Bazı insanlar vardır; konuştuğunda değil, sustuğunda iyi gelir. Yanında kelimeler çoğalmaz ama düşünceler durulur. Cümleler kurulmaz ama içindeki karmaşa yavaş yavaş yerini bir sessizliğe bırakır. Bu sessizlik boşluk değildir; aksine doludur. İnsan bazen bir ses aramaz, bir cevap beklemez, bir çözüm istemez. Sadece sakinleşmek ister. Ve bunu en çok, doğru bir insanın sessizliğinde bulur. Çünkü huzur, yüksek seslerde değil; uyumlu sessizliklerde yankı bulur.
Hayat, insanı sürekli konuşmaya zorlar. Kendini anlat, savun, açıkla, ispatla… Sanki susmak bir eksiklikmiş gibi, sessizlik bir suçmuş gibi. Oysa insanın en sahici hâli, çoğu zaman kelimelerin bittiği yerde ortaya çıkar. Birinin yanında susabiliyorsan, anlatmadan anlaşılabiliyorsan, boşluğu doldurmak zorunda hissetmiyorsan; işte orada bir bağ vardır. Çünkü her sessizlik rahatsız etmez. Bazıları iyileştirir.
İnsan yanlış insanlarla birlikteyken sessizlikten korkar. Çünkü o sessizlikte yargı vardır, mesafe vardır, anlaşılmama ihtimali vardır. Konuşarak kapatmaya çalışır aradaki boşluğu. Susarsa bağın kopacağını düşünür. Bu yüzden gereksiz cümleler kurar, hissetmediği duyguları ifade eder, olmadığı biri gibi davranır. Oysa doğru insanla sessizlik tehdit değildir. Sessizlik, iki ruhun aynı frekansta buluştuğu yerdir.
Bazen bir insanın yanında konuşmak zorunda hissetmezsin. Gününün nasıl geçtiğini anlatmak zorunda değilsindir. Derdini toparlayıp cümleye dökmek için çaba harcamazsın. Çünkü bilirsin: Anlatmasan da hissedilecektir. İşte bu, insanın hayatta nadiren yaşadığı bir konfordur. Ve bu konfor, lüks değildir; uyumdur.
Sessizlik, herkesle paylaşılabilecek bir şey değildir. Çünkü sessizlik, insanın iç dünyasını açar. Orada maskeler düşer, roller silinir, beklentiler susar. Yanındaki kişi doğru değilse, bu açıklık insanı savunmasız bırakır. Ama doğru kişiyle sessizlik, korunaktır. İnsan kendini saklamaz, kendini tutmaz, kendini küçültmez. Olduğu gibi durur. Ve olduğu hâliyle kabul edildiğini hisseder.
Modern hayat, gürültüyle dolu. Bildirimler, mesajlar, sesler, fikirler… İnsan kendi sesini bile duyamaz hâle geliyor. Böyle bir dünyada, birinin sessizliğiyle huzur vermesi büyük bir ayrıcalık. Çünkü o sessizlik, gürültüye karşı bir duruştur. “Burada acele yok, burada yarış yok, burada kendin olabilirsin” diyen görünmez bir davettir.
İnsan yaş aldıkça şunu fark eder: Herkesle konuşmak mümkün ama herkesle susmak mümkün değil. Konuşmak yüzeyde kalır; sessizlik derine iner. Sessizlikte niyet açığa çıkar, samimiyet test edilir. Birlikte susabilmek, birlikte gülmekten daha zor ama daha kıymetlidir. Çünkü sessizlikte saklanacak yer yoktur.
Bazı insanlar hayatına girer, enerjini alır. Yanlarından kalktığında yorgun hissedersin. Konuşmuşsundur ama rahatlamamışsındır. Anlatmışsındır ama anlaşılmamışsındır. İşte bu, yanlış seslerin gürültüsüdür. Buna karşılık bazı insanlar vardır; hiçbir şey konuşmasanız bile yanlarından ayrıldığında hafiflemiş hissedersin. Çünkü sana bir şey katmışlardır: Sükûnet.
Huzur, herkeste yankı bulmaz. Bazı insanlar sessizlikten kaçar çünkü kendi iç sesiyle yüzleşmek istemez. Bazıları huzuru sıkıcı bulur çünkü drama alışmıştır. O yüzden doğru kişi kavramı burada anlam kazanır. Doğru kişi, sen sustuğunda boşluğu doldurmaya çalışan değil; o boşlukta seninle durabilendir.
İnsan bazen bir omza yaslanmak istemez, bir nasihat duymak istemez, bir çözüm beklemez. Sadece biriyle aynı odada nefes almak ister. Aynı sessizliği paylaşmak ister. Bu, anlatılamayan ama hissedilen bir ihtiyaçtır. Ve bunu karşılayan insan, hayatın gürültüsünde bir sığınak olur.
Sessizlik, güven ister. Çünkü susarken kontrol sende değildir. Kelimelerle yönlendiremezsin, izah edemezsin. Olduğun gibi kalırsın. Bu yüzden sessizlik, ilişkinin en çıplak hâlidir. Ve eğer o hâlde kabul görüyorsan, artık bir şeyleri ispatlamana gerek yoktur.
Doğru insan, sessizliğini anlamaya çalışmaz; saygı duyar. Onu doldurmaz, bozmaz, rahatsız etmez. Sen konuşmak istediğinde dinler, susmak istediğinde bekler. Ne zaman neye ihtiyacın olduğunu sezebilir. Bu sezgi, zamanla oluşur; zorla kurulmaz.
İnsan, hayatı boyunca birçok ses duyar. Alkışlar, eleştiriler, tavsiyeler, beklentiler… Ama en çok, sessizliğinde kimlerin kaldığını hatırlar. Zor zamanlarda herkes konuşur. Ama sen sustuğunda kim yanındaysa, işte gerçek bağ oradadır. Çünkü sessizlikte kalmak cesaret ister.
Ve belki de en kıymetli şey şudur: Doğru insanın sessizliği seni tamamlamaz, seni değiştirmez, seni düzeltmez. Sadece seni rahatlatır. Kendinle barışmanı sağlar. İçindeki gerginliği çözer. Sana “olduğun hâlinle yeterlisin” hissini verir.
Hayat, sonunda şunu öğretir: Gürültü her yerdedir ama huzur nadirdir. Ve huzur, en çok doğru kişide yankı bulur. Bazen bir insanın sesi değil, sessizliği bile iyi gelir. Çünkü bazı sessizlikler, insana kendini evinde hissettirir.
Ve insan, bir kez o sessizliği buldu mu, artık her sese dönüp bakmaz.
İnsan bazen kendi içindeki gürültüden bile yorulur. Düşünceler üst üste biner, geçmiş ve gelecek aynı anda konuşur, zihin hiç susmaz. İşte böyle anlarda insan bir ses aramaz; tam tersine, sessizliğe sığınmak ister. Ama her sessizlik dinlendirmez. Bazıları insanın içini daha da daraltır. Çünkü yanında olduğu kişiyle kurulan sessizlik, aslında iki ruhun birbirine ne kadar temas ettiğini gösterir. Yanlış bir insanla sessizlik, soğuktur. Doğru insanla sessizlik ise sıcak bir battaniye gibidir; üzerini örter, korur, rahatlatır.
Hayatta herkes konuşmayı bilir. Tavsiye vermek, fikir yürütmek, yorum yapmak kolaydır. Zor olan, hiçbir şey söylemeden yanında kalabilmektir. Çünkü susmak, kontrolü bırakmaktır. Susarken yönlendiremezsin, savunamazsın, şekil veremezsin. Olduğun hâlinle oradasındır. Ve doğru insan, tam da bu hâlini kabul eder. Seni doldurmaya çalışmaz. Sessizliğini düzeltmeye kalkmaz. Onu bir eksiklik gibi görmez.
İnsan bazen en çok, kelimesiz anlarda anlaşılır. Bir bakışta, bir nefes alışta, bir duruşta. Bunlar yazıya dökülmez, cümleye sığmaz. Ama hissedilir. Doğru kişi, bu hisleri kaçırmaz. Sen konuşmadığında bile seninle bağını kaybetmez. Aksine, bağ orada güçlenir. Çünkü kelimeler sustuğunda, niyet konuşur.
Yanlış insanlarla birlikteyken sessizlik huzur vermez çünkü orada beklenti vardır. “Bir şey söylemeliyim” baskısı, boşluğu doldurma telaşı, yanlış anlaşılma korkusu… Oysa doğru insanla sessizlikte beklenti yoktur. Kimse kimseden bir performans beklemez. Varlık yeterlidir. Bu da insanın omuzlarından büyük bir yük alır.
Zamanla insan şunu fark eder: Huzur, paylaşılan bir şey değildir; hissedilen bir şeydir. Kalabalıklar içinde de huzursuz olabilirsin, tek başına da. Ama doğru insanla sessizlik paylaşıldığında, yalnızlık bile anlam değiştirir. Yalnız olmak, eksik olmak değildir. Bazen en büyük bütünlük, iki insanın sessizce yan yana durabilmesidir.
Doğru kişinin sessizliği acele etmez. Seni konuşmaya zorlamaz. Zaman tanır. Bekler. Çünkü bilir ki bazı duygular hemen dile gelmez. Bazı hisler demlenmek ister. Ve o bekleyiş, bir sabır göstergesi değil; bir saygıdır. Senin ritmine, senin iç sesine duyulan bir saygı.
İnsan hayatında birçok bağ kurar ama çok azında gerçekten rahatlar. Rahatlık, savunmayı bırakabildiğin yerde başlar. Kendini sürekli anlatmak zorunda olmadığında, yanlış anlaşılma korkusu taşımadığında, sustuğunda da değerli hissettiğinde… İşte o zaman bir bağ iyileştirici olur.
Sessizlik aynı zamanda bir sınavdır. Çünkü yüzeydeki ilişkiler sessizliğe dayanamaz. Konuşma bittiğinde bağ da biter. Ama derin ilişkiler, sessizlikte nefes alır. Orada varlık, kelimeden üstündür. Orada “buradayım” demek için konuşmaya gerek yoktur.
İnsan bir noktadan sonra şunu seçer: Gürültülü kalabalıklar mı, sessiz ama güvenli bir alan mı? Ve bu seçim, insanın kendine ne kadar değer verdiğini gösterir. Çünkü herkesin sesine maruz kalmak yorar. Ama doğru bir sessizliğe sığınmak iyileştirir.
Belki de bu yüzden insan, hayatının ilerleyen dönemlerinde az insanla görüşür ama daha derin bağlar kurar. Çok konuşulan yerlerden uzaklaşır. Çünkü bilir: Huzur, her yerde bulunmaz. Ve her insan, bu huzuru taşıyamaz.
Sessizlik, doğru kişiyle birlikteyken bir boşluk değil; bir bağdır. Ve bu bağ, kelimelerden daha uzun ömürlüdür. Çünkü kelimeler unutulur, yanlış anlaşılır, değişir. Ama hissedilen şey kalır.
Ve insan, bir gün bu sessizliği tattığında, artık gürültüye dönmek istemez. Çünkü huzur bir kere yankı buldu mu, insan o sesi değil; o sessizliği arar.
İnsan çoğu zaman neye ihtiyacı olduğunu yanlış adlandırır. “Biri beni dinlesin” der ama aslında istediği dinlenmek değil, yargılanmamaktır. “Biri konuşsun” der ama aslında istediği çözüm değil, sakinliktir. İşte bu yüzden bazı insanlar konuşarak yorar, bazıları ise susarak iyileştirir. Çünkü doğru insan, senin neye ihtiyacın olduğunu kelimelerinden değil, hâlinden anlar. Ve bazen en büyük anlayış, hiçbir şey söylememektir.
Sessizlik herkes için aynı anlama gelmez. Kimi için boşluktur, kimi için tehdit, kimi için kaçış. Ama doğru insanla kurulan sessizlik bir duraktır. Hayatın hızlandığı, her şeyin yarışa dönüştüğü bir dünyada kısa bir mola gibidir. Orada kimse senden hızlı olmanı istemez, daha fazlasını başarmanı beklemez, güçlü görünmeni şart koşmaz. Olduğun hâlinle durabilirsin. Ve bu, modern hayatın insana en az sunduğu lükstür.
Yanlış insanlar sessizliğini kişisel algılar. “Benden sıkıldı”, “Bir şey mi yaptım?”, “Neden konuşmuyor?” gibi sorularla seni sıkıştırır. Çünkü sessizliğe tahammülleri yoktur. Oysa doğru insan sessizliğini tehdit olarak görmez. Seninle ilgili değil, senin içinde olduğunu bilir. Bu fark, ilişkilerin kaderini belirler. Çünkü biri seni kendine çeker, diğeri sana alan açar.
Alan açmak, sevginin en olgun hâlidir. Her an iç içe olmak değil, gerektiğinde geri durabilmektir. Sessizliğe saygı duymak, karşısındakini kontrol etme ihtiyacından vazgeçmektir. Ve bu vazgeçiş, insanı güvende hissettirir. Çünkü insan en çok, kendisi olmaya izin verildiği yerde bağlanır.
İnsan bazen konuşarak saklanır. Cümlelerin arkasına gizlenir, kelimelerle kendini korur. Ama sessizlikte saklanacak bir yer yoktur. Orada insan ya kabul edilir ya da edilmez. Bu yüzden sessizlik, ilişkilerin turnusol kâğıdı gibidir. Kiminle derinleşebileceğini, kiminle yüzeyde kalacağını sessizlik gösterir.
Doğru kişiyle paylaşılan sessizlikte zaman yavaşlar. Dakikalar anlamını yitirir. Saatlere bakılmaz. Birlikte susmak, birlikte bir şey üretmektir aslında. Ortak bir hâl, ortak bir ritim. Bu ritim bozulmaz, zorlanmaz. Kendiliğinden oluşur. Ve kendiliğinden olan her şey gibi sahicidir.
İnsan hayatı boyunca birçok insanla tanışır ama çok azıyla gerçekten dinlenir. Çünkü dinlenmek, sadece fiziksel bir durum değildir. Zihnin de omuzlarını bırakması gerekir. Doğru insan, zihnine yük bindirmez. Yanında düşünceler bile daha yumuşak akar. Kendini sürekli savunmak zorunda kalmazsın. Sessizliğin bile açıklamaya ihtiyacı yoktur.
Bazen iki insan yan yana oturur ve dışarıdan bakıldığında hiçbir şey olmuyormuş gibi görünür. Ama içeride çok şey olur. Duygular yer değiştirir, yükler hafifler, kalp ritmi sakinleşir. İşte bu, kelimelerin yapamadığını sessizliğin yapmasıdır. Ve bunu herkes başaramaz.
Doğru insan, sessizliğini sabote etmez. Konuyu değiştirmek için konuşmaz, boşluk olmasın diye gülmez, seni açmak için zorlamaz. Çünkü bilir: Bazı anlar, sadece yaşanmak içindir. Müdahale edilmez. Ve bu bilgelik, insanı yanında tutar.
Hayatın gürültüsü arttıkça, sessizliğin değeri daha çok anlaşılır. İnsan bir noktadan sonra kiminle gülebildiğinden çok, kiminle susabildiğini hatırlar. Çünkü gülmek anlıktır, sessizlik kalıcıdır. Gürültü geçer, sessizlik iz bırakır.
Ve insan bir kez doğru sessizliği tanıdı mı, yanlış sesler artık rahatsız eder. Gereksiz konuşmalar, yüzeysel diyaloglar, boş kalabalıklar yorar. Çünkü insan artık ne aradığını bilir. Huzurun neye benzediğini görmüştür. Ve gördüğünü unutmaz.
Bazen bir insanın sesi değil, sessizliği bile iyi gelir sözü, romantik bir cümle değildir. Bu, yaşanmış bir farkındalığın sonucudur. Çünkü insan, huzurun ne olmadığını çok iyi öğrendikten sonra ne olduğunu ayırt eder.
Ve sonunda şunu kabul eder: Herkes hayatına girebilir ama herkes kalamaz. Çünkü herkes, sessizliğini taşıyamaz.
İnsan bazen sessizliği seçtiğinde aslında kaçmaz; aksine kendine yaklaşır. Gürültüden uzaklaştıkça içindeki gerçek ses duyulur hâle gelir. Bu ses yüksek değildir, iddialı değildir ama nettir. Ne istediğini fısıldar. Ne istemediğini daha da net söyler. İşte bu yüzden herkes sessizliği sevmez. Çünkü sessizlik, insanı kendisiyle baş başa bırakır. Ve herkes kendine tahammül edemez.
Doğru insanın sessizliği bu yüzden iyileştiricidir. Çünkü o sessizlikte yalnız değilsindir. Kendi içine dönerken yanında biri vardır ama seni bölmez. Bu, nadir bulunan bir dengedir. Ne tamamen yalnızlık ne de boğucu bir yakınlık. Arada bir yerde, tam olması gerektiği kadar. İnsan böyle anlarda şunu hisseder: “Burada güvendeyim.” Güven, bağırarak kurulmaz; sessizce yerleşir.
Yanlış bağlar insana kendini sürekli hatırlatır. “Buradayım”, “Beni fark et”, “Beni onayla” deme ihtiyacı doğurur. Doğru bağlarda ise hatırlatmaya gerek yoktur. Varlık zaten hissedilir. Sessizlik, yokluk anlamına gelmez. Tam tersine, orada olmanın en sade hâlidir.
İnsan bazı ilişkilerde sessiz kaldığında suçlu hisseder. Çünkü karşısındaki, sessizliği eksiklik gibi algılar. Bir şeyler anlatman, açıklaman, doldurman beklenir. Ama doğru insanla sessizlik bir anlaşmadır. Yazılmamış ama bozulmayan bir söz gibidir. “İkimiz de burada rahatız” demenin sessiz yoludur.
Zaman geçtikçe insan, kimin yanında kendini topladığını, kimin yanında dağıldığını fark eder. Kimin yanında iç sesi yumuşar, kimin yanında sertleşir. Çünkü bazı insanlar seni sürekli tetikte tutar. Yanlış anlaşılmamak için cümlelerini tartarsın, hislerini süzersin, kendini küçültürsün. Oysa doğru insanın yanında filtreye gerek yoktur. Sessizlik bile sansürsüzdür.
Sessizlik aynı zamanda bir emektir. Sabır ister. Karşındakini düzeltme ihtiyacından vazgeçmeyi gerektirir. Kendi düşünceni dayatmamayı, boşluğu kontrol etmeye çalışmamayı öğretir. Bu yüzden sessizlikte kalabilen insanlar, genelde derin insanlardır. Yüzeyde yaşamazlar. Her boşluğu sesle kapatma telaşları yoktur.
İnsan hayatı boyunca birçok cümle kurar ama en çok, kurmadığı cümleler onu anlatır. Söyleyemedikleri, sustukları, içine attıkları… Doğru insan, bu görünmeyen tarafları da fark eder. “Bir şey söylemiyorsun ama bir şey oluyor” diyebilecek kadar yakındır. Ve bu yakınlık, kelimelerden bağımsızdır.
Bazen iki insan aynı odadadır ama birbirine kilometrelerce uzaktır. Bazen de iki insan hiçbir şey konuşmadan birbirine çok yakındır. Mesafe, fiziksel değildir. Mesafe, anlaşılamamaktır. Ve doğru insan, mesafeyi sessizlikle kapatabilendir.
Hayatın belirli dönemlerinde insan konuşmaktan yorulur. Anlatmaktan, açıklamaktan, savunmaktan… O dönemlerde kelimeler yük olur. İşte o zaman sessizliğe sığınır. Ama sessizliğin de bir adresi vardır. Yanlış insanla sessizlik daha da ağırlaşır. Doğru insanla ise hafifler.
İnsan, doğru kişiyi genellikle gürültüde değil, sessizlikte tanır. Çünkü herkes konuşurken benzer görünür. Ama sustuğunda farklar ortaya çıkar. Kim rahatsız olur, kim sabreder. Kim kaçmak ister, kim kalır. Kim doldurur, kim bekler. Bu yüzden sessizlik, insanları ayıran en net çizgidir.
Doğru kişi, sen sustuğunda kendi sesini yükseltmez. Alanı işgal etmez. Sessizliği kendine çevirmeye çalışmaz. Senin sessizliğini senin hakkın olarak görür. Bu saygı, bağın temelidir. Çünkü saygı olmayan yerde huzur da olmaz.
İnsan zamanla şunu öğrenir: Herkesle konuşmak mümkündür ama herkesle susmak mümkün değildir. Ve susabildiklerin, hayatında kalıcı olur. Çünkü sessizlik, geçici heveslerin değil; derin bağların dilidir.
Belki de bu yüzden insan yaş aldıkça daha az insanla görüşür ama daha doğru insanlarla kalır. Gürültüden uzaklaşır, seçici olur. Çünkü huzurun neye benzediğini öğrenmiştir. Ve artık her ses ona cazip gelmez.
Sessizlik, doğru insanla birlikteyken bir eksilme değil, tamamlanmadır. Çünkü orada kendinden bir şey kaybetmezsin. Aksine, kendine biraz daha yaklaşırsın. Ve insan, kendine yaklaştığı yerde huzur bulur.
Bazen bir insanın sesi değil, sessizliği bile iyi gelir. Çünkü o sessizlik, seni senden uzaklaştırmaz. Seni sana bırakır.
İnsan bazı anlarda konuşmadığında eksik hissetmez; aksine daha bütün hisseder. Çünkü her duygu anlatılmak istemez. Bazı hisler, kelimeye döküldüğünde değer kaybeder. Anlatmaya çalıştıkça sadeleşmez, karmaşıklaşır. Doğru insan bunu sezgisel olarak bilir. Sen sustuğunda “Neden?” diye sormaz. Sessizliğini çözmeye çalışmaz. Orada durur. Seninle birlikte durur. Ve bu birlikte durma hâli, insanın içini sakinleştirir.
Yanlış bağlarda sessizlik bir tehdit gibidir. İki taraf da huzursuz olur. Biri konuşarak kontrolü ele almak ister, diğeri susarak korunmaya çalışır. O sessizlikte gerilim vardır. Hava ağırdır. İnsan kendini yanlış bir şey yapmış gibi hisseder. Oysa doğru bağlarda sessizlik suç değildir. Bir eksiklik değildir. Aksine ilişkinin geldiği bir olgunluk noktasıdır. Artık kelimelere ihtiyaç duyulmayan bir seviyedir bu.
İnsan bazen konuştuğunda değil, sustuğunda gerçek olur. Çünkü konuşurken çoğu zaman seçer, filtreler, düzeltir. Ama sessizlikte maske yoktur. Olduğun hâlinle kalırsın. Yorgunsan yorgun, karışıksan karışık. Doğru insan bu hâli düzeltmeye çalışmaz. “Böyle olma” demez. “Şimdi böyleyim” hâlini kabul eder. Bu kabul, insanın omuzlarından büyük bir yükü indirir.
Sessizlik, aynı zamanda bir güvendir. İnsan ancak güvendiği yerde susabilir. Çünkü susmak savunmasızlıktır. Kendini anlatmadan, açıklamadan orada durabilmektir. Doğru insan, bu savunmasızlığı istismar etmez. Sessizliğini boşluk gibi görüp doldurmaz. Onu olduğu gibi bırakır. İşte bu bırakabilme hâli, insanı derinlemesine bağlar.
Zamanla insan şunu fark eder: Yanında sessiz kalabildiği insanlar azdır ama değerlidir. Çünkü o insanlar seni tamamlamak için değil, seni bozmamak için vardır. Hayatına müdahale etmezler. Seni kendilerine benzetmeye çalışmazlar. Sessizliğini kendi lehlerine çevirmeye uğraşmazlar. Sadece yanında olurlar. Ve bazen birinin sadece yanında olması, her şeyden daha kıymetlidir.
İnsan bazı dönemlerden geçerken anlatacak gücü bulamaz. Yaşadıkları ağır gelir, kelimeler yetersiz kalır. Böyle zamanlarda yanlış insanlar seni konuşmaya zorlar. “Anlat ki anlayayım” der ama aslında rahatlamak ister. Doğru insan ise bekler. Anlatmak istemediğin hâlini de anlamaya çalışır. Çünkü bilir ki bazı yaralar, konuşuldukça değil; yanında sessizce duruldukça iyileşir.
Sessizlik aynı zamanda insanın kendine duyduğu saygıdır. Her düşünceyi herkesle paylaşmamak, her hissi açmamak bir mesafe değil; bir sınırdır. Doğru insan bu sınırı ihlal etmez. Sessizliğini merak konusu yapmaz. Seni çözmeye çalışmaz. Senin bir muamma olarak kalmana izin verir. Çünkü herkesin çözülecek bir problem değil, yaşanacak bir hâl olduğunu bilir.
İnsan yanlış bağlarda sessiz kaldığında daha da yalnız hisseder. Çünkü sessizlik orada bir boşluktur. Ama doğru bağlarda sessizlik yalnızlığı alır götürür. İnsan kendini tek başına hissetmez. Çünkü karşısındaki kişi, sessizliğin içinde bile oradadır. Bu varlık hissi, insanın en derin ihtiyacıdır.
Bazen iki insan arasında uzun bir sessizlik olur ve o sessizlikte geçmiş konuşmalar, yaşanmışlıklar, paylaşılan anlar yankılanır. Kelimelere gerek kalmaz çünkü her şey zaten bilinmektedir. Bu bilme hâli, ilişkilerin en nadir seviyesidir. Ve herkes bu seviyeye ulaşamaz.
İnsan, doğru insanla kurulan sessizlikte acele etmez. Konuyu açmak için fırsat kollamaz. Boşluk doldurma ihtiyacı hissetmez. Çünkü bilir ki o boşluk aslında doludur. Duyguyla, anlayışla, kabul ile doludur. Ve bu doluluk, gürültüden daha ağırdır.
Zaman ilerledikçe insan, kiminle sessiz kalabildiğini bir pusula gibi kullanır. Hayatına kimlerin gireceğini, kimlerin kalacağını bu pusula belirler. Çünkü sessizlikte kalanlar, zor zamanlarda da kalır. Gürültüye ihtiyaç duymayanlar, krizde de dağılmaz.
Belki de bu yüzden insan büyüdükçe daha az şey anlatır ama daha çok hisseder. Daha az konuşur ama daha net bağlar kurar. Çünkü huzurun nerede saklı olduğunu öğrenmiştir. Huzur, yüksek seslerde değil; doğru kişide yankı bulan sessizliktedir.
Ve insan, bir gün dönüp baktığında şunu fark eder: Onu iyileştiren anlar, en çok sessiz olanlardır. Söylenmeyen cümleler, kurulmamış tartışmalar, paylaşılan suskunluklar… Hepsi bir yerde kalpte iz bırakmıştır.
Bazen bir insanın sesi değil, sessizliği bile iyi gelir. Çünkü o sessizlik seni susturmaz; seni sakinleştirir. Seni bastırmaz; seni dengeler. Ve huzur, en çok doğru kişide yankı bulur çünkü o kişi, sessizliğini taşımayı bilir.
Sessizliğin Konuştuğu Yer
İnsan bazı anlarda kelimelerin sınırına gelir. Ne söylerse söylesin eksik kalacağını hisseder. İşte tam o noktada sessizlik devreye girer. Ama bu sessizlik bir susuş değildir; bir anlatım biçimidir. Kelimelerin yapamadığını yapar, cümlelerin ulaşamadığı yere ulaşır. Doğru insanla paylaşılan sessizlik, insanın iç dünyasında yankılanır. Çünkü orada anlaşılma çabası yoktur, ispat ihtiyacı yoktur, kendini anlatma yorgunluğu yoktur. Sadece var olmak vardır. Ve bazen insanın en çok ihtiyacı olan şey, tam olarak budur.
Sessizliğin konuştuğu yerde kimse rol yapmaz. Maske takılmaz. İnsan, kendini güçlü göstermek zorunda kalmaz. Yorgunsa yorgun, karışıksa karışık hâliyle durur. Doğru insan bu hâli düzeltmeye kalkmaz. “Böyle hissetme” demez, “şöyle düşün” diye yönlendirmez. Çünkü bilir: Bazı duygular düzeltilmez, sadece taşınır. Ve birlikte taşınan duygular, insanı hafifletir.
Yanlış insanlarla kurulan sessizlikte insan içine kapanır. Kendini geri çeker. Söylemedikleri birikir ve ağırlık yapar. Ama doğru insanla sessizlik, insanı içe hapsetmez; içini açar. Güvende hissettiğin yerde düşünceler bile daha yavaş akar. Kalp ritmi sakinleşir. İnsan, kendi iç sesini daha net duymaya başlar. Çünkü dışarıdan gelen baskı ortadan kalkmıştır.
Sessizliğin konuştuğu yer, acele kabul etmez. Her şey olması gerektiği hızda ilerler. Kimse senden hemen toparlanmanı beklemez. Hemen ne hissettiğini bilmeni, hemen karar vermeni istemez. Zaman, orada bir düşman değildir. Bir müttefiktir. Beklemek bir kayıp değil, bir süreçtir. Ve bu süreçte insan, kendini daha iyi tanır.
İnsan çoğu zaman konuşarak yanlış anlaşılır. Kelimeler niyeti tam taşıyamaz. Ton kayar, anlam eksilir, cümleler yarım kalır. Ama sessizlikte niyet daha nettir. Çünkü sessizlikte kelime yoktur ama his vardır. Ve his, çoğu zaman kelimeden daha dürüsttür. Doğru insan bu hissi yakalar. Sana soru sormadan seni anlamaya çalışır. Cevap istemeden yanında kalır.
Hayatın gürültüsü arttıkça, sessizliğin değeri daha da belirginleşir. Sürekli konuşulan, sürekli anlatılan, sürekli yorumlanan bir dünyada sessizlik lüks hâline gelmiştir. Ama bu lüks, pahalı olduğu için değil; nadir olduğu için kıymetlidir. Herkes konuşabilir ama herkes susamaz. Herkes sessiz kalabilir ama herkes sessizlikte kalamaz. Çünkü sessizlik, insanın kendisiyle yüzleşmesini ister.
Sessizliğin konuştuğu yerde yargı yoktur. İnsan, eksik hâliyle kabul edilir. Ne olduğu değil, kim olduğu önemlidir. Başardıkları değil, varlığı kıymetlidir. Doğru insan, seni potansiyelinle değil, gerçek hâlinle sever. Bu da insanın üzerindeki baskıyı alır. Çünkü sevilmek için sürekli bir şey olmak zorunda kalmazsın.
İnsan bazen en çok, hiçbir şey anlatmadığı anlarda anlaşılmak ister. Ve bu istek, çocukluktan beri içinde taşıdığı bir ihtiyaçtır. Doğru insan bu ihtiyacı sezdiğinde, sessizliğe alan açar. Konuşmayı zorlamaz. Çünkü bilir: Sessizlik bozulursa büyü bozulur. O an, geri gelmez.
Sessizlikte paylaşılan anlar, hafızada daha derin iz bırakır. Çünkü orada dikkat dağılmaz. Telefonlar, cümleler, gereksiz kelimeler araya girmez. İnsan, o anın içinde kalır. Göz temasında, duruşta, nefeste… Bu küçük detaylar, bağın temelini oluşturur. Ve bu bağ, yüksek sesle kurulan bağlardan daha sağlam olur.
İnsan bir noktadan sonra şunu öğrenir: Herkesle konuşabilirsin ama herkesle susamazsın. Ve susabildiğin insanlar, hayatının en doğru yerlerinde durur. Çünkü onlar seni değiştirmeye çalışmaz. Seni olduğun hâlinle taşır. Sessizliğini bile yük değil, emanet gibi görür.
Sessizliğin konuştuğu yerde, huzur kendiliğinden gelir. Zorlanmaz, çağrılmaz, aranmaz. Sadece olur. Ve insan o huzuru tattığında, artık gürültüyle yetinemez. Çünkü huzur bir kez doğru kişide yankı buldu mu, insan onun yokluğunu hemen fark eder.
Belki de bu yüzden bazı insanlar hayatımıza girer ama çok azı içimizde kalır. İçimizde kalanlar, sessizliğimizi anlayanlardır. Çünkü sesler unutulur, sözler karışır, cümleler eskir. Ama doğru kişiyle paylaşılan sessizlik, insanın içinde uzun süre yaşamaya devam eder.
Sessizlik, insanın kendine karşı en dürüst olduğu hâllerden biridir. Konuşurken insan çoğu zaman bilinçli ya da bilinçsiz bir rol üstlenir; güçlü görünmek ister, anlaşılmak ister, onaylanmak ister. Ama sessizlikte bu isteklerin hiçbiri işlemez. Orada insan, olduğu gibidir. Ne fazlası ne eksiği. Doğru insanla paylaşılan sessizlik bu yüzden rahatlatıcıdır; çünkü senden bir şey talep etmez. Seni bir forma sokmaya çalışmaz. Olduğun hâlin yeterli olduğu duygusunu verir.
Yanlış bağlar sessizliği doldurmak ister. Boşluk korkusu vardır. O boşlukta yüzleşme vardır çünkü. Doğru bağlar ise sessizliği genişletir. Alan açar. Nefes aldırır. İnsan sessizliğin içinde sıkışmaz; açılır. Bu fark, insanın ruh hâlini belirler. Çünkü ruh, baskıyla değil, ferahlıkla iyileşir.
İnsan hayatı boyunca birçok cümle duyar ama en çok, duyulmadığı anlarda yorulur. Sürekli anlatmak, sürekli açıklamak, sürekli kendini doğru ifade etmeye çalışmak insanı tüketir. Doğru insanla bu yorgunluk ortadan kalkar. Çünkü seni anlamak için kelimelere muhtaç değildir. Bir bakıştan, bir duruştan, bir susuş biçiminden ne yaşadığını sezebilir. Bu sezgi, bağın en derin katmanıdır.
Sessizlikte insan, kendini savunma ihtiyacı hissetmez. Yanlış anlaşılma korkusu azalır. Çünkü karşısındaki kişi, seni yanlış anlamamak için çaba gösterir. Bu çaba konuşarak değil, dinleyerek olur. Ama bu dinleme, kulakla değil; kalple yapılan bir dinlemedir. Sessizliğin içinde yapılan dinleme…
İnsan bazen konuştuğunda daha da yalnızlaşır. Çünkü anlattığı şey, karşısındakiyle buluşmaz. Aynı kelimeler farklı anlamlara çarpar. Ama sessizlikte yalnızlık azalır. Çünkü orada beklenti yoktur. Anlaşılmak için performans sergilemek gerekmez. Bu da insanı özgürleştirir.
Doğru insan, sessizliğini hızlandırmaz. Sen hazır olmadan seni konuşturmaz. Zaman tanır. Ve bu zaman, bir bekleyiş değil; bir eşliktir. Yanında durur ama öne geçmez. Seni sürüklemez ama bırakmaz da. Bu denge, insanın en çok ihtiyaç duyduğu şeydir.
Sessizlik aynı zamanda bir güven testidir. Kim sessizliğinde yanında kalıyorsa, fırtınanda da kalır. Gürültüde herkes bulunur. Neşede kalabalık olur. Ama sessizlikte kalan azdır. Bu yüzden sessizlik, insanın hayatındaki gerçekleri ayıklayan bir filtredir.
İnsan doğru sessizliği yaşadığında, kendini daha net görür. Çünkü dış sesler azaldığında iç ses güçlenir. Ne istediğini, ne istemediğini, nerede durmak istediğini daha iyi anlar. Doğru insan bu fark ediş sürecine müdahale etmez. Seni yönlendirmez. Çünkü senin yolunun sana ait olduğunu bilir.
Zamanla insan, sessizlikten kaçan insanlardan uzaklaşır. Çünkü sessizlikten kaçanlar, genelde derinlikten de kaçar. Yüzeyde kalmayı seçer. Hızlı bağlar, hızlı kopuşlar yaşar. Oysa doğru insanla sessizlik, bağları yavaş ama sağlam kurar. Bu yavaşlık, bir eksiklik değil; bir teminattır.
İnsan bazı ilişkilerde çok şey anlatmasına rağmen anlaşılmaz. Bazılarında ise hiçbir şey söylemeden anlaşılır. Bu fark, kelimelerle ilgili değil; niyetle ilgilidir. Doğru insanın niyeti nettir. Seni çözmek değil, seni korumaktır. Sessizliğini bozmak değil, sessizliğinde kalabilmektir.
Sessizlik, doğru insanla birlikteyken insanın yükünü hafifletir. Düşünceler daha az karmaşık olur. Kalp daha az sıkışır. İnsan, hayatla arasındaki mesafeyi yeniden ayarlar. Çünkü huzur, dışarıdan gelen bir şey değildir. İçeride düzen kurulduğunda ortaya çıkar. Doğru insan bu düzeni bozmaz.
Belki de bu yüzden insan yaş aldıkça daha az konuşur ama daha çok seçer. Kiminle vakit geçireceğini, kiminle susacağını, kiminle mesafe koyacağını daha iyi bilir. Çünkü huzurun nerede olmadığını yeterince deneyimlemiştir. Artık onu tanır.
Ve insan bir gün şunu kabul eder: Hayatta her şey paylaşılır ama her şey konuşulmaz. Bazı anlar, bazı hisler, bazı bağlar sadece sessizlikle taşınır. Doğru insanla kurulan sessizlik ise, insanın kendine attığı en sakin imzadır.
İnsan, sessizliği yanlış yerde yaşadığında kendini eksik hisseder; doğru yerde yaşadığında ise tamamlanmış. Aradaki farkı kelimelerle açıklamak zordur ama his olarak çok nettir. Yanlış yerde sessizlik bir boşluk gibi büyür, insanın içini kemirir. Doğru yerde ise sessizlik bir sığınaktır. Gürültüden kaçıp saklanılan değil, huzurla var olunan bir alan hâline gelir. İnsan orada kendini savunmaz, kendini ispatlamaz, kendini anlatmaz. Sadece olur.
Sessizlik bazen en net cevaptır. Sorulara değil belki ama hayata. İnsan, neyi istemediğini en çok sessiz kaldığında anlar. Çünkü konuşmak çoğu zaman kararsızlıktır; sessizlik ise bir duruştur. Doğru insan bu duruşu tehdit olarak algılamaz. Sessizliğini bir mesafe sanmaz. Çünkü bilir ki bazı susuşlar kaçmak için değil, kalabilmek içindir.
Yanlış insanlar sessizliği kontrol etmek ister. “Neden sustun?” diye sorarlar ama aslında “Beni neden merkeze almadın?” demek isterler. Sessizlik onlar için rahatsız edicidir çünkü yönetemedikleri bir alandır. Doğru insan ise sessizliğe müdahale etmez. Orayı senin alanın olarak görür. Gerekirse birlikte susar. Bu birlikte susma hâli, insanın omurgasını güçlendirir.
Sessizlikte insanın duyguları daha netleşir. Gürültü azaldıkça karmaşa da azalır. Hangi bağın yorduğu, hangisinin beslediği ortaya çıkar. Doğru insanla sessizlik, insanın içini karartmaz; berraklaştırır. Kafandaki düğümler yavaş yavaş çözülür. Çünkü baskı yoktur. Zorlama yoktur. Acele yoktur.
İnsan bazen konuştuğunda kendinden uzaklaşır. Başkalarının beklentilerine göre cümle kurar. Ama sessizlikte kendine geri döner. Kendi ritmini bulur. Doğru insan bu dönüşü bozmaya çalışmaz. Seni eski hâline döndürmek istemez. Seni olduğu yere sabitlemez. Çünkü senin değişebileceğini, dönüşebileceğini kabul eder.
Sessizlik aynı zamanda bir sadakattir. Gürültüde herkes var olabilir ama sessizlikte kalmak, emek ister. Sabır ister. Anlayış ister. Doğru insan bu emeği gösterir. Sen konuşmadığında seni terk etmez. Sessizliğini kişisel algılamaz. Çünkü seni kendinden ayrı bir alan olarak görür. Bu bakış, bağın en olgun hâlidir.
İnsan, sessizliğini paylaşabildiği insanlarla derinleşir. Çünkü orada yüzeysel sohbetler yoktur. Küçük roller, geçici heyecanlar, anlık tatminler yoktur. Orada zaman vardır. Beklemek vardır. Beklerken bozulmamak vardır. Ve bu hâl, insanın hayatında çok nadir yaşanır.
Sessizlikte insanın kırıkları daha görünür olur. Ama doğru insan o kırıkları düzeltmeye çalışmaz. Onları saklamaz da. Oldukları gibi kabul eder. Çünkü bilir: Kırık yerlerden sızan şey zayıflık değil, insanlıktır. Sessizlik bu insanlığı açığa çıkarır.
Yanlış bağlarda sessizlik insanı suçlu hissettirir. “Bir şey mi yaptım?” sorusu kafada döner durur. Doğru bağlarda ise sessizlik insanı rahatlatır. Çünkü suçlanmaz. Savunma gerekmez. İnsan, kendi temposunda var olabilir.
Zamanla insan, sessizliği kiminle taşıyabildiğini net bir şekilde ayırt eder. Kim sessizliğini anlamaya çalışıyor, kim sessizliğini bastırmaya çalışıyor… Bu fark, ilişkilerin kaderini belirler. Çünkü sessizliğe saygı duymayan biri, insanın iç dünyasına da saygı duymaz.
Sessizlik bazen iyileştirir, bazen korur. İnsan kendini toparlamak için konuşmak zorunda değildir. Doğru insan bunu bilir. “Anlatmak istemiyorsan anlatma” diyebilmek, bir sevgidir. Çünkü sevgide zorunluluk yoktur. Alan vardır.
İnsan bazı bağlarda çok konuşur ama hiç dinlenmez. Bazılarında ise konuşmaz ama hep hissedilir. İşte huzur, bu hissedilme hâlinde saklıdır. Doğru insan seni duymak için konuşmanı beklemez. Sessizliğini de duyar.
Ve insan bir noktada şunu anlar: Hayatta herkes ses çıkarır ama çok azı sessizliğe dayanabilir. O sessizliğe dayanabilenler, insanın kalbine en yakın yerde durur. Çünkü onlar gürültüyle değil, varlıkla bağ kurar.
Belki de bu yüzden sessizlik, insanın kendine verdiği en dürüst cevaptır. Ve doğru kişi, bu cevabı sorgulamaz. Onu olduğu gibi kabul eder. Çünkü huzur, gerçekten de en çok doğru kişide yankı bulur.
Sessizliğin Bıraktığı Son İz
İnsan hayatında bazı kapılar gürültüyle kapanmaz. Ne büyük cümleler kurulur ne de son sözler söylenir. Bazı kapılar sessizce kapanır ve ardında kalan şey bir eksiklik değil, garip bir huzurdur. Çünkü insan, doğru yerde sustuğunu anladığında artık kendini anlatma ihtiyacı hissetmez. O sessizlik bir kaçış değildir; bir tamamlanmadır. Ve bu tamamlanma hâli, insanın iç dünyasında derin bir iz bırakır.
Sessizlikle kurulan bağlar, insanı yormaz. Hesap sormaz, açıklama beklemez, sürekli bir şey talep etmez. Orada “daha fazlası” yoktur ama “yeterince” vardır. İnsan, hayatı boyunca birçok ilişki yaşar ama çok azında kendini olduğu gibi bırakabilir. İşte o nadir anlarda, sessizlik bir boşluk değil; bir dinlenme alanı olur. İnsan o alanda kendini toparlar, düşüncelerini düzenler, kalbini sakinleştirir.
Kapanış dediğimiz şey aslında bir bitiş değil, bir fark ediştir. İnsan, hangi seslerin kendisini yorduğunu, hangi sessizliklerin iyileştirdiğini ayırt etmeyi öğrendiğinde büyür. Artık her konuşmaya katılmaz, her çağrıya cevap vermez, her bağda kalmaz. Çünkü huzurun neye benzediğini öğrenmiştir. Ve huzur, gürültülü bir mutluluk değildir; sessiz bir dengedir.
Doğru insanla paylaşılan sessizlik, insana kendini küçültmez. Aksine insanı yerli yerine oturtur. Nerede duracağını, neye karışacağını, neyi bırakacağını öğretir. Bu sessizlikte kıskançlık yoktur, kontrol yoktur, baskı yoktur. Sadece karşılıklı bir anlayış vardır. Ve bu anlayış, uzun cümlelerden çok daha kalıcıdır.
İnsan hayatın belli bir noktasından sonra şunu fark eder: Herkesle konuşabilir ama herkesle susamaz. Ve susabildiği insanlar, hayatının en sağlam yerlerinde durur. Çünkü sessizlikte kalabilmek cesaret ister. Yüzleşme ister. Sabır ister. Gürültüden kaçmak kolaydır ama sessizlikte kalmak, insanın kendine karşı dürüst olmasını gerektirir.
Bu dürüstlük bazen can yakar ama iyileştirir. İnsan sessizlikte kendine yalan söyleyemez. Ne hissettiğini, neye dayanamadığını, nerede yorulduğunu daha net görür. Doğru insan bu yüzleşmenin önüne geçmez. Seni o sessizlikten çekip çıkarmaz. Orada kalmana izin verir. Çünkü bilir: Her iyileşme biraz yalnızlık ister ama bu yalnızlık terk edilmişlik değildir.
Sessizlikle gelen huzur, insanın seçimlerini de değiştirir. Daha az bağ kurar ama daha sağlam bağlar kurar. Daha az konuşur ama daha çok hisseder. Daha az kalabalıkta olur ama daha az yalnız hisseder. Çünkü artık hayatına giren her sesi değil, hayatında kalan her sessizliği önemser.
Kapanış dediğimiz yerde insan, geçmişte sustuğu anları affeder. Konuşamadığı günleri, anlatamadığı duyguları, yarım kalan cümleleri… Hepsi bir yere oturur. Çünkü artık bilir: Her şey anlatılmak zorunda değildir. Bazı şeyler yaşanır, hissedilir ve orada kalır. Ve o kalan şeyler, insanın içini sessizce ayakta tutar.
Sonunda insan şunu kabul eder: Huzur, yüksek sesle gelmez. Kapıyı çalmaz. Kendini ispatlamaz. Huzur, doğru insanla paylaşılan bir sessizlikte usulca yerini alır. Ve insan, o huzuru bir kez tattığında, artık gürültüyle yetinemez. Çünkü kalbi, sessizliğin nerede gerçek olduğunu öğrenmiştir.
İşte bu yüzden bazı insanlar konuşarak değil, susarak iz bırakır. Ve bazı bağlar, sesleriyle değil; sessizlikleriyle hatırlanır. Çünkü huzur, en çok doğru kişide yankı bulur. Ve o yankı, insanın içinde uzun süre susmadan yaşamaya devam eder.
İnsan bazı konuları kapatırken yüksek bir ses aramaz. Alkış istemez, onay beklemez, “anlaşıldım mı?” diye dönüp bakmaz. Çünkü bazı bitişler sessiz olur ve en doğru hâlini o sessizlikte bulur. Bu yazının da varacağı yer tam olarak burasıdır: kelimelerin artık geri çekildiği, anlamın kendiliğinden yerini aldığı bir durak.
Hayat boyunca insan, sesini duyurmak için çok çabalar. Anlatır, açıklar, savunur, bazen fazla konuşur. Çünkü anlaşılmak ister. Ama zamanla şunu öğrenir: Anlaşılmak, çok konuşmakla değil; doğru yerde konuşmakla ilgilidir. Hatta bazen hiç konuşmamakla. Doğru insan, sen sustuğunda da seni duyar. Çünkü o, kelimeleri değil; varlığını dinler.
Sessizlik burada bir eksiklik değildir. Tam tersine, fazlalıklardan arınmış bir hâlidir. İnsan, yanlış yerlerde sessiz kaldığında içi daralır. Ama doğru yerde sustuğunda içi genişler. Aradaki fark, insanın hayatındaki en önemli ayrımlardan biridir. Çünkü bu fark, insanın kimin yanında kendisi olabildiğini gösterir.
Sonunda insan şunu kabul eder: Her bağ konuşarak derinleşmez. Bazıları susarak kök salar. Gürültüyle kurulan bağlar hızlıdır ama kırılgandır. Sessizlikle kurulan bağlar yavaştır ama dayanıklıdır. Çünkü orada acele yoktur. Kanıtlama yoktur. Birbirini ikna etme çabası yoktur. Sadece birlikte durabilme hâli vardır.
İnsan doğru sessizliği yaşadığında, kendini tamamlanmış hisseder. Artık sürekli bir şeyleri düzeltme ihtiyacı duymaz. Karşısındakini değiştirmeye çalışmaz. Kendini de dönüştürmeye zorlamaz. Çünkü bilir: Huzur, çabayla inşa edilen bir şey değildir. Uyumla ortaya çıkar.
Bu uyum, insanın iç dünyasında bir denge yaratır. Zihin daha az yorulur. Kalp daha az savrulur. İnsan, hayata karşı daha sakin bir duruş kazanır. Tepkileri azalır, farkındalığı artar. Çünkü artık kimin sesiyle yorulduğunu, kimin sessizliğiyle iyileştiğini ayırt edebiliyordur.
Ve bu ayırt ediş, insanı yalnızlaştırmaz. Aksine özgürleştirir. Gereksiz bağlardan, yorucu ilişkilerden, sürekli açıklama yapmak zorunda kaldığı ortamlardan uzaklaşır. Yerine az ama gerçek bağlar koyar. Az ama sahici insanlar… Bu da insanın içindeki gürültüyü azaltır.
Son yazı dediğimiz şey, aslında bir kapanıştan çok bir kabulleniştir. İnsan, her şeyin konuşulmak zorunda olmadığını kabullenir. Bazı duyguların sadece hissedilmesi gerektiğini anlar. Bazı bağların sessizlikte daha anlamlı olduğunu fark eder. Ve bu fark ediş, insanı hafifletir.
Artık bilir ki huzur, dışarıdan gelen bir şey değildir. Birinin onu eğlendirmesiyle, meşgul etmesiyle, doldurmasıyla oluşmaz. Huzur, doğru kişinin yanında boş kalabilmekle ilgilidir. O boşlukta rahatsız olmamakla. O sessizlikte kaçma isteği duymamakla.
İnsan bir noktadan sonra şunu net bir şekilde söyler kendine: Ben artık sesimi yükseltmek istemiyorum. Anlaşılmak için yorulmak istemiyorum. Sessizliğimi taşıyamayan kimseyle yol almak istemiyorum. Bu bir küskünlük değildir. Bu bir olgunluktur.
Ve belki de hayatın en sade ama en güçlü cümlesi burada ortaya çıkar:
Bazen bir insanın sesi değil, sessizliği bile iyi gelir.
Çünkü huzur, gerçekten de en çok doğru kişide yankı bulur.
Bu yankı bağırmaz. Çağırmaz. Israr etmez.
Sadece kalır. Ahmet TEKİN