İnsan hayatının en zor sınavlarından biri, hiçbir şeyinin kalmadığını düşündüğü zamanlarda kim olduğunu koruyabilmektir. Çünkü insanın karakteri çoğu zaman bollukta değil, yoklukta belli olur. Her şey yolundayken güçlü görünmek kolaydır; yanında insanlar varken, cebinde para varken, kapılar yüzüne açıkken, herkes seni severken kendi değerlerine bağlı kalmak çok zor değildir. Asıl mesele, yalnız kaldığında, ihtiyaç duyduğunda, elin daraldığında, birilerinin desteğine muhtaç olduğunda ve önüne bazı kolay yollar konulduğunda kendinden vazgeçmemektir. İşte tam da bu yüzden “Aslan ne kadar aç olursa olsun ot yemez” sözü, yalnızca hayvanlar âlemine ait bir benzetme değildir. İnsan için de çok derin bir anlam taşır. Çünkü insanı insan yapan şey, her istediğini elde etmesi değil; elde edemediği zamanlarda bile kendi değerini kaybetmemesidir. Bazen hayat seni öyle bir noktaya getirir ki, önüne konulan şey ihtiyacın olan şey gibi görünür. Oysa bazı şeyler ihtiyaç değildir; yalnızca çaresizliğinin sana ihtiyaç gibi gösterdiği şeylerdir. İşte insanın kendisini kaybetmeye başladığı yer tam olarak burasıdır.
Hayatta herkes senden bir şey bekler. Kimi daha fazla susmanı ister, kimi daha fazla fedakârlık yapmanı, kimi kendi yanlışlarına göz yummanı, kimi de sırf seni kaybetmemek için kendinden vazgeçmeni bekler. Bazıları seni kendi hayatlarına sığdırabilmek için küçülmeni ister. Çünkü sen olduğun hâlinle onların hesaplarına, alışkanlıklarına veya çıkarlarına uymuyorsundur. Standartların vardır, sınırların vardır, kırmızı çizgilerin vardır, kabul etmediğin davranışlar vardır. İşte bazı insanlar senin bu sınırlarını karakter olarak değil, problem olarak görür. Çünkü sen her şeye “evet” demiyorsundur. Her çağrıldığın yere gitmiyorsundur. Her önüne konulanı kabul etmiyorsundur. Her davranışı sırf birini kırmamak için sineye çekmiyorsundur. Her ilişkiyi sürdürmek için kendini tüketmiyorsundur. Ve belki de en önemlisi, yalnız kalmaktan korktuğun için yanlış insanların yanında durmuyorsundur. İşte tam burada insanın kendisine sorması gereken soru şudur: “Beni kaybetmemek için benden kendimi kaybetmemi isteyen insanların hayatımda ne kadar yeri olmalı?”
Bir insanın standart sahibi olması kibir değildir. Kendine değer vermesi bencillik değildir. Sınır çizmesi sevgisizlik değildir. Hayır diyebilmesi kötü kalplilik değildir. Aksine insanın kendi değerini bilmesi, kim olduğunu unutmaması ve başkalarının beklentileri karşısında kişiliğini koruyabilmesi büyük bir olgunluktur. Çünkü bu dünyada herkes seni kendi ihtiyacına göre tanımlamak ister. Sen sustuğunda “olgun”, itiraz ettiğinde “zor”, kendini savunduğunda “kibirli”, sınır koyduğunda “soğuk”, uzaklaştığında “nankör”, affetmediğinde “acımasız” ilan edilebilirsin. Fakat insanların sana taktığı isimler, senin kim olduğunu belirlemez. İnsanların seni nasıl görmek istediğiyle senin gerçekte kim olduğun arasında bazen uçurumlar vardır. Eğer sürekli başkalarının beklentilerine göre yaşarsan, bir süre sonra aynaya baktığında karşında kendini değil, herkesin senden istediği insanı görmeye başlarsın. İşte bu, insanın kendisine verebileceği en büyük zararlardan biridir.
Aslanın açlığı onun doğasını değiştirmez. Aç kalabilir, zorlanabilir, güçsüz düşebilir, uzun süre bekleyebilir; fakat sırf karnı aç diye ot yemez. Çünkü onun doğasında olmayan bir şeyi yapması, açlığını gidermekten önce kendisini inkâr etmek olurdu. İnsan da böyledir. Hayat seni zorlayabilir. Bir dönem paran azalabilir, çevren daralabilir, yalnız kalabilirsin, sevdiğin insanlar seni terk edebilir, emek verdiğin insanlar sana sırt çevirebilir, hak ettiğini düşündüğün şeyleri alamayabilirsin. Hatta bazen bütün kapıların kapandığını bile düşünebilirsin. Fakat bütün bunlar, sana karakterinden vazgeçmek için gerekçe oluşturmaz. Çünkü insanın gerçek zenginliği, sahip olduğu şeylerin çokluğu değil, kaybettiklerine rağmen kendisinden geriye ne kaldığıdır. Para kaybedebilirsin, makam kaybedebilirsin, çevre kaybedebilirsin, fırsat kaybedebilirsin; ama kendine olan saygını kaybettiğinde kaybettiğin şeylerin hiçbirini yeniden kazanmanın anlamı kalmaz.
Bazen insanı standartlarını düşürmeye zorlayan şey ihtiyaç değildir; yalnızlıktır. İnsan yalnız kalmaktan korktuğu için kendisine iyi gelmeyen insanları hayatında tutabilir. Bir mesaj gelmesini beklediği için kendisine defalarca değer vermemiş birine yeniden kapı açabilir. Bir ilişki bitmesin diye kendi duygularını susturabilir. “Ya giderse?” korkusuyla “Ben ne hissediyorum?” sorusunu unutabilir. Oysa bir insanın yanında kalması için kendinden vazgeçmen gerekiyorsa, o insanın yanında olmasının sana ne faydası vardır? Bir ilişki seni sürekli küçültüyor, değersizleştiriyor, kendinden şüphe ettiriyor ve seni olduğundan başka biri olmaya zorluyorsa, orada kaybetmekten korktuğun şey belki de aslında çoktan kaybedilmiştir. Çünkü insan bazen birini kaybetmemek için kendisini kaybeder ve sonunda karşısındaki insan hâlâ yanında olsa bile kendi içindeki insan artık yoktur.
Bir başka tehlike de kabul görme ihtiyacıdır. İnsan sevilmek ister. Takdir edilmek ister. Beğenilmek, önemsenmek, aranmak, hatırlanmak ister. Bunların hepsi insani duygulardır. Fakat insanın başkalarının sevgisine duyduğu ihtiyaç, kendi özsaygısının önüne geçtiği zaman tehlikeli bir hâl alır. Çünkü o zaman kişi kendisini sevdirmek için sürekli taviz vermeye başlar. Önce küçük bir şeyden vazgeçer. Sonra başka bir şeyden. Sonra bir sözünü geri alır. Sonra bir davranışı görmezden gelir. Sonra kendi sınırını aşar. Bir süre sonra bütün hayatı, başkalarının onu terk etmemesi üzerine kurulmuş bir pazarlığa dönüşür. Halbuki gerçek sevgi, insanın kendisini yok etmesini istemez. Gerçek dostluk, kişinin kişiliğini küçültmesini gerektirmez. Gerçek bağlılık, bir insanın kendisine ihanet etmesini beklemez.
Hayatta herkesin seni anlamasını bekleme. Herkes senin neden bazı şeyleri kabul etmediğini anlayamayabilir. Herkes senin neden bazı insanlardan uzaklaştığını bilemez. Herkes senin neden bazı kapıları kapattığını, bazı teklifleri reddettiğini, bazı ilişkileri bitirdiğini anlayamaz. Çünkü insanlar çoğu zaman senin verdiğin kararın arkasındaki hikâyeyi değil, sadece sonucu görür. Senin yaşadığın hayal kırıklığını yaşamamış biri, neden artık güvenmediğini anlamayabilir. Senin taşıdığın yükü taşımamış biri, neden yorulduğunu sorgulayabilir. Senin defalarca verdiğin şansı görmemiş biri, neden artık kapıyı açmadığını eleştirebilir. Ama insanın hayatı, dışarıdan seyredenlerin yorumlarıyla yaşanacak kadar basit değildir. Herkes kendi hikâyesinin içinden konuşur. Sen ise kendi hikâyenin içinde yaşarsın.
Bu nedenle bazı insanların seni yanlış anlamasına izin vermeyi öğrenmelisin. Çünkü herkes tarafından anlaşılmak için sürekli kendini açıklamak zorunda kalırsan, bir süre sonra hayatını yaşamaktan çok kendini savunmaya başlarsın. Her kararına bir açıklama, her uzaklaşmana bir gerekçe, her “hayır”ına uzun bir savunma hazırlamak zorunda değilsin. Bazen “hayır” sadece hayırdır. Bazen “istemiyorum” yeterlidir. Bazen “bana iyi gelmiyor” açıklanması gerekmeyen kadar gerçek bir sebeptir. Çünkü senin hayatının direksiyonunda oturan kişi sensin. Başkaları sana yol gösterebilir, tavsiye verebilir, eleştirebilir; fakat o yolu sen yürüyeceksin. Ayağına batan taşın acısını da sen hissedeceksin. Bu yüzden kararlarının sorumluluğunu taşıyabilecek kadar büyüdüğünde, başkalarının onayına ihtiyaç duymadan kendi doğrularının arkasında durmayı da öğrenmelisin.
Standartlarını düşürmekle esnek olmak arasında da büyük bir fark vardır. Hayat insandan değişmeyi, öğrenmeyi, hatalarını kabul etmeyi ve gerektiğinde bakış açısını yenilemeyi ister. Fakat değişmek başka, kendinden vazgeçmek başkadır. Olgunlaşmak başka, kişiliğini kaybetmek başkadır. Affetmek başka, aynı yanlışa tekrar tekrar izin vermek başkadır. Anlayış göstermek başka, sürekli kullanılmaya razı olmak başkadır. Sevgi başka, kendini yok saymak başkadır. İnsan bazen “Ben değiştim” zannederken aslında sadece kendisinden uzaklaşmıştır. Sırf birileri onu kabul etsin diye kendi doğrularından vazgeçmiştir. Sırf yalnız kalmasın diye istemediği bir hayatı yaşamaya başlamıştır. Sırf kaybetmekten korktuğu için kendisini küçültmüştür.
Oysa insanın hayatında bazı şeylerin fiyatı yoktur. Onur, vicdan, dürüstlük, güvenilirlik, karakter ve özsaygı pazarlık konusu yapılmamalıdır. Çünkü bunları bir kez alışverişe çıkarırsan, karşılığında ne aldığının bir süre sonra hiçbir önemi kalmaz. Dünyanın bütün kapılarını açacak bir anahtarın olsa bile, kendi içindeki kapıyı kaybettiysen ne anlamı vardır? Herkes seni alkışlasa ama sen kendini alkışlayamıyorsan, o alkışların sana ne faydası dokunur? Herkes seni seviyor görünse ama sen kendi hayatında kendine yabancılaşmışsan, o sevginin içinde ne kadar gerçeklik vardır?
İnsan bazen sırf ihtiyaç duyduğu için yanlış insanlara yaklaşır. Bazen iş için, bazen para için, bazen makam için, bazen yalnızlıktan kurtulmak için, bazen bir fırsatı kaçırmamak için, bazen de sadece birilerinin “aferin” demesi için kendisinden taviz verir. Fakat ihtiyaçların geçici, karakterin kalıcıdır. Bugün seni zorlayan şey yarın geçebilir. Bugün parasız olabilirsin, yarın kazanabilirsin. Bugün yalnız olabilirsin, yarın seni gerçekten anlayan insanlarla karşılaşabilirsin. Bugün kapın kapalı olabilir, yarın başka bir kapı açılabilir. Ama bugün uğruna karakterinden vazgeçtiğin şey, yarın seni kendi gözünde değersiz hâle getirebilir. İşte insanın en ağır hesabı başkalarıyla değil, kendi vicdanıyla yaptığı hesaptır.
Bazen hayat sana “Biraz taviz ver, ne olacak?” diye fısıldar. O küçük tavizlerin tehlikesi de zaten küçüklüğünden gelir. Çünkü insan büyük hataları çoğu zaman bir anda yapmaz; küçük tavizlerin birikmesiyle büyük bir dönüşüm yaşar. Önce bir yanlışa susar, sonra ikinciye alışır. Önce bir haksızlığı görmezden gelir, sonra haksızlığın parçası olur. Önce bir saygısızlığı affeder, sonra saygısızlık normalleşir. Önce bir insanın sınırını aşmasına izin verir, sonra kendi sınırının nerede olduğunu unutmaya başlar. Bu yüzden mesele tek bir olay değildir. Mesele, o olayın senden sonra ne götürdüğüdür.
Kendine verdiğin değeri başkasının sana verdiği değere bağlama. Çünkü insanların sana verdiği değer değişkendir. Bugün seni göklere çıkaran biri yarın seni yerin dibine sokabilir. Bugün seni arayan biri yarın telefonuna cevap vermeyebilir. Bugün seni vazgeçilmez gören biri yarın seni kolayca değiştirebilir. Eğer kendini onların davranışlarına göre değerlendirirsen, ruhun sürekli başkalarının elinde sallanan bir terazinin üzerinde yaşar. Bir gün mutlu, bir gün mutsuz; bir gün değerli, bir gün değersiz hissedersin. Oysa insan kendi değerinin ölçüsünü başkasının eline bırakmamalıdır. Senin değerini birinin seni sevmesi artırmaz, seni terk etmesi de azaltmaz. Sen, sana yapılanlardan bağımsız olarak bir değere sahipsin. Mesele, o değeri başkalarına kabul ettirmek değil, önce kendin kabul etmektir.
Bir gün hayatında hiç kimsenin kalmadığını düşündüğün bir an olabilir. Telefonun susabilir, kapın çalınmayabilir, seni arayanların sayısı azalabilir. Belki bir dönem çok kalabalık olan çevren bir anda sessizleşebilir. İşte o zaman kendinle baş başa kaldığında, bütün mesele ortaya çıkar. Eğer o kalabalıkların içinde kendini kaybetmediysen, yalnızlık seni yıkmaz. Çünkü yanında kimse olmasa bile kendin hâlâ seninlesindir. Fakat insan başkalarının yanında kalabilmek için kendisini sürekli terk etmişse, yalnız kaldığı gün karşılaşacağı en büyük yabancı yine kendisi olacaktır.
Bu yüzden hayatında bir ölçün olsun. Seni isteyen herkesin hayatına girmesine izin verme. Seni çağıran herkesin peşinden gitme. Sana değer verdiğini söyleyen herkesin gerçekten değer verdiğine inanma. Söze değil, davranışa bak. Bir insanın seni ne kadar sevdiğini söyledikleri değil, sana ne kadar saygı gösterdiği belirler. Sana ne kadar ihtiyaç duyduğu değil, senin sınırlarına ne kadar saygı duyduğu önemlidir. Çünkü sevgi bazen çok konuşur; saygı ise sessizce davranır. İnsanları sözlerinden çok, sen “hayır” dediğinde gösterdikleri tavırla tanırsın. Çünkü gerçek karakter, sen onların istediğini yapmadığında ortaya çıkar.
Sırf birileri senden bunu bekliyor diye standartlarını düşürme. Çünkü senden sürekli daha azını kabul etmeni isteyenler, çoğu zaman sana daha fazlasını vermeye niyetli olmayanlardır. Seni küçülterek yanlarında tutmak isteyenler, sen büyüdüğünde seni kaybetmekten korkanlardır. Kendi ışığını kısmayı, başkasının karanlığını rahatlatmak sanma. Senin güçlü olman birilerinin zayıflığını açığa çıkarıyorsa, bunun sorumluluğu senin değildir. Sen kendini küçülterek başkasını büyütemezsin. Sadece ikinizi de olduğunuzdan daha mutsuz hâle getirirsin.
İnsan bazen hayatının en güzel dönemine, artık kimseye kendisini ispatlamak zorunda olmadığını anladığı zaman girer. Ne kadar iyi olduğunu anlatmaya çalışmaz. Ne kadar sevdiğini kanıtlamak için kendini tüketmez. Haklı olduğunu herkese kabul ettirmeye uğraşmaz. Kendisine yapılan her yanlışın hesabını sormak için yıllarını harcamaz. Çünkü bilir ki bazı insanlar seni anladığında değil, senden istediklerini alamadığında seni eleştirecektir. Bazı insanlar senin değiştiğini söyleyecektir. Oysa belki de değişen sen değilsindir; artık kendinden vazgeçmiyor oluşundur.
Ve belki insanın hayatında öğrenmesi gereken en önemli derslerden biri şudur: Aç kalmak, yanlış şeyi yemek zorunda olduğun anlamına gelmez. Yalnız kalmak, yanlış insanı hayatında tutmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Parasız kalmak, onurunu satmak zorunda olduğun anlamına gelmez. Sevilmemek, kendinden vazgeçmek zorunda olduğun anlamına gelmez. Bir fırsatı kaçırmak, her fırsatı kabul etmen gerektiği anlamına gelmez. Birinin seni terk etmesi, peşinden gitmen gerektiği anlamına gelmez. Hayat bazen seni bekletebilir, sınayabilir, yavaşlatabilir, hatta uzun süre istediğin şeyden mahrum bırakabilir. Fakat gecikmiş olmak, yanlış olmayı gerektirmez.
Aslanın açlığı onun ne olduğunu değiştirmez. İnsan da hayatın zorlukları karşısında ne olduğunu unutmamalıdır. Çünkü bazı kayıplar aslında kayıp değildir. Bazen bir insanı kaybetmek, kendini kazanmanın bedelidir. Bazen bir fırsatı reddetmek, karakterini korumanın bedelidir. Bazen yalnız kalmak, yanlış kalabalıklardan kurtulmanın bedelidir. Bazen kapının kapanması, sana ait olmayan bir hayatın sona ermesidir. Bazen “hayır” demek, gelecekteki huzuruna verdiğin en büyük “evet”tir.
Öyleyse hayat seni ne kadar zorlarsa zorlasın, sırf birileri senden bunu bekliyor diye kendini küçültme. Aç kalabilirsin ama onursuzlaşma. Yalnız kalabilirsin ama yanlış insanların yanında kendini kaybetme. Bekleyebilirsin ama değerlerinden vazgeçme. Kaybedebilirsin ama karakterini kaybetme. Herkes senden bir parça almak isteyebilir; sen ise kendinden geriye ne bırakacağını iyi düşün. Çünkü insanın hayatının sonunda elinde kalan şey, kaç kişiyi memnun ettiği değil, kendi vicdanının karşısında nasıl bir insan olarak durabildiğidir.
Unutma; seni gerçekten hak eden insanlar, seni kendilerine uydurmak için küçültmezler. Sana kendi kalıplarını dayatmak yerine senin sınırlarına saygı gösterirler. Seni sevmek için senden başka biri olmanı istemezler. Senin güçlü taraflarından korkmaz, değerlerinden rahatsız olmazlar. Çünkü gerçek insanlar, karşısındaki insanın karakterini değiştirmeye çalışmak yerine onu olduğu hâliyle anlamaya çalışır. Ve sen de artık bunu öğrenmelisin: Her kapıyı açmak zorunda değilsin, her eli tutmak zorunda değilsin, her davete gitmek zorunda değilsin, her söze inanmak zorunda değilsin, herkesi memnun etmek zorunda değilsin.
Hayatın boyunca birçok insan sana “Biraz daha aşağı in, biraz daha taviz ver, biraz daha sus, biraz daha katlan, biraz daha kabul et” diyecek. Sen ise bazen sadece kendi içinde sessizce durup kendine şunu söylemelisin: “Ben kim olduğumu başkalarının rahatlığı için değiştirmeyeceğim.” Çünkü insanın gerçek gücü, istediği her şeyi elde edebilmesinde değil; istemediği şeylere rağmen kendisi olarak kalabilmesindedir.
Aslan ne kadar aç olursa olsun ot yemez. Çünkü açlık, doğasını değiştirmez. Sen de hayat ne kadar zor olursa olsun karakterini değiştirme. Çünkü ihtiyaçların geçer, insanların beklentileri değişir, kalabalıklar dağılır, zaman her şeyi yerinden oynatır; fakat insanın kendisine duyduğu saygı, bir kez kırıldığında yeniden kurulması en zor şeylerden biridir. Bugün sırf birilerini memnun etmek için kendinden vazgeçersen, yarın aynaya baktığında seni kimsenin değil, kendinin tanıyamaması en ağır bedel olur.
Bu yüzden kendi değerini ucuzlatma. Seni anlamayanların anlayacağı kadar küçülme. Seni sevmeyenlerin seveceği hâle gelmek için kendini değiştirme. Sırf birileri yanında kalsın diye ruhunu kapıda bırakma. Hayatın sana sunduğu her şeyi kabul etmek zorunda olmadığını öğren. Çünkü bazen insanın en büyük başarısı kazandığı şey değil, uğruna kendisini kaybetmeyi reddettiği şeydir. Ve günün sonunda insan, başkalarının beklentilerine göre yaşadığı hayatın değil, kendi değerlerine sadık kaldığı hayatın huzurunu taşır.
“Kendinden vazgeçme. Standartlarını düşürme. Sınırlarını başkalarının rahatlığı için silme.”
Çünkü bu dünyada herkesin seni sevmesi mümkün değildir; ama senin, ne olursa olsun kendine saygı duyabileceğin bir hayat kurman mümkündür.
Ve unutma:
“Aslan aç kalabilir… ama ot yemez.”
Sen de sırf hayat seni zorladı diye kim olduğunu unutma. Bazen aç kalmak, yanlış şeyle doymaktan daha onurludur. Bazen yalnız kalmak, yanlış insanlarla kalabalık olmaktan daha değerlidir. Bazen kaybetmek, kendini kaybetmemek için ödenmesi gereken en doğru bedeldir.
Çünkü insanın gerçek gücü, her şeye sahip olmakta değil; sahip olamadığı şeyler uğruna kendisinden vazgeçmemektedir. Ahmet Tekin