Korumak; nesneyi, kişiyi veya durumu dış etkilerden, bozulmalardan ve tehlikelerden muhafaza etmek, zararlı etkilerden uzak tutmak anlamına gelir.
Uzun süredir görüşemediğim iki gazeteci dostumla buluşup sohbet ederken geçmişteki ortak tanıdıklarımızı andık. Değişenleri, güce tapanları, adaletsizlikler karşısında susanları, fikrini ve onurunu satanları düşündükçe; insan dönüşümlerinin faydalı alanlarda değil, zararlı alanlarda gerçekleştiğini gördük. Bunun yorgunluğunu ve nedenlerini zihnimizden atamadık.
İbnü’l Cevzi’nin Şeytanın Ayartması eserinde; İblis’in insanları doğru yoldan saptırmak için kullandığı hileler, kılık değiştirmeler ve hak olanı batıl, batılı da hak gibi gösterenlerin aklı nasıl yanlışa sürüklediği anlatılır. Aslında sebepler bellidir: çıkar, rant, korku ve kirli ilişkilerin deşifre edilme tehdidi… Kimini mecburiyetten, kimini de bal tuzaklarıyla yoldan çıkarır. Hele kişi bu tür zaaflara meyilliyse, şeytan onu kolayca bulur. Statüsü fark etmez; parti, ideoloji ya da temsil makamı da fark etmez. Kölelik ahlakı bunu doğurur.
Özellikle dindar görünümlü kesimlerin zaafları üzerinden oynanan oyunlar, hayrete düşenleri düşünmeye sevk eder. Ancak sadece üzülmekle bu işin içinden çıkılmaz. Rahmetli Galip Erdem’in, “Dava, dava dedik; Ağrı Dağı’na çıktık, baktık ki dava eteklerimizin altında kalmış.” sözündeki isyan, bu kirlilikteki dönüşümü anlatır. Günümüzde insanları şaşırtan da budur: Dün farklı olanların, bugün ahlaki çöküşe sürüklenmesi…
Ahlak; akılla ve aklı korumakla mümkündür. İnandığıyla uyumlu olmak esastır. Vicdan, merhamet, adalet, hak gözetme, haramdan kaçınma ve dürüstlük… Eğer Tanrı’ya inanıyorsan, inandığın değerlerle uyumlu yaşamak zorundasın. İnandığının zıddını yapmak, gerçek ahlaksızlıktır. Bu, aklı koruyamamaktır. Şartlara ve çıkara göre değişen kötülük, ahlaksızlık üretir.
Muhammed İkbal’in dediği gibi: “Karakter bozukluğu çoğu zaman güçsüzlükte saklanır, fırsat bulunca ortaya çıkar.” Yetki, makam, para ya da dokunulmazlık; insanın içindeki kini, kibri ve merhametsizliği sahneye çağırır. Güç herkesi bozmaz; fakat bozuk olanı açığa çıkarır. Asıl imtihan yoksullukta değil, sınırsız imkân karşısında verilir. İnsan, sınanmadığı günahın masumu değildir.
Bugünün siyaset simsarlarının ve sorumluluk makamındaki kişilerin özlerine, insani değerlere dönmeleri gerekir ki akıl doğru yönde korunabilsin. Davranışlar süslü sözlerle değil, icraatlarla ölçülür. Keyfîlik, adaletsiz uygulamalar ve gücün kötüye kullanılmasıyla bu mümkün değildir.
Knut Hamsun’un Açlık romanında, isimsiz yoksul bir genç yazarın açlıkla mücadelesi, psikolojik çöküşü ve buna rağmen onurunu koruma çabası anlatılır. Karakter, yaşadığı fiziksel açlığa rağmen onurunu satmaz. Açlık sadece fiziksel bir durum değil; insanın varoluş mücadelesini ve karakterini belirleyen bir sınavdır.
Şartlara göre her devrin insanı olmak yerine, her devirde “insan” kalabilmek; insani değerlerle uyumlu yaşamak gerekir. Kendi putunu yaratıp ona taparcasına çıkar peşinde koşmak, insanı insanlıktan çıkarır. Bu nedenle insan; akıl, bilim, adalet, hukuk, demokrasi ve ahlak rehberliğinde, bal tuzaklarına düşmeden aklını korumalıdır. Hangi statüde olursa olsun… Çünkü karakter, kaderi belirler.
1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutluyor, bu hak arayışına engel olan despotları kınıyorum. Kemal Albayrak


