Ülkede her alanda iktidarın başarısızlığı ortadayken yeni planlar devreye sokuluyor. Açlık büyüyor; dış politikada olumsuz gelişmeler yaşanıyor. Sömürü düzeni derinleşiyor. Öcalan’ın statü değişikliği tartışmaları, sahte diplomalar, paralel kurumların oluşumu, adaletsizlikler ve keyfî uygulamalar… Her kötülüğün sıradanlaştığı bir düzenle karşı karşıyayız.
Dinsel motiflerle uyuşturulmuş bir toplum oluşturma çabası, ilahiler eşliğinde yürütülen siyaset, okullarda tartışmalı yemin törenleri… Bunun karşısına da laiklik tartışması sürülerek çatışma ve kutuplaşma oyunu sahneleniyor. Bu oyuna alet olmamak gerekir. Devlet imkânlarıyla toplum tuzaklara düşürülüyor.
Vatandaşın bu iktidara soracağı sorular olmalıdır:
Açlık büyüdü. Bu millet bir ay değil, sizin iktidarınız boyunca adeta sürekli oruç tutuyor. Manda yoğurduna, ekmeğe muhtaç hale gelen insanların sorumlusu kim?
Kamu kaynakları hiyerarşik bir soygun düzeniyle yok edilirken mafya iş birlikleri kimlerle yürütülüyor?
“Meşruiyeti biz veriyoruz” diyenlere gereken cevabı verdiniz mi?
Kanunsuz biçimde ortadan kaldırdığınız kurumlar nedeniyle mağdur ettiğiniz, kin ve nefret ürettiğiniz insanların haklarını nasıl teslim edeceksiniz?
Siz saltanatı yaşarken çöplükte ekmek arayanları görmüyor musunuz?
Sömürü devletlerinin her adımını onaylayan anlayışınızın arkasındaki kirli ilişkiler nelerdir?
Film sahnesini andıran ibadet görüntülerini sosyal medyada yayımlamak günahlarınızdan kurtaracak mı?
Milliyetçilik ve dindarlık ilkeleri; haramzadeliği mi, yoksa adil ve ahlaklı bir yönetimi mi gerektirir?
15 Temmuz aydınlatılacak mı? Suçladığınız ülkelerle bugün yürüttüğünüz ilişkilerin sebebi nedir? Dün “terörist” dediğiniz isimlerin bugün baş tacı edilmesinin planını niçin milletten saklıyorsunuz? Görevleriniz bir tür tutsaklık mı?
Kayyum uygulamaları, yandaş beslemeler, mahalle hukuku anlayışıyla yapılan yargılamalar… Güç elinizden gittiğinde ne olacak?
Kamu kaynaklarından çalındığı iddia edilen servetler neden araştırılmıyor?
Liyakatli insanları tasfiye edip suçlulara verdiğiniz makamların ayyuka çıkan yolsuzlukları neden soruşturulmuyor? Hiyerarşik bir koruma ortaklığı mı var?
Cinayetler, mafya ilişkileri, kirli ağlar ve uyuşturucu artışı neden bu kadar yaygın? Bunları soran gazeteciler, sanatçılar, düşünürler ve muhalif siyasetçiler kamu gücüyle cezaevine konulurken, hâlâ mahallecilik anlayışıyla iktidara bilerek ya da bilmeyerek destek verilmesi nasıl açıklanabilir?
Devlet kurumlarını ideolojik ve dinsel örgütlenmelerin alanı hâline getirenler neden sorgulanmuyor?
Buna benzer daha birçok soru var. Muhalefet partileri bu konuları Anadolu’ya çıkarak, televizyon ekranlarında halka neden güçlü biçimde anlatmıyor? Anlatsalar toplum daha fazla aydınlanmaz mı?
Bu düzenden kurtulmak bir sorumluluk meselesidir. Meclis etkinliğini kaybetmiştir. Anadolu’ya çıkış, siyasette yeni bir kurtuluş ve kuruluşun kapısını aralayabilir.
Attilâ İlhan’ın dediği gibi ülke bir “kurtlar sofrası”na dönmüştür. Yöneten yönetileni, güçlü güçsüzü eziyor; yok ediyor, sömürüyor.
İlkelerde birleşerek; akıl, bilim, hukuk, demokrasi ve ahlak rehberliğinde; namuslularla namussuzların mücadelesinde namusluların yanında olmak insanlığımızın gereğidir. Ülkenin mirasını korumak hepimizin görevidir.
Karnı tok, alnı temiz insanların yaşadığı bir hukuk düzenine kavuşmak zorundayız. Kemal Albayrak