google.com, pub-5635234458637791, DIRECT, f08c47fec0942fa0

AŞKIMIZIN KIYMETİ: BAZI SEVGİLERİN DEĞERİ ANCAK YOKLUĞUNDA ANLAŞILIR

Bu yazı Zehra Su Olgun Hanımefendi’nin şarkısından esinlenerek kaleme alınmıştır.

Yaşam - 10-10-2026 22:54

İnsan, hayatı boyunca birçok şeyin peşinden koşar; daha iyi bir hayatın, daha büyük hayallerin, daha fazla kazancın, daha çok başarının ve kendisine yeni kapılar açacağını düşündüğü fırsatların… Bazen bir ömür boyunca sahip olamadıklarının hesabını tutarken, aslında sahip olduklarının ne kadar değerli olduğunu fark edemez. Gözünü uzaklara diker, henüz ulaşamadığı şeylerin hayalini kurar ve yanı başında sessizce duran güzellikleri görmezden gelir. Oysa hayatın insana sunduğu en kıymetli armağanlar, çoğu zaman büyük gürültülerle gelmez. Bazen bir insanın gözlerinde saklıdır mutluluk, bazen kapıdan içeri girerken yüzünde beliren bir gülümsemede, bazen yorulduğunda başını yaslayabileceğin bir omuzda, bazen de hiçbir şey söylemeden seni anlayan bir kalbin varlığında… İnsan bunlara sahipken sıradan olduklarını düşünür; çünkü her gün yaşadığı güzelliğin bir gün hayatından çekilebileceğini hesaba katmaz. İşte aşkın en acı tarafı da burada başlar: İnsan bazen kendisini dünyanın en zengin insanı yapabilecek bir sevginin içindeyken, başka zenginliklerin peşinde koşarak elindekinin kıymetini unutur. Sonra bir gün hayat, hiçbir uyarıda bulunmadan o sevgiyi önünden çekip aldığında, geriye yalnızca bir soru kalır: Biz birbirimizi gerçekten sevdik mi, yoksa birbirimize sahip olduğumuzu düşündüğümüz için mi sevgimizin değerini anlayamadık?

Aşk, iki insanın birbirine duyduğu hislerden ibaret değildir. Aşk, aynı zamanda bir insanın başka bir insanın hayatında bıraktığı anlamdır. Birinin gününü güzelleştirmek, yorgunluğunu hafifletmek, korkularına rağmen yanında durmak, en kırılgan hâlini gördüğünde bile ondan uzaklaşmamak ve dünyanın bütün karmaşası içinde ona güvenebileceği bir yer sunmaktır. Gerçek sevgi, yalnızca güzel günlerde birbirinin yüzüne bakmak değildir; hayatın ağırlaştığı, umutların azaldığı, insanların değiştiği ve koşulların zorlaştığı zamanlarda da birbirinin elini bırakmamayı bilmektir. Çünkü herkes mutluyken sevmek kolaydır. Her şey yolundayken güzel sözler söylemek, birlikte gülmek, hayaller kurmak ve geleceğe dair umutlar taşımak insanın doğasında vardır. Asıl mesele, sevdiğin insanın gözlerindeki ışık azaldığında, hayatın yükü omuzlarına çöktüğünde ve eskisi kadar güçlü görünmediğinde ona nasıl davrandığındır. Bir insanı gerçekten sevip sevmediğini anlamak istiyorsan yalnızca ona duyduğun özleme değil, onun zor zamanlarında gösterdiğin sabra, kırıldığı zamanlarda gösterdiğin anlayışa ve sana ihtiyaç duyduğu anlarda yanında olup olmadığına da bakmalısın. Çünkü aşk, yalnızca kalbin hızla çarpması değil, zaman geçtikçe derinleşen bir bağlılıktır. Ve bir sevginin kıymeti, çoğu zaman ne kadar güzel başladığıyla değil, iki insanın onu yaşatmak için ne kadar emek verdiğiyle ölçülür.

Ne yazık ki insan, alıştığı şeylerin değerini zamanla azaltmaya meyillidir. İlk zamanlarda bir mesajın gelmesiyle yüzünde beliren gülümseme, zamanla sıradanlaşır. Başlangıçta saatlerce konuştuğu insanın sesini duymak için fırsat kollayan kişi, bir süre sonra karşısındakinin anlattıklarını dinlemeye bile üşenebilir. Bir zamanlar gözlerinin içine bakarak dinlediği insanın sözleri, gün gelir telefon ekranının ışığı karşısında yarım kalır. Bir zamanlar kavuşmak için gün sayan iki insan, aynı odada otururken birbirine yabancılaşabilir. Burada değişen yalnızca zaman değildir; bazen insanın dikkati, bazen öncelikleri, bazen de sevgiye gösterdiği özen değişir. Oysa aşkı tüketen şey her zaman büyük ihanetler veya unutulmaz kavgalar değildir. Bazen sevgiyi bitiren, tekrar tekrar ertelenen konuşmalar, önemsenmeyen duygular, karşılıksız bırakılan küçük çabalar ve insanın kendisini anlatmaktan yorulmasıdır. Bir kalp, her zaman büyük bir darbeyle kırılmaz; bazen her gün biraz daha az hatırlanarak, biraz daha az dinlenerek, biraz daha az önemsenerek sessizce yorulur. Sonra bir gün, eskiden her şeye rağmen yanında kalmak isteyen o insan, hiçbir şey söylemeden uzaklaşmaya başlar. İşte o zaman diğer taraf, neden değiştiğini anlamaya çalışır. Oysa belki de değişen sevgi değil, sevgiyi ayakta tutan emektir.

Bir insanın kıymetini bilmek, onu kaybetmekten korktuğunu söylemekten çok daha fazlasıdır. Kıymet bilmek, o insan hayatındayken ona bunu hissettirmektir. Sadece özlediğinde aramak değil, özleyecek kadar uzaklaşmadan önce yanında olabilmektir. Yalnızca kaybetme ihtimali ortaya çıktığında güzel sözler söylemek değil, her şey yolundayken de onun kalbini korumaktır. Çünkü bazı insanlar birini kaybetmekten korktuklarında değişmeye başlar; daha fazla ilgi gösterir, daha çok konuşur, daha önce esirgediği sevgiyi bir anda sunmaya çalışırlar. Fakat insanın aklında şu soru belirir: Madem bunları yapabiliyordun, neden ben yanındayken yapmadın? Madem beni bu kadar önemsiyordun, neden bunu anlamam için gitmem gerekti? Madem sevgimiz bu kadar değerliydi, neden onu korumak için yalnızca birimizin çabalamasına izin verdin? Bu soruların cevabı bazen pişmanlıkta, bazen korkuda, bazen de çok geç anlaşılmış bir gerçekte saklıdır. Ancak hangi cevap verilirse verilsin, yaşanmış zaman geri gelmez. İnsan özür dileyebilir, pişman olabilir, hatasını kabul edebilir; ama geçmişte yalnız bırakılmış bir kalbe, o gün ihtiyaç duyduğu huzuru sonradan aynı biçimde veremez. Çünkü bazı anların telafisi vardır, bazı anlarınsa yalnızca hatırası kalır.

Aşkın kıymeti, iki insanın birbirine ne kadar güzel söz söylediğinde değil, o sözlerin arkasında ne kadar durabildiğinde saklıdır. Çünkü sözler kolaydır; asıl zor olan, söylenenlerin sorumluluğunu taşımaktır. Birine onu sevdiğini söylemek kolaydır, fakat o sevginin gerektirdiği sadakati göstermek emek ister. Birinin hayatında kalacağını söylemek kolaydır, fakat işler zorlaştığında kaçmamak karakter ister. Bir kalbe umut vermek kolaydır, fakat o umudu kırmamak vicdan ister. İşte bu nedenle sevgi, yalnızca hissedilen bir duygu değil, her gün yeniden verilen bir karardır. İki insan birbirini her gün aynı heyecanla sevmeyebilir; hayatın yorgunluğu, sorumluluklar ve zamanın getirdiği değişimler duyguların görünüşünü değiştirebilir. Fakat sevginin biçimi değişse bile saygı, sadakat ve özen kaybolmak zorunda değildir. Bazen aşk, saatlerce konuşmak yerine sessizce yanında oturmaktır. Bazen büyük sürprizler yapmak yerine, karşındaki insanın zorlandığını fark edip yükünü hafifletmektir. Bazen tartışmayı kazanmak yerine, ilişkinin zarar görmemesi için bir adım geri çekilmektir. Bazen de haklı olduğunu kanıtlamaktan vazgeçip sevdiğinin neden incindiğini anlamaya çalışmaktır. Çünkü aşkın gerçek kıymeti, iki insanın birbirine karşı üstünlük kurmasında değil, birbirlerinin kalbinde güvenle yaşayabilmesindedir.

İnsan, sevdiği kişiyi her zaman yanında bulabileceğini düşündüğünde büyük bir yanılgıya düşebilir. Sanki o insanın sevgisi tükenmez, sabrı sonsuz, kalbi sınırsız ve varlığı değişmezmiş gibi davranabilir. Oysa kimsenin kalbi sonsuza kadar aynı acıyı taşıyamaz. Kimse sürekli anlaşılmayı bekleyip anlaşılmamaya, sürekli affedip aynı hatalarla karşılaşmaya, sürekli uzanıp karşılığında boşluk bulmaya mecbur değildir. Bir insanın seni sevmesi, ona istediğin gibi davranabileceğin anlamına gelmez. Aksine, seni sevdiği için ona karşı daha dikkatli olman gerekir. Çünkü yabancıların sözleri insanı bir süre üzebilir; ama sevdiğin insanın umursamazlığı, insanın kendisini sorgulamasına neden olabilir. İnsan bazen en çok, kendisini en iyi tanıdığını düşündüğü kişinin yanında yalnız kalır. Kalabalıklar arasında gülümserken içinden ağlayabilir. Her şey yolundaymış gibi görünürken içinde biriken kırgınlıklarla baş başa kalabilir. Ve çoğu zaman bunu anlatmaz; çünkü aynı şeyi defalarca anlatmış, aynı acıyı tekrar tekrar dile getirmiş ve sonunda anlaşılmayı beklemekten yorulmuştur. İşte böyle zamanlarda bir ilişkinin içinde hâlâ iki insan bulunabilir ama sevgiyi taşıyan bağ, çoktan zayıflamaya başlamış olabilir.

Belki de aşkımızın kıymetini anlamak için kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur: Sevdiğimiz insanın hayatını güzelleştiriyor muyuz, yoksa yalnızca kendi hayatımızda bulunmasını mı istiyoruz? Çünkü birini istemekle onu sevmek aynı şey değildir. Birini istemek, onun varlığından kendimize mutluluk çıkarmak olabilir; onu sevmek ise onun da mutlu olmasını önemsemektir. Birinin bize ilgi göstermesini beklemek kolaydır, fakat onun ihtiyaçlarını da görebilmek olgunluk ister. Her zaman anlaşılmak istemek kolaydır, fakat anlamaya çalışmak emek gerektirir. İlişkide yalnızca kendi kırgınlıklarımızı sayarsak, karşı tarafın sessizce taşıdığı yükleri göremeyiz. Kendi beklentilerimizi tek gerçek kabul edersek, sevdiğimiz insanın da bir dünyası olduğunu unutabiliriz. Aşk, iki insanın bütün farklılıklarını ortadan kaldırmak değildir; farklılıklarına rağmen birbirlerine zarar vermeden yaşayabilmeyi öğrenmeleridir. Bu yüzden gerçek sevgi, karşındaki insanı kendine benzetmeye çalışmak yerine onu anlamaya gayret etmektir. Her anlaşmazlığı bir savaş, her sessizliği bir ceza, her hatayı sevgisizliğin kanıtı olarak görmek yerine, bazen durup birbirinin kalbine kulak vermektir.

Yıllar geçtikçe insanın hayatında pek çok şey değişir. Yüzler değişir, şehirler değişir, işler değişir, hayaller değişir. Bir zamanlar vazgeçilmez sandığımız bazı insanlar uzaklaşır, bir daha karşılaşmayacağımızı düşündüğümüz bazı insanlar yeniden karşımıza çıkar. Fakat bütün bu değişimin içinde insanın kalbinde bazı izler kalır. Bir şarkı duyduğunda hatırladığı bir yüz, bir sokaktan geçerken içine çöken bir özlem, bir akşam vakti ansızın aklına gelen bir konuşma… Bazen yıllardır düşünmediğini sandığın bir insan, tek bir melodinin içinde yeniden belirir. O an anlarsın ki unutmak, her şeyi silmek değildir. Bazen insan geçmişi geride bırakır ama geçmişin kendisinde bıraktığı anlamı taşıyarak yaşamaya devam eder. Bu yüzden bazı şarkılar yalnızca dinlenmez; insanın içinde sakladığı hatıraların kapısını açar. Bir zamanlar söylenmiş sözleri, yarım kalmış hayalleri, kavuşulamamış elleri ve belki de zamanında kıymeti yeterince bilinmemiş bir sevgiyi yeniden hatırlatır. Dinlerken yalnızca bir melodiyi takip ettiğini sanırsın; oysa kalbin, yıllardır sessiz duran bir hikâyeyi yeniden okumaktadır.

Belki de bu yüzden insanın en büyük pişmanlığı, sevdiği kişiyi kaybetmesi değil, onu kaybetmeden önce elinde tuttuğu güzelliği yeterince yaşayamadığını fark etmesidir. Birlikte geçirilebilecek zamanlar ertelenmiştir. Söylenebilecek güzel sözler sonraya bırakılmıştır. Sarılmak için bir sebep aranmış, özür dilemek gurura yenilmiş, bir telefon görüşmesi için uygun zaman beklenmiştir. İnsan hep daha sonra konuşacağını, daha sonra ilgileneceğini, daha sonra sevgisini göstereceğini düşünür. Sanki hayat, bütün güzel anları biriktirip istediğimiz zaman önümüze koyacakmış gibi davranır. Oysa hayatın en acı gerçeklerinden biri, yarının kimseye verilmiş bir söz olmamasıdır. Bugün yanında olan insanın yarın da yanında olacağının garantisi yoktur. Bugün konuşabildiğin bir sesin yarın sessizliğe karışmayacağının, bugün tutabildiğin bir elin yarın hatıralarında kalmayacağının garantisi yoktur. Bu gerçeği düşünerek korkuyla yaşamak değil, sahip olduğumuz anların değerini bilerek yaşamak gerekir. Çünkü sevgi, bir gün kaybetme ihtimali ortaya çıktığında hatırlanacak bir duygu değil, bugün yaşanması gereken bir güzelliktir.

Eğer hayatında seni gerçekten seven biri varsa, onun varlığını sıradanlaştırma. Sana gününün nasıl geçtiğini soruyorsa, bazen o sorunun ardında seni merak eden bir kalp bulunduğunu hatırla. Senin için endişeleniyorsa, bunu gereksiz bir telaş olarak görme. Üzüldüğünde yanında duruyorsa, onun da yorulabileceğini unutma. Seninle konuşmak istiyorsa, her zaman daha önemli bir şey bulup onu erteleme. Çünkü sevgi, büyük günlerin gösterişli anlarından çok, sıradan günlerin küçük davranışlarıyla büyür. Bir insanın hayatında kalıcı bir yer edinmek için her gün mucizeler yaratmana gerek yoktur; fakat onun kalbinde nasıl bir iz bıraktığını önemsemen gerekir. Bazen samimi bir özür, bazen dikkatle dinlenen bir cümle, bazen beklenmedik bir anda uzatılan el, bazen de yalnızca “Seni anlıyorum” diyebilmek bir ilişkinin yönünü değiştirebilir. Bunlar küçük görünür ama insanın kalbinde büyük yer tutar. Çünkü insan, kendisini gerçekten önemseyen birinin yanında kusursuz olmak zorunda kalmadığını hisseder. Hatalarıyla, korkularıyla, yorgunluğuyla ve eksikleriyle de sevilebildiğini anladığında, işte o zaman bir ilişkinin içinde yalnızca bulunmaz; kendisini güvende hisseder.

Bununla birlikte, aşkın kıymetini bilmek demek, her koşulda kalmak ya da ne yaşanırsa yaşansın bir ilişkiyi sürdürmek demek değildir. Sevgi, insanın kendisine yapılan her haksızlığa katlanmasını gerektirmez. Bir ilişkinin devam etmesi için yalnızca bir tarafın çabalaması, sürekli affetmesi ve kendi duygularını bastırması yeterli değildir. Çünkü gerçek sevgi karşılıklıdır; iki insanın da birbirinin kalbini gözetmesini, hatalarıyla yüzleşmesini ve ilişkiyi korumak için sorumluluk almasını gerektirir. Bazen insan çok sevdiği hâlde gitmek zorunda kalabilir. Bazen bütün çabasına rağmen bir ilişkiyi kurtaramayabilir. Bazen de kalmak, sevgiyi yaşatmak yerine insanın kendisini tüketmesine neden olabilir. Böyle durumlarda ayrılmak, yaşananları değersizleştirmek anlamına gelmez. Bir şeyin güzel olması, sonsuza kadar sürmek zorunda olduğu anlamına da gelmez. Bazı sevgiler insana çok şey öğretir, hayatında derin izler bırakır ve bir gün sona erse bile yaşanmışlığıyla değerini korur. Önemli olan, sevgiyi korumak adına kendini yok etmek değil; sevginin içinde iki insanın da insan kalabilmesini sağlamaktır.

Bir gün geriye dönüp hayatına baktığında, belki kazandığın paraları, ulaştığın makamları, aldığın eşyaları ya da başardığın işleri hatırlayacaksın. Fakat seni gerçekten seven birinin yanında hissettiğin huzuru, zor zamanında sana uzatılan eli, hiçbir şey söylemeden anlaşıldığın o anı ve dünyaya karşı yorgun düştüğünde birinin sana açtığı güvenli alanı başka bir ölçüyle hatırlayacaksın. Çünkü insanın hayatını zenginleştiren şeylerin hepsi maddi değildir. Bazı insanlar vardır; varlıklarıyla hayatın yükünü hafifletirler. Bazı sesler vardır; duyduğunda içindeki fırtına diner. Bazı bakışlar vardır; sana hâlâ güzel şeylerin mümkün olduğunu hatırlatır. Ve bazı sevgiler vardır ki insan onları yaşarken ne kadar kıymetli olduklarını tam anlayamaz; fakat yıllar sonra bir anı, bir koku ya da bir şarkı aracılığıyla yeniden hatırladığında, aslında ne kadar büyük bir zenginliğin içinden geçtiğini fark eder. İşte o zaman insan, hayatın en değerli şeylerinin çoğu zaman satın alınamadığını, zorla elde edilemediğini ve kaybedildikten sonra aynı biçimde geri getirilemediğini anlar.

Belki de bu yazının sonunda hepimizin kendisine sorması gereken soru, “Beni kim seviyor?” sorusundan önce, “Beni seven insanlara sevgimi ne kadar hissettirebiliyorum?” olmalıdır. Çünkü sevilmek güzeldir ama sevdiğini hissettirebilmek de en az onun kadar değerlidir. İnsan bazen kendi acılarına, beklentilerine ve hayal kırıklıklarına o kadar yoğunlaşır ki karşısındaki kişinin de anlaşılmaya ihtiyaç duyduğunu unutur. Oysa bir ilişkinin güzelliği, iki insanın da kendisini görülmüş, duyulmuş ve değerli hissetmesinde saklıdır. Sevginin kıymetini bilmek için büyük kayıplar yaşamayı beklememeliyiz. Birini özlemeden önce aramalı, kırılmadan önce konuşmalı, uzaklaşmadan önce anlamaya çalışmalı, pişman olmadan önce doğru olanı yapmalıyız. Çünkü hayat, bazı şeyleri yeniden denemek için fırsatlar sunsa da geçmişte yaşanmış her anı geri getiremez. Bugün söylenebilecek bir güzel sözün yarına bırakılması, yarın o sözü söyleyebileceğimizin garantisi değildir. Bugün sarılabileceğimiz bir insana sarılmayı ertelemek, o sarılmanın değerini azaltmaz; fakat bir gün o imkânın elimizden alınması, içimizde büyük bir boşluk bırakabilir.

Aşkımızın kıymeti, belki de tam burada gizlidir: Birbirimize sahip olduğumuzu düşündüğümüz için değil, birbirimizin hayatında bulunmanın ne kadar özel olduğunu anladığımız için sevmek… Bir insanı kaybetme korkusuyla değil, onun kalbini incitmek istemediğimiz için dikkatli davranmak… Sevgiyi yalnızca güzel günlerin süsü olarak değil, zor zamanların sorumluluğu olarak görmek… Ve en önemlisi, bir kalbin bize açılmış olmasını sıradan bir ayrıcalık değil, korunması gereken büyük bir emanet olarak kabul etmek. Çünkü insanın kalbine girmek kolay olabilir; fakat o kalpte güvenle kalabilmek emek, dürüstlük ve sadakat ister. Herkes birinin hayatına girebilir ama herkes onun ruhunda huzur bırakamaz. Herkes güzel sözler söyleyebilir ama herkes söylediği sözlerin arkasında duramaz. Herkes sevdiğini iddia edebilir ama gerçek sevgi, zamanın ve hayatın sınavları karşısında kendisini davranışlarla gösterir.

Unutma, insanın hayatındaki en kıymetli şeylerden bazıları, kaybedilmeden önce korunmayı bekler. Bir kalp, kırıldıktan sonra yeniden sevebilir ama yaşadığı her şeyin izini bir anda silemez. Bir ilişki, onarıldıktan sonra devam edebilir ama yaşananların hatırası zaman zaman yeniden kapıyı çalabilir. Bir insan, affedebilir ama aynı güveni yeniden kurmak için zamana ihtiyaç duyabilir. Bu yüzden sevginin değerini anlamak için ayrılığın gelmesini, özlemin büyümesini, sessizliğin ağırlaşmasını beklemeyelim. Hayatımızda olan insanlara sevgimizi bugün gösterelim. Onları gerçekten dinleyelim, emeklerini fark edelim, çabalarını küçümsemeyelim ve varlıklarını alışkanlığın gölgesinde kaybetmeyelim. Çünkü bir gün her şey geride kaldığında, insanın içini en çok acıtan şey bazen yaşadığı kavgalar değil, yaşayabileceği hâlde yaşamadığı güzellikler olacaktır.

Ve belki bir gün, geçmişten bir şarkı yeniden kulağımıza çalındığında, artık yanımızda olmayan bir insanın yüzü gözlerimizin önünde belirecek. O an onunla yaşadığımız güzel günleri, yarım kalan konuşmaları, ertelenmiş buluşmaları ve söylemeye fırsat bulamadığımız sözleri hatırlayacağız. Belki içimizden ona bir şeyler anlatmak geçecek; belki bir zamanlar ne kadar yakın olduğumuzu, sonra nasıl uzaklaştığımızı düşüneceğiz. Belki de yıllar önce sıradan sandığımız bir anın, bugün hayatımızın en kıymetli hatıralarından biri olduğunu anlayacağız. İşte o zaman, sevginin değerini anlatan hiçbir cümlenin yaşanmış bir anın yerini tutmadığını fark edeceğiz. Çünkü aşk bazen bir ömür sürer, bazen bir ömrün yalnızca bir bölümünde yaşanır; fakat gerçek anlamıyla hissedilmişse insanın içinde mutlaka bir iz bırakır.

“Aşkımızın kıymetini, onu kaybettikten sonra değil, hâlâ birbirimize ulaşabiliyorken bilmeliyiz.” Çünkü sevgi, yalnızca hatırlanacak bir geçmiş değil, bugün özen gösterilmesi gereken bir emanettir. Bir insanın seni sevmesi, hayatın sana sunduğu sıradan bir şey değildir. Seni anlamaya çalışması, kusurlarına rağmen yanında durması, iyi olmadığın günlerde seni yalnız bırakmaması ve bütün dünyanın seni anlamadığı zamanlarda bile sana kulak vermesi, insanın hayatında kolay rastlanmayan bir güzelliktir. Böyle bir sevgiyi bulduğunda onu alışkanlığa dönüştürme; kıymetini bil, koru ve hissettir. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıktıklarında yalnızca kendileri gitmez; onlarla birlikte bir zamanın sıcaklığı, bir evin huzuru, bir sesin güveni ve geleceğe dair kurduğumuz hayallerin bir bölümü de sessizce uzaklaşır.

Hayatın sonunda geriye ne kadar kazandığımızdan çok, kimin kalbine dokunduğumuz, kimin yanında kendimiz olabildiğimiz ve bizi seven insanlara ne kadar sevgi verebildiğimiz kalacak. Belki her şeyi elde edemeyeceğiz, belki bütün hayallerimiz gerçekleşmeyecek, belki bazı insanlarla yolumuz bir gün ayrılacak. Fakat bütün bunların içinde, bir zamanlar birini gerçekten sevmiş olmanın, ona değer vermenin ve sevgiyi yaşatmak için elimizden geleni yapmış olmanın huzuru bizimle kalabilir. Çünkü insan bazen kaybettiği şeyin büyüklüğünü, onun yerine hiçbir şey koyamadığında anlar. Oysa asıl bilgelik, bir şeyin yerinin doldurulamadığını anlamak için onu kaybetmeyi beklememektir.

“Sevdiğin insanın kıymetini, yokluğunda anlayacak kadar geç kalma.” Onu yanındayken duy, elini tutabiliyorken tut, konuşabiliyorken konuş ve kalbin hâlâ ona ulaşabiliyorken sevgini saklama. Çünkü hayat, bazı insanları yeniden karşımıza çıkarabilir ama onlarla geçirdiğimiz zamanı aynı hâliyle geri getiremez. Bazen bir ömür boyunca aradığımız huzur, çoktan hayatımıza girmiş bir insanın içten bakışlarında saklıdır. Bazen en büyük zenginliğimiz, farkında olmadan sıradanlaştırdığımız bir sevginin ta kendisidir. Ve bazen insanın hayatında cevabını yıllarca aradığı sorunun karşılığı, bütün o zaman boyunca yanında duran kişinin değerini neden zamanında anlayamadığında gizlidir.

Aşkın kıymeti, ayrılığın ardından dökülen gözyaşlarında değil; ayrılık gelmeden önce gösterilen özende saklıdır. Sevginin büyüklüğü, kaybedildikten sonra söylenen sözlerle değil, birlikteyken yapılanlarla anlaşılır. Çünkü gerçek aşk, yalnızca bir kalpte yer edinmek değil, o kalbin kendisini güvende hissetmesini sağlamaktır.

“Bir gün herkes gider, zaman geçer, hatıralar sessizleşir. Fakat insan, kendisine gerçekten değer veren birinin kıymetini bilip bilmediğini en çok kendi kalbinin sessizliğinde hatırlar.”

Ve keşke insan, bazı sevgilerin ne kadar değerli olduğunu anlamak için onları kaybetmek zorunda kalmasa… Ahmet Tekin

Günün Diğer Haberleri