart değildir; önemli olan farklılıklarını birbirlerine karşı bir silaha dönüştürmemeleridir. Sevgi, her konuda aynı düşünmekten çok, farklı düşündüğünde de birbirine saygı duyabilmektir.
Bir zamanlar sevgiyi anlatmak için büyük fedakârlıklardan, yıllarca beklemekten ve kavuşmak uğruna aşılması gereken engellerden söz edilirdi. Bugün ise bazen bir insanın hayatında kalmak, onun telefonundaki bildirimlerden daha zor hâle gelebiliyor. Çünkü hızla tüketmeye alıştığımız bir dünyada duygularımızı da aynı hızla yaşamak istiyoruz. Beklemek istemiyoruz, anlamak için uğraşmak istemiyoruz, bir şeylerin zamanla güzelleşebileceğine inanmakta zorlanıyoruz. İlk heyecan geçince sevgimizin de bittiğini sanabiliyoruz. Oysa ilk heyecan, bir ilişkinin başlangıcıdır; derinlik ise zamanla, tanıyarak, güvenerek ve birlikte yaşananlardan öğrenerek oluşur. Her gün aynı yoğunlukta heyecan duymak mümkün olmayabilir ama her gün birbirine saygı göstermek, birbirinin değerini bilmek ve ilişkiyi korumak için küçük bir adım atmak mümkündür. Aşkın kalıcılığı, sürekli aynı duyguyu hissetmekten değil, duygular değiştiğinde bile sevgiye nasıl davrandığımızdan anlaşılır.
Sonuçta değişen yalnızca insanların sevgisi değil, sevginin karşılığında bekledikleri şeylerdir. Birçoğumuz anlaşılmak istiyoruz ama dinlemeyi, değer görmek istiyoruz ama değer vermeyi, sadakat bekliyoruz ama zor zamanlarda sorumluluk almayı unutabiliyoruz. Herkes hayatına iyi gelecek birini arıyor ama bazen kendisinin de başka bir insanın hayatına nasıl geldiğini sorgulamıyor. Oysa güzel bir ilişkinin kurulması, yalnızca doğru insanı bulmakla değil, iki insanın birbirine karşı doğru davranmayı öğrenmesiyle mümkündür. Çünkü en doğru insanla bile yanlış bir ilişki kurulabilir; en güçlü duygular bile ilgisizlikle zayıflayabilir. Birbirini sevmek önemlidir ama sevginin sorumluluğunu taşımak, onu davranışlarla beslemek ve karşılıklı saygıyı korumak da en az sevginin kendisi kadar önemlidir.
Belki de bu çağın en büyük yalnızlığı, insanların birbirini bulamaması değil, buldukları insanın değerini anlayacak kadar durup düşünememesidir. Herkes sevilmek istiyor ama kimse sevilmenin getirdiği sorumluluğu taşımak istemiyorsa, herkes sadakat bekliyor ama ilk zorlukta vazgeçiyorsa, herkes kalıcı bir bağ arıyor ama geçici heyecanların peşinden koşuyorsa burada yalnızca sevgilerin değil, alışkanlıkların da sorgulanması gerekir. Çünkü insan birine alışabilir, onun varlığını hayatının sıradan bir parçası hâline getirebilir; fakat gerçek sevgi, alışkanlığa dönüşse bile değerini kaybetmemeyi başarmaktır. Bir insanın hayatında kalmak, yalnızca gitmemek değildir; her gün ona neden değer verdiğini davranışlarınla yeniden gösterebilmektir. Ve belki de gerçek aşkı yeniden bulabilmek için önce şunu hatırlamamız gerekiyor: Sevgi, her şey yolundayken yanında olmak değil, sorunlar ortaya çıktığında birbirini kaybetmemek için birlikte doğru yolu aramaktır. Ahmet TEKİN